<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sezgin Hukuk</title>
	<atom:link href="https://www.sezginhukuk.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sezginhukuk.org/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 08 May 2026 11:14:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>en-US</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sezginhukuk.org/wp-content/uploads/2024/03/favicon.png</url>
	<title>Sezgin Hukuk</title>
	<link>https://www.sezginhukuk.org/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kira Artış Oranı Mayıs 2026</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/kira-artis-orani-mayis-2026/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 11:12:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sezginhukuk.org/?p=1097</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kira artış oranları, yasal olarak Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan 12 aylık TÜFE ortalamasına göre her ay başında belirlenmektedir. Kiracı ve ev sahiplerinin kira güncellemelerinde yapabileceği maksimum zam oranı,...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/kira-artis-orani-mayis-2026/">Kira Artış Oranı Mayıs 2026</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span data-subtree="aimfl,mfl" data-copy-service-computed-style="font-family: &quot;Google Sans&quot;, &quot;Helvetica Neue&quot;, sans-serif; font-size: 16px; font-weight: 400; margin: 0px; text-decoration: none; border-bottom-width: 0px; border-bottom-style: none; border-bottom-color: rgb(10, 10, 10);">Kira artış oranları, yasal olarak Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan 12 aylık TÜFE ortalamasına göre her ay başında belirlenmektedir. Kiracı ve ev sahiplerinin kira güncellemelerinde yapabileceği maksimum zam oranı, açıklanan kira artış oranı kadardır. </span></p>
<p>2026 Mayıs ayında açıklanan kira artış oranı <strong>%32,43&#8217;tür</strong>.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1098 size-full" src="https://www.sezginhukuk.org/wp-content/uploads/2026/05/2026_kira_artis_oranlari_v2.png" alt="" width="900" height="1340" srcset="https://www.sezginhukuk.org/wp-content/uploads/2026/05/2026_kira_artis_oranlari_v2.png 900w, https://www.sezginhukuk.org/wp-content/uploads/2026/05/2026_kira_artis_oranlari_v2-201x300.png 201w, https://www.sezginhukuk.org/wp-content/uploads/2026/05/2026_kira_artis_oranlari_v2-688x1024.png 688w, https://www.sezginhukuk.org/wp-content/uploads/2026/05/2026_kira_artis_oranlari_v2-768x1143.png 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/kira-artis-orani-mayis-2026/">Kira Artış Oranı Mayıs 2026</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kira Hukuku ve Kira Avukatı</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/kira-hukuku-ve-kira-avukati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 07:15:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sezginhukuk.org/?p=1095</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mülkiyet hakkı ile barınma/çalışma hakkının kesişim noktasında yer alan kira hukuku, toplumsal yaşamın en dinamik ve uyuşmazlığa açık alanlarından biridir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) kapsamında düzenlenen bu hukuk...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/kira-hukuku-ve-kira-avukati/">Kira Hukuku ve Kira Avukatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mülkiyet hakkı ile barınma/çalışma hakkının kesişim noktasında yer alan kira hukuku, toplumsal yaşamın en dinamik ve uyuşmazlığa açık alanlarından biridir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) kapsamında düzenlenen bu hukuk dalı, tarafların hak ve yükümlülüklerini belirli bir disiplin altına alır.</p>
<h2><b>Kira Sözleşmesinin Kuruluşu ve Geçerliliği</b></h2>
<p>Kira ilişkisi, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla kurulur. Kanunumuzda şekil şartı aranmasa da ispat hukuku açısından yazılı sözleşme büyük önem taşır. Sözleşmede yer alan özel şartlar, tarafların sorumluluk sınırlarını belirleyen en güçlü delildir.</p>
<h2><b>Kira Artış Oranları ve Kanuni Sınırlar</b></h2>
<p>Kira bedelinin belirlenmesi ve artış oranları, kira hukukunun en çok uyuşmazlık yaşanan alanıdır. Konut ve çatılı iş yeri kiralarında artış oranı, bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki (TÜFE) on iki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçemez. Bu sınırın üzerindeki sözleşme hükümleri hukuken geçersiz kabul edilir.</p>
<h2><b>Tahliye Sebepleri ve Süreç Yönetimi</b></h2>
<p>Kira hukuku, kiracıyı koruma felsefesi üzerine kuruludur. Bu nedenle kiraya veren, dilediği zaman sözleşmeyi feshedemez. Tahliye için kanunda sayılan sınırlı sebeplerden birinin varlığı gerekir:</p>
<ul>
<li><b>İhtiyaç Sebebiyle Tahliye:</b> Kiraya verenin kendisi veya bakmakla yükümlü olduğu kişilerin konut/iş yeri ihtiyacı.</li>
<li><b>Yeni Malikin İhtiyacı:</b> Taşınmazın el değiştirmesi durumunda yeni malikin kullanım ihtiyacı.</li>
<li><b>Tahliye Taahhütnamesi:</b> Kiracının, mülkü belirli bir tarihte boşaltacağını yazılı olarak beyan etmesi.</li>
<li><b>İki Haklı İhtar:</b> Kira bedelinin ödenmemesi sebebiyle bir kira yılı içinde yapılan haklı bildirimler.</li>
</ul>
<h2><b>Kira Tespit ve Uyarlama Davaları</b></h2>
<p>Ekonomik koşulların değişmesi veya kiranın emsal değerlerin çok altında kalması durumunda başvurulan yollardır. Daha ayrıntılı bilgi için kira avukatı ile görüşmenizi tavsiye ederiz.</p>
<ul>
<li><b>Kira Tespit Davası:</b> 5 yılı dolduran kira sözleşmelerinde, kiranın rayiç değerlere çekilmesi amacıyla açılır.</li>
<li><b>Uyarlama Davası:</b> Sözleşmenin kurulmasından sonra öngörülemeyen olağanüstü durumlarda (aşırı ifa güçlüğü) kiranın yeniden düzenlenmesini sağlar.</li>
</ul>
<h2><b>Depozito (Güvence Bedeli) ve İadesi</b></h2>
<p>Depozito uygulaması, kiraya verenin mülke gelebilecek zararları teminat altına alma yöntemidir. Yasaya göre depozito bedeli 3 aylık kira bedelini aşamaz ve tarafların ortak rızası olmadan çekilemeyecek bir vadeli hesaba yatırılmalıdır.</p>
<h2><b>Ayıba Karşı Sorumluluk ve Yan Giderler</b></h2>
<p>Mülkün kullanımıyla ilgili olağan giderler (aidat vb.) kiracıya; demirbaş niteliğindeki, mülkün değerini veya yapısını ilgilendiren büyük onarımlar ise kiraya verene aittir. Mülkün sözleşmedeki kullanıma uygun teslim edilmemesi veya sonradan ortaya çıkan kusurlar &#8220;ayıba karşı sorumluluk&#8221; çerçevesinde değerlendirilir.</p>
<h2><b>Tahliye Taahhüdünde &#8220;Boş Kâğıda İmza&#8221; ve Geçerlilik Kriterleri</b></h2>
<p>Tahliye taahhütnameleri, kira hukukunun en çok ihtilaf yaratan konusudur. Bir taahhütnamenin geçerli kabul edilebilmesi için şu üç şartın bir arada bulunması gerekir:</p>
<ul>
<li><b>Yazılı Olmalı:</b> Sözlü tahliye taahhüdü hukuken geçersizdir.</li>
<li><b>Serbest İradeyle Verilmeli:</b> Kira sözleşmesi imzalanırken (aynı gün) alınan taahhütnameler, Yargıtay uygulamalarına göre genellikle &#8220;müzayaka hali&#8221; (zor durum) altında verildiği kabul edilerek geçersiz sayılabilmektedir.</li>
<li><b>Tahliye Tarihi Belirli Olmalı:</b> Tahliye edilecek gün, ay ve yıl net olarak belirtilmelidir.</li>
</ul>
<p>Ayrıntılı bilgilendirme için kira avukatı ile iletişime geçmenizi öneririz.</p>
<h2><b>Kira Hukukunda Arabuluculuk Süreci</b></h2>
<p>1 Eylül 2023 tarihinden itibaren kira uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuk dönemi başlamıştır.</p>
<ul>
<li>Tahliye, kira tespiti, uyarlama veya alacak davaları açılmadan önce arabulucuya başvurulması bir dava şartıdır.</li>
<li>Arabuluculuk görüşmelerinde taraflar anlaşırsa, hazırlanan tutanak <b>ilam (mahkeme kararı) niteliğindedir</b> ve doğrudan icra edilebilir.</li>
<li>Anlaşma sağlanamaması durumunda ise arabuluculuk son tutanağı ile birlikte dava açma hakkı doğar.</li>
</ul>
<h2><b>Kiracının Temerrüdü ve Ödeme Def&#8217;i</b></h2>
<p>Kira bedelinin ödenmemesi durumunda kiralayanın seçimlik hakları mevcuttur:</p>
<ul>
<li><b>İcra Takibi (Örnek 13):</b> Hem birikmiş kiranın tahsili hem de tahliye talepli icra takibi başlatılabilir. Kiracıya ödeme yapması için 30 günlük yasal süre verilir.</li>
<li><b>İhtarname:</b> Bir kira yılı içinde iki haklı ihtar gönderilmesi, kira dönemi sonunda tahliye davası açma hakkı verir.</li>
</ul>
<h2><b>Konut ve İş Yeri Kiralarında Farklılıklar</b></h2>
<p>Kira hukuku, konut ve çatılı iş yeri kiralarını özel olarak korur. Ancak iş yeri kiralarında; vergi (stopaj), KDV ve yönetim planından doğan sorumluluklar konut kiralarından ayrışır. Özellikle ticari işletmelerin devri durumunda kira sözleşmesinin devri, kiralayanın haklı bir sebep olmadıkça reddedemeyeceği bir süreçtir.</p>
<p>Kira hukuku ile tüm süreç ve sorularınız için kira avukatı ile iletişime geçmenizi öneririz.</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/kira-hukuku-ve-kira-avukati/">Kira Hukuku ve Kira Avukatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5 Yılı Dolduran Kiracıya Rayiç Kira Bedeli Davası</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/5-yili-dolduran-kiraciya-rayic-kira-bedeli-davasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 12:15:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sezginhukuk.org/?p=1090</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kira sözleşmesi 5 yılı doldurduğunda kira bedeli artırımı konusunda taraflar arsında kira artırımı konusunda anlaşma var olup olmadığına bakılmaksızın mahkeme tarafından sadece TÜFE oranına göre artırım olmayacak. Mahkeme tarafından görevlendirilen...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/5-yili-dolduran-kiraciya-rayic-kira-bedeli-davasi/">5 Yılı Dolduran Kiracıya Rayiç Kira Bedeli Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kira sözleşmesi 5 yılı doldurduğunda kira bedeli artırımı konusunda taraflar arsında kira artırımı konusunda anlaşma var olup olmadığına bakılmaksızın mahkeme tarafından sadece TÜFE oranına göre artırım olmayacak. Mahkeme tarafından görevlendirilen bilirkişi, taşınmazın bulunduğu yerdeki dava konusu olan taşınmazın güncel rayiç bedelini mahkemeye sunacaktır. Mahkeme tarafından kira tespiti konusunda<span class="Apple-converted-space">  </span>tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde tutularak hakkaniyete uygun biçimde belirlenir.</p>
<h2>Rayiç Kira Bedeli Nasıl Belirlenir?</h2>
<p>Davacı tarafından veyahut davalı tarafından dava konusu olan taşınmazın rayiçi ile ilgili delillerini örnek kira sözleşmeleri dava<span class="Apple-converted-space">  </span>dosyasına sunmalıdır. Mahkeme tarafından görevlendiren bilirkişi kiralanan taşınmaz ve taraf emsalleri tek tek görülüp incelenmeli, böylece elde edilen veriler somutlaştırılarak, dava konusu yer ile ayrı ayrı (konumu, çevresi, niteliği, kullanım şekli, kira başlangıç tarihi, kira süreleri vb.) kira parasına etki eden tüm nitelikleri karşılaştırılmalı.</p>
<h2>Rayiç Bedel Konusunda Kiracının Hakları</h2>
<p>Kiracı, dava konusu taşınmaz ile ilgili emsal bedellerin oturmuş olduğu daire ile karşılaştırmasını yaparak tespit edilen emsal bedele itiraz edebilir. İtiraz sebeplerin de uyuşmazlığa söz konu olan taşınmazın nitelikleri ile oturulan taşınmazın niteklerinin aynı olmadığı kira artışının adil olmasını talep edebilir. Bu durumda kiracı tarafından mahkemeden tekrar bilirkişi raporu aldırabilir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<h2>Rayiç Bedel Konusunda Ev Sahibinin Hakları</h2>
<p>Kiraya veren açısından kira bedelinin çevreki taşınmazlara göre taşınmazın değerinin altında kalmış olması ev sahipleri için ekonomik anlamda mağduriyetine sebep olmaktadır. 5 yılı geçen kira sözleşmelerinde kiraya veren açısından kira tespit davası açılması kanunen verilmiş bir haktır.</p>
<p>Kiraya veren taşınmazın güncel değerini mahkemeden tespitini isteyebilmekte ve verilen karar kesinleştikten sonra kiracı tarafından yenilenen kira döneminden itibaren mahkemenin belirlemiş olduğu yeni güncel kira bedelinden sorumluluğu olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/5-yili-dolduran-kiraciya-rayic-kira-bedeli-davasi/">5 Yılı Dolduran Kiracıya Rayiç Kira Bedeli Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kira Davalarında Zorunlu Arabuluculuk Nedir?</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/kira-davalarinda-zorunlu-arabuluculuk-nedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 12:13:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sezginhukuk.org/?p=1088</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kiracı ve ev sahibi arasında yapılmış olan kira ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurmak zorunludur. Bu zorunluluk; kira bedelinin artırılması veya tespiti, tahliye, kira alacağı ve yan giderler...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/kira-davalarinda-zorunlu-arabuluculuk-nedir/">Kira Davalarında Zorunlu Arabuluculuk Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kiracı ve ev sahibi arasında yapılmış olan kira ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurmak zorunludur. Bu zorunluluk; kira bedelinin artırılması veya tespiti, tahliye, kira alacağı ve yan giderler gibi konuları kapsamaktadır. Ancak kiralanan taşınmazların 2004 sayılı<span class="Apple-converted-space">  </span>İcra İflas Kanunua göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümlerin de zorunlu arabulucuğua tabi<span class="Apple-converted-space">  </span>değildir.</p>
<p>Zorunlu arabuluculuğun amacı, tarafların mahkemeye gitmeden önce anlaşmasını sağlamak ve uzun süren dava süreçlerini azaltmak ve yargı görevi yapan hakimlerin iş yüklerini azaltmak amacı getirilmiştir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Taraflar arabuluculuk sürecinde anlaşma sağlarsa dava açılmasına gerek kalmayıp daha hızlı ve pratik sonuç doğurmuş olacaktır. Arabulculuk görüşmesinde taraflar arasında anlaşma sağlanamazsa bu durum da taraflar dava yoluna gidilebilir.</p>
<h2>Arabulucuya Gitmeden Dava Açılırsa Ne Olur?</h2>
<p>Zorunlu arabuluculuğa tabi bir konuda tüm dava şartlarını yerine getirilse dahi zorunlu arabulucuya başvurulmadan dava açılması durumunda hakim arabuluculuk başvurusunu zorunlu dava şartı olduğundan ve yerine getirilmediğinden dava şartı yokluğundan davanın reddine karar vericektir. Bu durum da dava açan taraf için zaman ve masraf kaybına yol açar.</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/kira-davalarinda-zorunlu-arabuluculuk-nedir/">Kira Davalarında Zorunlu Arabuluculuk Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlık Hukuku Ve Malpraktis</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/saglik-hukuku-ve-malpraktis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 08:15:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sezginhukuk.org/?p=1084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hasta Hakları Tıbbi Müdahalenin Hukuka Uygunluğu, Komplikasyon Kavramı, Sorumluluk Rejimleri ve Görevli Mahkeme Meselesi Sağlık hukuku, sağlık hizmetinin sunumu sırasında hasta, hekim, yardımcı sağlık personeli ve sağlık kuruluşları arasında kurulan...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/saglik-hukuku-ve-malpraktis/">Sağlık Hukuku Ve Malpraktis</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><b>Hasta Hakları</b></h2>
<p><b>Tıbbi Müdahalenin Hukuka Uygunluğu, Komplikasyon Kavramı, Sorumluluk Rejimleri ve Görevli Mahkeme Meselesi</b></p>
<p>Sağlık hukuku, sağlık hizmetinin sunumu sırasında hasta, hekim, yardımcı sağlık personeli ve sağlık kuruluşları arasında kurulan hukuki ilişkileri düzenleyen, kendine özgü ilkeleri bulunan bir hukuk dalıdır. Bu alan, yalnızca hekim ile hasta arasındaki bireysel ilişkiyle sınırlı olmayıp; sağlık hizmetinin organizasyonu, teşhis ve tedavi süreçleri, kullanılan tıbbi yöntemler, ilaç ve teknoloji tercihleri, sağlık kayıtlarının tutulması ve denetlenmesi gibi çok sayıda unsuru kapsar. Sağlık hizmetinin doğrudan insan yaşamı ve vücut bütünlüğüyle bağlantılı olması, bu alandaki hukuki değerlendirmelerin hem özel hukuk hem de kamu hukuku kuralları çerçevesinde birlikte yapılmasını zorunlu kılar.</p>
<p>Sağlık hukukunun temel amacı, bir yandan hastanın yaşam hakkını, bedensel ve ruhsal bütünlüğünü, kişiliğini ve onurunu korumak; diğer yandan hekimlerin ve sağlık kuruluşlarının mesleki faaliyetlerini hukuki güvence altında, öngörülebilir sınırlar içinde yürütebilmelerini sağlamaktır. Bu denge, sağlık hukukuna ilişkin tüm uyuşmazlıklarda belirleyici rol oynar.</p>
<h2><b>Sağlık Hakkının Anayasal Temeli ve Hukuki Çerçevesi</b></h2>
<p>Sağlık hakkı, anayasal düzeyde koruma altına alınmış temel haklardan biridir. Yaşama hakkı ile maddi ve manevi varlığın korunması ilkesi, tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde çıkış noktasını oluşturur. Tıbbi zorunluluklar ve kanuni istisnalar dışında, kişinin vücut bütünlüğüne müdahale edilmesi hukuken mümkün değildir. Aynı zamanda devlet, sağlık hizmetlerini planlama, düzenleme ve denetleme yükümlülüğü altındadır. Bu durum, özellikle kamuya ait veya kamu hizmeti niteliği taşıyan sağlık kuruluşlarında ortaya çıkan zararlar bakımından idarenin sorumluluğunu gündeme getirir.</p>
<p>Bu anayasal çerçeve, sağlık hukukunun çok katmanlı mevzuat yapısıyla desteklenmiştir. Sağlık alanında; tababetin icrasına ilişkin düzenlemeler, sağlık hizmetlerinin örgütlenmesine dair kanunlar, hasta haklarını düzenleyen yönetmelikler ve meslek kuruluşlarına ilişkin mevzuat birlikte uygulanır. Bu da sağlık hukukunu, sistematik yaklaşım gerektiren özel bir uzmanlık alanı hâline getirir.</p>
<h2><b>Hasta Hakları İçin Bilgilendirme ve Aydınlatılmış Onam</b></h2>
<p>Hasta hakları, sağlık hukukunun merkezinde yer alır. Hasta, sağlık hizmeti alan pasif bir unsur değil; kendi bedeni ve sağlığı üzerinde söz hakkı bulunan, iradesi hukuken korunması gereken bir bireydir. Bu nedenle tıbbi müdahaleden önce hastanın bilgilendirilmesi ve rızasının alınması, yalnızca etik bir yükümlülük değil, aynı zamanda hukuki bir zorunluluktur.</p>
<p>Aydınlatılmış onam, tıbbi müdahaleyi hukuka uygun hâle getiren temel unsurlardan biridir. Bu onam, yalnızca standart bir formun imzalanmasıyla sınırlı değildir. Hastaya; uygulanacak müdahalenin niteliği, yöntemi, muhtemel riskleri, alternatif tedavi seçenekleri ve müdahale edilmemesi hâlinde ortaya çıkabilecek sonuçlar hakkında açık, anlaşılır ve somut bir bilgilendirme yapılması gerekir. Bilgilendirmenin, hastanın eğitim düzeyi ve kişisel özellikleri dikkate alınarak yapılması, tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta olması zorunludur.</p>
<p>Uygulamada tıbbi uyuşmazlıkların önemli bir kısmı, bilgilendirmenin kapsamı ve yeterliliği üzerinde yoğunlaşmaktadır. Gerçek anlamda aydınlatma yapılmadan alınan rızalar, çoğu durumda hukuki koruma sağlamamakta; aksine sorumluluğun ağırlaşmasına yol açabilmektedir.</p>
<p>Aydınlatılmış onamın varlığı ve kapsamı bakımından ispat yükü, kural olarak sağlık hizmetini sunan tarafa aittir. Bu nedenle bilgilendirmenin yapıldığını gösterir belgelerin yalnızca şeklen değil, içerik itibarıyla da yeterli olması gerekir.</p>
<h2><b>Sağlık Kayıtları, Raporlar ve Düzeltme Hakkı</b></h2>
<p>Sağlık hizmetinin sunumu sırasında tutulan kayıtlar, hukuki uyuşmazlıklarda merkezi öneme sahiptir. Epikrizler, ameliyat notları, hemşire gözlem formları, laboratuvar ve görüntüleme sonuçları, konsültasyon kayıtları ve raporlar; hem tıbbi sürecin değerlendirilmesinde hem de hukuki sorumluluğun belirlenmesinde temel delil niteliği taşır.</p>
<p>Hasta, sağlık kayıtlarında eksiklik, hata veya çelişki bulunması hâlinde bu kayıtların düzeltilmesini talep edebilir. Aynı şekilde düzenlenen raporlara itiraz edilmesi, yeni bir değerlendirme yapılmasının veya başka bir sağlık kuruluşundan rapor alınmasının istenmesi mümkündür. Kayıtların doğru, eksiksiz ve zamanında tutulmaması, ispat güçlüğü yaratması nedeniyle çoğu zaman kusur değerlendirmesinde sağlık kuruluşu aleyhine sonuçlar doğurur.</p>
<h2><b>Malpraktis Nedir?</b></h2>
<p>Malpraktis, sağlık personelinin mesleki standartlara aykırı davranışı sonucu hastanın zarar görmesi hâlini ifade eder. Hukuki değerlendirmede belirleyici olan, ortaya çıkan sonucun ağırlığı değil; sağlık personeline kusur yüklenip yüklenemeyeceğidir. Yanlış bir tıbbi işlemin yapılması, yapılması gereken bir müdahalenin ihmal edilmesi veya doğru bir işlemin hatalı şekilde uygulanması malpraktis kapsamında değerlendirilir.</p>
<p>Bununla birlikte her olumsuz tıbbi sonuç malpraktis olarak kabul edilemez. Tıp biliminin doğası gereği belirli riskler barındırması, “komplikasyon” kavramını gündeme getirir. Komplikasyon, tıbbi standartlara uygun şekilde yürütülen bir müdahaleye rağmen ortaya çıkabilen, öngörülebilir risk alanı içinde kalan olumsuz sonuçları ifade eder. Bu tür durumlarda, sağlık personeline kusur yüklenmesi mümkün değildir.</p>
<p>Bununla birlikte komplikasyonun varlığı, ceza hukuku bakımından kusur incelemesini kendiliğinden ortadan kaldırmaz; sağlık personelinin özen yükümlülüğüne uygun davranıp davranmadığı ayrıca değerlendirilir.</p>
<p>Ancak komplikasyonun zamanında fark edilmemesi, fark edilmesine rağmen gerekli önlemlerin alınmaması veya yerleşik tıbbi standartlara uygun müdahalenin yapılmaması hâlinde hukuki değerlendirme değişir. Bu noktada sonuç, artık kaçınılmaz risk alanından çıkar ve malpraktis iddiası bakımından kusur incelemesi gündeme gelir. Aydınlatma yükümlülüğü de bu ayrımda belirleyici rol oynar. Komplikasyon riski hastaya önceden açıklanmamışsa, alınan rızanın hukuki değeri ciddi biçimde tartışmalı hâle gelir.</p>
<h2><b>Hekim–Hasta İlişkisinin Hukuki Niteliği</b></h2>
<p>Hekim ile hasta arasındaki ilişki çoğu zaman yazılı bir sözleşmeye dayanmaz. Buna rağmen hukuk, bu ilişkiyi sözleşmesel bir ilişki olarak kabul eder. Genel kabul, hekimin bir sonuç taahhüdü altında olmadığı; ancak mesleki faaliyetini özenle yürütme borcu bulunduğu yönündedir. Hekimden beklenen, aynı koşullar altında görev yapan makul ve dikkatli bir meslektaşın göstereceği özeni göstermesidir.</p>
<p>Bazı estetik veya sonuç odaklı müdahalelerde ise, somut olayın özelliklerine göre sonuç taahhüdüne yaklaşılan bir hukuki nitelendirme yapılabilmekte; bu durum sorumluluğun kapsamı ve ispat ölçütlerini değiştirebilmektedir.</p>
<h2><b>Hukuki, Cezai ve İdari Sorumluluk</b></h2>
<p>Malpraktis iddiaları, tek bir hukuki yolla sınırlı değildir. Somut olayın özelliklerine göre maddi ve manevi tazminat talepleri gündeme gelebilir. Kusurun niteliğine bağlı olarak ceza hukuku bakımından taksirle yaralama veya taksirle öldürme suçları kapsamında soruşturma ve kovuşturma yürütülebilir. Kamu hizmeti kapsamında sunulan sağlık hizmetlerinde ise idarenin hizmet kusuruna dayalı sorumluluğu söz konusu olur.</p>
<p>Bu sorumluluk türlerinin her biri, farklı hukuki şartlara ve ispat kurallarına tabidir. Bu nedenle sağlık hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda, olayın yalnızca tıbbi boyutuyla değil, hukuki nitelendirmesiyle birlikte ele alınması gerekir.</p>
<h2><b>Görevli Mahkeme Sorunu ve Üniversite Hastaneleri</b></h2>
<p>Sağlık hukukunda en kritik meselelerden biri, görevli mahkemenin doğru belirlenmesidir. Bu nedenle görevli mahkemenin yanlış belirlenmesi, davanın esasına girilmeden usulden reddi sonucunu doğurabilmektedir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Görev ve yargı yolu, kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce re’sen dikkate alınır. Yanlış yargı yolunda açılan davalar, esas incelemesine girilmeksizin reddedilebilmekte ve ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir.</p>
<p>Devlet ve üniversite hastanelerinde sunulan sağlık hizmeti, kural olarak kamu hizmeti niteliği taşır. Bu nedenle bu hastanelerde meydana gelen tıbbi uygulama hatalarından doğan zararların tazmini istemiyle açılacak davalar, idari yargıda tam yargı davası olarak görülür. Vakıf üniversite hastaneleri bakımından da genel kabul, bu kurumların kamu tüzel kişiliğine sahip olmaları nedeniyle idari yargının görevli olduğu yönündedir. Bununla birlikte uygulamada, farklı yönde değerlendirmeler içeren yargı kararları da bulunmaktadır.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Özel hastanelerin üniversitelerle <b>işbirliği (afiliyasyon) protokolleri</b> kapsamında faaliyet göstermesi hâlinde, malpraktis iddialarında görevli yargı yolunun belirlenmesi bakımından soyut ve tek tip bir nitelendirme yapılması mümkün değildir. Bu tür durumlarda, taraflar arasında bir işbirliği protokolünün varlığı tek başına belirleyici kabul edilmemekte; <b>mahkemece somut olayın özellikleri çerçevesinde kapsamlı bir araştırma ve değerlendirme yapılması gerekmektedir</b>.</p>
<p>Bu değerlendirme kapsamında mahkeme tarafından; sağlık hizmetinin fiilen hangi kurum bünyesinde ve hangi organizasyonel yapı içinde sunulduğu, tıbbi müdahalenin üniversitenin eğitim ve araştırma faaliyeti kapsamında mı yoksa özel hastanenin kendi işletme organizasyonu içinde mi yürütüldüğü, hizmetin sunumunda idari denetim ve hiyerarşi ilişkisinin bulunup bulunmadığı, personelin hukuki statüsü ile mali ve idari sorumluluğun hangi kuruma ait olduğu hususları birlikte ele alınmalıdır. Ayrıca hasta ile kurulan ilişkinin sözleşmesel niteliği, hizmetin sunuluş biçimi ve fiilî uygulama da bu araştırmanın ayrılmaz unsurlarıdır. Anlaşılacağı üzere Özel hastanenin sunduğu sağlık hizmeti kendiliğinden kamu hizmetine dönüştürmemektedir. Bu nedenle üniversite–özel hastane işbirliği modellerinde görevli mahkemenin belirlenmesi mahkemece yapılacak kapsamlı araştırma sonucunda tespit edilmelidir.</p>
<p>Sağlık hukuku, hasta hakları ile hekimlerin ve sağlık kuruluşlarının sorumluluğu arasında hassas bir denge kurmayı amaçlar. Bu denge, her somut olayda tıbbi süreç, hukuki ilişki türü ve hizmetin niteliği birlikte değerlendirilerek sağlanabilir. Özellikle komplikasyon–malpraktis ayrımı ve görevli mahkemenin doğru tespiti, sağlık hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda belirleyici öneme sahiptir.</p>
<h2><b>Sağlık Hizmetleri için Dava Açma Süreleri ve Zamanaşımı</b></h2>
<p>Sağlık hizmetinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda dava açma süresi ve zamanaşımı, uyuşmazlığın hukuki niteliğine ve sağlık hizmetinin sunulduğu kuruma göre farklılık göstermektedir. Bu nedenle malpraktis iddialarında, olayın hangi sorumluluk rejimi kapsamında değerlendirileceğinin doğru tespiti, hak kayıplarının önlenmesi bakımından belirleyici niteliktedir.</p>
<p>Devlet hastaneleri, devlet üniversitesi hastaneleri ve vakıf üniversitesi hastanesinde sunulan sağlık hizmetlerinden kaynaklanan zararlar bakımından idari yargı yolu izlenir. Bu hâllerde, zararın ve idarenin sorumluluğunun öğrenilmesinden itibaren <b>bir yıl</b> içinde idareye başvurulması, her hâlde fiilin meydana geldiği tarihten itibaren <b>beş yıl</b> geçmekle başvuru hakkının düşeceği kabul edilmektedir. İdarenin başvuruyu açık veya zımni olarak reddetmesi hâlinde ise, bu ret tarihinden itibaren <b>altmış gün</b> içinde tam yargı davası açılması gerekir. Bu süreler hak düşürücü nitelikte olup mahkemelerce re’sen dikkate alınır.</p>
<p>Özel hastaneler tarafından sunulan sağlık hizmetlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda ise çoğu durumda tüketici hukuku hükümleri uygulanmakta; ayıplı hizmet iddiaları bakımından <b>ayıbın öğrenilmesinden itibaren iki yıllık</b> süre öngörülmektedir. Ancak ağır kusur veya hile hâllerinde bu sürenin işlemeyeceği kabul edilmektedir. Öte yandan bedensel zarar veya ölümle sonuçlanan vakalarda, somut olayın özelliklerine göre Türk Borçlar Kanunu hükümlerine dayalı sorumluluk rejimi de gündeme gelebilmektedir.</p>
<p>Hekim ile hasta arasındaki hukuki ilişki kural olarak vekâlet sözleşmesi niteliğinde olup, bu kapsamda açılacak tazminat davalarında <b>beş yıllık zamanaşımı süresi</b> uygulanır. Buna karşılık, estetik müdahaleler gibi belirli bir sonucun taahhüt edildiği tıbbi işlemler bakımından ilişki eser sözleşmesi olarak nitelendirilmekte ve bu tür talepler açısından <b>on yıllık genel zamanaşımı süresi</b> geçerli olmaktadır.</p>
<p>Malpraktis iddiasına konu fiilin aynı zamanda ceza hukuku anlamında suç teşkil etmesi hâlinde, tazminat talepleri bakımından uzamış (ceza) zamanaşımı sürelerinin uygulanması da mümkündür. Bununla birlikte ceza soruşturması veya ceza davasının varlığı, idari ve hukuk davalarına ilişkin dava açma sürelerini kendiliğinden durdurmaz.</p>
<h2><b>Tüketici Mahkemelerinde Zorunlu Arabuluculuk</b></h2>
<p>Özel hastaneler tarafından sunulan sağlık hizmetlerinden kaynaklanan ve tüketici hukuku kapsamında değerlendirilen uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce <b>zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulması</b> gerekmektedir. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu uyarınca, tüketici mahkemelerinin görev alanına giren ve konusu <b>tazminat, bedel iadesi veya ayıplı hizmetten kaynaklanan alacak</b> talepleri olan uyuşmazlıklarda, arabuluculuğa başvuru dava şartı olarak düzenlenmiştir.</p>
<p>Bu kapsamda arabuluculuğa başvurulmaksızın doğrudan tüketici mahkemesinde açılan davalar, mahkemece <b>dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilmektedir</b>. Zorunlu arabuluculuk sürecinde anlaşma sağlanamaması hâlinde düzenlenen <b>son tutanak</b>, tüketici mahkemesinde açılacak davanın ekinde sunulması gereken zorunlu belgelerden biridir.</p>
<p>Arabuluculuk sürecinin başlamasıyla birlikte, <b>zamanaşımı süreleri ile dava şartına bağlı hak düşürücü süreler</b>, arabuluculuğa başvurulduğu tarihten son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar durur. Bu yönüyle zorunlu arabuluculuk, hem usulî bir dava şartı hem de tarafların haklarını koruyan bir süre güvencesi işlevi görmektedir.</p>
<p>Ancak sağlık hizmetinden doğan uyuşmazlıkların her somut olayda tüketici hukuku kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Bedensel zarar veya ölümle sonuçlanan vakalarda ya da uyuşmazlığın idari yargının görev alanına girdiği hâllerde, zorunlu arabuluculuk şartı uygulanmaz. Bu nedenle dava açılmadan önce uyuşmazlığın hukuki niteliğinin doğru belirlenmesi, görevli yargı yolu ve izlenecek usul bakımından belirleyici öneme sahiptir.</p>
<h2><b>Hekimin Mesleki Sorumluluk Sigortasına Başvuru ve Görevli Mahkeme</b></h2>
<p>Tıbbi uygulama hatalarından kaynaklanan zararların tazmininde, hekimin veya sağlık kuruluşunun hukuki sorumluluğunun yanı sıra, <b>mesleki sorumluluk sigortası kapsamında sigortacının sorumluluğu</b> da gündeme gelebilir. Hekimler adına düzenlenen zorunlu ya da ihtiyari mesleki sorumluluk sigortaları, hekimin mesleki faaliyeti sırasında üçüncü kişilere verdiği zararların, sigorta teminatı dâhilinde karşılanmasını amaçlamaktadır.</p>
<p>Bu kapsamda zarar gören kişiler, sigorta teminatı ile sınırlı olmak üzere, <b>doğrudan sigortacıya başvurma ve sigortacı aleyhine tazminat davası açma hakkına sahiptir</b>. Sigortacının sorumluluğu, hekimin şahsî sorumluluğundan bağımsız bir hukuki ilişkiye dayanmakta olup, bu ilişki sigorta sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle zarar görenin, hekime veya sağlık kuruluşuna dava açmaksızın, yalnızca sigortacıya yönelmesi hukuken mümkündür.</p>
<p>Sigortacıya yöneltilen talepler, sigorta sözleşmesine dayalı olması nedeniyle <b>ticari dava niteliği</b> taşır. Bu sebeple sigortacı aleyhine açılacak davalarda görevli mahkeme, <b>asliye ticaret mahkemesidir</b>. Zarar gören üçüncü kişinin sigorta sözleşmesinin tarafı olmaması, bu davaların ticari niteliğini ve görevli mahkemeyi değiştirmez.</p>
<p>Bununla birlikte sigortacının sorumluluğu, her somut olayda poliçe hükümleriyle sınırlıdır. Zorunlu hekim mesleki sorumluluk sigortası, ihtiyari mesleki sorumluluk sigortası veya sağlık kuruluşu adına düzenlenen sorumluluk sigortaları arasında; teminat kapsamı, sigortalı sıfatı, rizikonun tanımı ve teminat limitleri bakımından farklılıklar bulunabilmektedir. Bu nedenle sigortacıya yöneltilecek taleplerin, <b>ilgili sigorta poliçesinin genel ve özel şartları gözetilerek</b> tanzim edilmesi zorunludur.</p>
<p>Sigortacıya karşı açılacak davalar bakımından, tıbbi uygulama hatasına ilişkin asıl uyuşmazlığın idari yargı veya adli yargının görev alanına girmesi, sigorta hukukuna dayalı davanın görevli mahkemesini etkilemez. Başka bir ifadeyle, malpraktis iddiasına ilişkin tazminat davası idari yargıda görülse dahi, sigorta sözleşmesine dayanılarak sigortacıya yöneltilen talepler bakımından <b>asliye ticaret mahkemesinin görevi devam eder</b>.</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/saglik-hukuku-ve-malpraktis/">Sağlık Hukuku Ve Malpraktis</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Velayet Değişikliği Davası</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/velayet-degisikligi-davasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 08:43:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sezginhukuk.org/?p=1082</guid>

					<description><![CDATA[<p>Velayet Değişikliği Davası Nasıl Açılır? Velayet davası, Aile Mahkemesine verilecek bir dava dilekçesi ile açılır. Dava, çocuğun veya davalı ebeveynin yerleşim yerindeki mahkemede görülür. Boşanma davası devam ediyorsa velayet talebi...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/velayet-degisikligi-davasi/">Velayet Değişikliği Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Velayet Değişikliği Davası Nasıl Açılır?</h2>
<p>Velayet davası, Aile Mahkemesine verilecek bir dava dilekçesi ile açılır. Dava, çocuğun veya davalı ebeveynin yerleşim yerindeki mahkemede görülür. <a href="https://www.sezginhukuk.org/bosanma-avukati/">Boşanma davası</a> devam ediyorsa velayet talebi aynı dosya içinde sunulabilir. Boşanma kesinleştikten sonra ise şartlar değişmişse velayetin değiştirilmesi için ayrı bir dava açılır. Bu yıl itibarıyla bu davalar e-Devlet üzerinden UYAP Vatandaş Portalı aracılığıyla da başlatılabilmektedir. Davacı, velayet hakkına sahip olan tarafın yerleşim yerindeki mahkemeye bir dilekçe ile başvurur. Bu aşamada hukuki danışmanlık almak yararlıdır.</p>
<p>Velayet davası, çocuğun bakım ve sorumluluğunun hangi ebeveynde olacağının belirlenmesi amacıyla açılır. Bu dava genellikle boşanma sürecinde ya da boşanma sonrasında gündeme gelir ve temel ölçüt her zaman <strong data-start="240" data-end="267">çocuğun üstün yararıdır</strong>.</p>
<h2>Velayet Değişikliği Mümkün mü?</h2>
<p>Mahkemenin yargılama sonucunda vermiş olduğu velayet kararları kesin hüküm teşkil etmez; taraflar arasında ekonomik, sosyal, çocuğun bakımında ihmal veya çocuğa karşı istismar olayının yaşanması durumunda sağlık, velayet sahibinin yeniden evlenmesi durumunda çocuğun zararına şartların oluşması, velayet hakkı sahibinin başka bir ülkeye ya da başka bir şehre gitmesi, velayet sahibinin vefat etmesi, veya ağır hastalığa tutulması, algılma çağına gelmiş çocuğun duruşmada ebeveynine seçmesi şartların değişmesi durumunda her zaman velayet hakkı değiştirilebilir. Değişiklik için şu somut nedenlerden birinin varlığı aranır.</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/velayet-degisikligi-davasi/">Velayet Değişikliği Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Velayet Davası Nasıl Açılır?</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/velayet-davasi-nasil-acilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 08:35:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sezginhukuk.org/?p=1079</guid>

					<description><![CDATA[<p>Velayet; ergin olmayan çocukların bakımı, eğitimi, temsili ve korunması üzerinde anne ve babaya tanınan hak ve yükümlülükler bütünüdür. Mahkeme velayet hakkında karar verirken ne davacının haklılığına ne de davalının haksızlığına...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/velayet-davasi-nasil-acilir/">Velayet Davası Nasıl Açılır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Velayet; ergin olmayan çocukların bakımı, eğitimi, temsili ve korunması üzerinde anne ve babaya tanınan hak ve yükümlülükler bütünüdür. Mahkeme velayet hakkında karar verirken ne davacının haklılığına ne de davalının haksızlığına bakmakta sadece ve sadece aile hukukunun evrensel ilkesi olan “Çocuğun Üstün Yararı&#8221; bakarak karar verecektir. Çocuğun sağlık, eğitim, güvenlik ve ahlaki gelişimi için en uygun ortamı hangi tarafın sağlayabileceği uzmanlarca pedagog, psikolog, sosyal hizmet uzmanı tarafından hazırlanan Sosyal İnceleme Raporu (SİR) ile belirlenir.</p>
<p data-start="34" data-end="251">Velayet davası, çocuğun bakım, eğitim ve yaşam koşullarından kimin sorumlu olacağının belirlenmesi amacıyla açılan bir davadır. Türkiye’de velayetle ilgili tüm kararlar, <strong data-start="204" data-end="228">çocuğun üstün yararı</strong> esas alınarak verilir.</p>
<p data-start="253" data-end="628">Velayet davası en sık <strong data-start="275" data-end="296">boşanma sürecinde</strong> açılır. Boşanma davası devam ederken velayet talebi aynı dosya içinde mahkemeye sunulur. Boşanma tamamlandıktan sonra ise, şartlarda önemli bir değişiklik varsa velayetin değiştirilmesi için <strong data-start="488" data-end="505">ayrı bir dava</strong> açılabilir. Evli olmayan anne ve babalar arasında da velayet konusunda uyuşmazlık çıkması halinde dava yoluna gidilebilir.</p>
<p data-start="253" data-end="628">Velayet davası, hazırlanacak bir <strong data-start="853" data-end="871">dava dilekçesi</strong> ile başlatılır. Dilekçede taraf bilgileri, çocuğun durumu, velayet talebinin gerekçeleri ve çocuğun neden bu ebeveynle yaşamasının daha uygun olduğu açık ve sade şekilde anlatılır. Okul kayıtları, sağlık belgeleri ve tanık beyanları delil olarak sunulabilir.</p>
<h2>Ortak Velayet Mümkün mü?</h2>
<p>Günümüzde ortak velayet eşlerin çocuğun bakımı, temel ihtiyaçları konusunda hak ve sorumluluk alanında ebeveynlerin ortak karar vermesi ve mahkemenin bu durumun çocuğun menfaatine aykırı olmadığına kanaat getirmesi gerekir. Ortak velayette çocukla ilgili önemli kararlar (eğitim, ameliyat, yurt dışı çıkışı vb.) her iki ebeveynin rızasıyla alınır.</p>
<h2>Çocuğun Velayeti Anneye mi Verilir?</h2>
<p>Hukukumuzda velayetin doğrudan anneye verileceğine dair görüş olsa da velayet konusu kamu düzenine ait olduğundan hukuk sistemimiz açısından mahkemeler somut olayın özelliğine göre karar vermektedir; ancak uygulamada, özellikle &#8220;bakım ve şefkat yaşındaki küçük çocukların (genellikle 0-7 yaş) anneye olan biyolojik ve duygusal ihtiyacı nedeniyle velayet sıklıkla anneye bırakılır. Eğer anne çocuğun sağlığına zarar verecek bir yaşam tarzına sahipse veya çocuğa bakamayacak durumdaysa velayet babaya verilebilir.</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/velayet-davasi-nasil-acilir/">Velayet Davası Nasıl Açılır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TBK 325 KİRALANANIN SÖZLEŞMENİN BİTİMİNDEN ÖNCE GERİ VERİLMESİ</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/tbk-325-kiralananin-sozlesmenin-bitiminden-once-geri-verilmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2025 07:25:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sezginhukuk.org/?p=1072</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özet Çalışmamızın konusu TBK 325 kiralananın sözleşmenin bitiminden önce geri verilmesi maddesi pandemi sürecinde ülkemiz açısından getirmiş olduğu ekonomi sorunların yanında sosyal sorunlara değinilmiştir. Pandeminin ekonomik sorunların insan iradelerinin sözleşme...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/tbk-325-kiralananin-sozlesmenin-bitiminden-once-geri-verilmesi/">TBK 325 KİRALANANIN SÖZLEŞMENİN BİTİMİNDEN ÖNCE GERİ VERİLMESİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong><em>Özet</em></strong></p>



<p>Çalışmamızın konusu TBK 325 kiralananın sözleşmenin bitiminden önce geri verilmesi maddesi pandemi sürecinde ülkemiz açısından getirmiş olduğu ekonomi sorunların yanında sosyal sorunlara değinilmiştir. Pandeminin ekonomik sorunların insan iradelerinin sözleşme kurulma aşamasındaki iradesinin, sözleşme devam ederken bu iradenin değişiminden bahis edilerek kira sözleşmesinin erken feshi halinde kiracının sorumlulukları ile kiraya verenin hakları yargıtay kararları verilerek ele alınmıştır. Son olarak da TBK 325/2 maddesinin tarafların iyi niyet çerçevesinde nasıl hareket etmesi açıklanmaya çalışışmıştır.</p>



<p><strong>Giriş</strong></p>



<ol class="wp-block-list"></ol>



<p>Covid-19 pandemisi 17 Kasım 2019 tarihinde Çin’in HUBEİ bölgesinin başkenti olan Vuhan’da ortaya çıkmış ve Türkiye de ilk kez 11 Mart 2020 tespit edilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından toplumsal soyutlanma, toplu şekilde durulmamasını, maske ve mesafe ve hijyen kurallarını hayatımızın ortasına getirmiştir. Bu süreçte ülkemiz açısından idare tarafından hem sağlık alanında hem de sosyal hayata dair birtakım tedbirler almıştır. Bu tedbirlerin başında sokağa çıkmama tedbirleri alınması sonucu insanların evlere kapanması, iş yerlerinin sadece (take away) gel-al sipariş üzerine çalışması ekonomik açıdan zaten enflasyonist bir ülke olması sonucu ticaret hayatında ağır bir süreç geçirilmesine sebep olmuştur. Pandemi sosyolojik olarak beraberinde bireyselleşmeyi özellik de mülkiyetleşmeyi konut arz ve talebini de beraberinde getirmiştir.</p>



<p>Salgın sonunda ülkeler kendi içine kapanarak, kendi ekonomisini canlı tutmaya çalışmıştır. Ülkemiz açısından vatandaşlarına iş yeri kira desteği, işten çıkarılmama yasağı, vergi muafiyeti, kira artışlarına sınırlama, belediyeler tarafından sağlık, hijyen desteği yapılmıştır. Ülkemiz açısından sosyal devlet ilkesinin gereği hem salgın sırasında hem de salgın sonrasında gerek ekonomik gerek sosyal hayata dair birçok destek vermiştir.</p>



<p>Salgın sonrasında tüm dünya çapında yaşanan pahalılaşma konut ve iş yeri kiralarına yansımıştır. Özellikle AVM ler de yabancı para cinsinden verilen kiralar ve yüksek kira bedelleri, salgın boyunca insanların evler de kalması sonucu ticaret hayatında olan durgunluk iş yerleri kiraları kiracılar açısından dayanılmaz hale getirmiştir. İdare tarafından kiraya veren ile kiracı arasında yaşanan sorunların çözümü için arabuluculuk müessesini, konutlar da kira artış oranının %25 sınırlaması, iş yeri kiralarında tüketici fiyat endeksinin on iki aylık ortalamasını, kentsel dönüşüm, toplu konut adı altında konutlar çözüm üretmeye çalışsa da ülkemiz açısında kira sorunu halden devam etmektedir.&nbsp;</p>



<p>İnceleme konusu <strong>TBK 325</strong> kiralananın sözleşmenin bitiminden önce geri verilmesi maddesi her ne kadar konut ve çatılı iş yeri kiralarının sözleşmenin bitiminden önce geri verilmesi şeklinde incelense de TBK sistematik açısından ve kanunun düzenlenme yerinde bakımından herhangi bir ayırım yapmayıp genel olarak bütün kiralar bakımından uygulanmaktadır.</p>



<p>Kira sözleşmesinin hukuki tanımı <strong>TBK da 299 maddesi tanımlar maddesinde</strong>; Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir şeklinde açıklamıştır. Tanımdan da anlaşılacağı üzere kiraya verenin asli edimi bir şeyin kullanılması veya kullanmayla birlikte ondan yararlanmasını kiracıya bıraktığı, kiracı açısından ise kararlaştırılan kira bedelinin ödenmesidir. Hem kiraya veren bakımından hem de kiracı bakımından her iki tarafa da karşılıklı borç yükleyen, tarafların iradesi ile oluşan sürekli borç doğuran bir sözleşmedir.</p>



<p>Konumuz olan kiralananın sözleşmenin bitiminden önce geri verilmesi TBK da düzenlenen m. 325/1hükmünün, 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu kısmen değinmiş olsa da tam olarak ele almamıştır. 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun (GKHK) yer verilmemiştir. Oluşan kanun boşluğunu Yargıtay, Haksız fiil sayarak bu fiilin oluşturduğu zarara istinaden tazminat sorumluluğu ile çözüme kavuşturmuştur. Günümüz ihtiyaçları doğrultusunda değişen toplum düzeni ve durağan olmayan ekonomi ve insan ilişkileri, kira hukukunda sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Kira sözleşmesi her ne kadar taraf iradeleri ile oluşsa da taraf iradeleri dışında gelişen ticari ilişkiler, ekonomik sorunlar, sosyal hayat değişimi sözleşmenin başında oluşan iradeyi zamanla değiştirmektedir. Süre gelen ihtiyaçlar doğrultusunda kiracı açısından konut ve çatılı iş yeri sözleşmelerinin süresine veya fesih dönemlerine uymadan tahliye edilmektedir. Bu süreçte zarar gören kiraya veren açısından kiracı ile yapmış olduğu kira sözleşmesinden elde edeceği faydayı görememektedir. Her ne kadar TBK da kira hukukunun kiracıya koruma amacı var olsa da kiraya verenin mağduriyetini sosyal hukuk devleti olması gereği hakkını korumaya çalışmıştır.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kiralananın Sözleşmenin Bitiminden Önce Geri Verilmesi TBK Madde 325</strong></h2>



<ol class="wp-block-list"></ol>



<p>Kiracı, sözleşme süresine veya fesih dönemine uymaksızın kiralananı geri verdiği takdirde, kira sözleşmesinden doğan borçları, kiralananın benzer koşullarla kiraya verilebileceği makul bir süre için devam eder. Kiracının bu sürenin geçmesinden önce kiraya verenden kabul etmesi beklenebilecek, ödeme gücüne sahip ve kira ilişkisini devralmaya hazır yeni bir kiracı bulması hâlinde, kiracının kira sözleşmesinden doğan borçları sona erer.</p>



<p>Kiraya veren, yapmaktan kurtulduğu giderler ile kiralananı başka biçimde kullanmakla elde ettiği veya elde etmekten kasten kaçındığı yararları kira bedelinden indirmekle yükümlüdür.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Sözleşme Süresine veya Fesih Dönemine Uymaksızın Kiralananı Geri Verdiği Takdirde</strong></h3>



<ol class="wp-block-list"></ol>



<p>Kira sözleşmelerinde geçerli olan ilkelerden biri ahde vefadır yani sözleşmeye bağlılık, iki tarafın karşılıklı iradesi oluşturulan bir nevi sadece taraflar için bağlı olan tarafların anayasası olan sözleşmedir. Ahde vefa ilkesini haksız olarak uymayan taraf için tazminat sorumluluğu ya da cezai şart kararlaştırabilirler.</p>



<p>Kanun koyucu madde metnini ’’SÖZLEŞME SÜRESİNE VEYA FESİH DÖNEMİNE’’ olarak ayırmasının sebebi kira hukukunda genel süre <strong><em>TBK 300 de yer alan KİRA SÜRESİ kira sözleşmeleri için geçerli olan sürenin geçmesiyle herhangi bir bildirim olmaksızın sona erecek kira sözleşmesi belirli sürelidir; diğer kira sözleşmeleri belirli olmayan bir süre için yapılmış sayılır. </em></strong>Şeklindekira sözleşmesinin süre bakımından 2 ye ayırmıştır. Belirli süre; olarak tanımlanan kira sözleşmelerinde tarafların ortak iradeleri sözleşmenin başlangıç ve bitiş tarihlerini belirledikleri sözleşmelerdir. Diğer kira sözleşmeleri de başlangıç ve bitiş tarihi belli olmayan kira sözleşmeleridir. İstisnai süre olarak ise konut ve çatılı iş yeri kiralarında belirli süreli kira sözleşmelerinde süresinin son bulması ile kira sözleşmesinin son bulmayacağı ancak kanunda sınırlı olarak sayılan nedenlerle sonlandırılacaktır.&nbsp;</p>



<p>Belirsiz süreli konut ve çatılı iş yeri kira sözleşmesinde süre ise taraflardan her biri, daha uzun bir fesih bildirim süresi veya başka bir fesih dönemi kararlaştırılmış olmadıkça, yasal fesih dönemlerine ve fesih bildirim sürelerine uyarak sözleşmeyi feshedebilir. Fesih dönemlerinin hesabında, kira sözleşmesinin başlangıç tarihi esas alınır.</p>



<p>Madde metninde belirsiz süreli kira sözleşmesinin devam ettiği dönem içindeki fesih dönemleri için ön görülmüştür. İster belirli süreli kira sözleşmesi olsun ister belirsiz süreli kira sözleşmesi olsun sözleşmenin sonra erdirilmesi yine tarafların karşılıklı ortak iradesi ile kira sözleşmesini sonlandırabileceği gibi isterlerse de kira sözleşmesinin süre bitimi nedeni ile fesih edilebilirler her iki durumunda&nbsp; ortak irade anlaşma yönünde ise her iki taraf içinde sorumluluğu ve tazminat doğmayacaktır. Kiralananı geri vermeden kastı da her hangi bir hakka dayanmadan haksız olarak geri vermesi şeklinde olması gerekmektedir, şayet haklı bir olarak geri verme söz konusu var ise ya da taraflar kendi aralarında anlaşarak sözleşmeyi iki taraflı olarak fesih edilirse&nbsp; bu durumunda her hangi bir tazminat yükümlülüğü olmayacaktır. Kanun maddesinin burada aradığı şart sözleşme süresine ya da fesih dönemine uymayan ve tek taraflı herhangi bir haklı sebep olmadan fesih edenin bu eyleminin sözleşmeye bağlı kalan tarafın zararının önlenmesi amacı ile getirilmiştir. Konumuz açısından konut ve çatılı kira sözleşmelerinde belirli süreli kira sözleşmesinde kiracı ve kiraya veren tarafından sözleşme süresine bağlı kalınması amaçlanmıştır ve sözleşme süresi bitiminde geri vermenin haklı bir geri verme şeklinde olması gerektiğini aramıştır. Belirsiz kira sözleşmesinde ise olağan fesih ya da fesih bildirim sürelerine uyularak kiralananın iadesini aramıştır.</p>



<p>Kira hukukunda her ne kadar taraflar kendi aralarında sözleşme feshi yapmak istese de mahkemeler tarafların kendi aralarında yapacağı sözleşme feshini kabul etmeyip ancak ve ancak sözleşme feshini mahkemeler tarafından tespit edilip ilama bağlanarak feshin geçerliliğini kabul etmektedirler. Kanaatimce TBK 325 Kiralananın sözleşme süresinden önce erken tahliyesi de bir nevi kira sözleşmesinin feshidir ancak Yargıtay pek fazla sözleşme feshine girmeyip sadece kiraya verenin uğramış olduğu zararı tazminine yönelik kararlar vermektedir. Nitekim Yargıtay’ın vermiş olduğu bir kararında da <strong><em>taraflar arasında kira sözleşmesinin 6. Maddesine göre kiracı 2 ay öncesinden yazılı olarak ihbar etmek kaydıyla sözleşmeyi dilediği zaman fesh etmek hakkına haizdir…sözleşmenim 6.maddesi uyarınca davanın kabulü gerekirken </em></strong>şeklinde hüküm kurmuştur.Her ne kadar taraflar arasında kira sözleşmesi fesih edilmek istense de Yargıtay’ın sözleşme fesihlerini tarafların iradelerine bırakmayarak bu görevi mahkemelerin görevi olduğunu kabul etmektedir. Fesih kararı bozucu yenilik doğuran bir hak ve ileriye doğru etki etmektedir.</p>



<p>Kiralananın geri verilmesi Yargıtay tarafından devamlılık eden içtihatlarında geri vermenin kiralanın tamamen boşaltılması gerektiğini ve kiraya veren açısından fiili tasarruf edebilecek şeklinde ayrıca yazılı şekilde yapılarak anahtar tesliminin tutanağa bağlanarak yapılmasını aramaktadır. Geri vermeyi hukuki işlem içerisinde yer alan bir maddi vakıa olarak ele alan Yargıtay sözleşmenin feshine yönelik hukuki sonuç doğurduğundan yıllık kira bedelinin esas alınmak sureti ile yıllık kira bedeli HMK 200/1 Senet ile ispat sınırı üstünde ise ve kiralanın açık muvafakati yoksa HMK 200/2 yönden yazılı delil ile ispatlanabilir. Şeklinde kararı mevcuttur. &nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kira Sözleşmesinden Doğan Borçları, Kiralananın Benzer Koşullarla Kiraya Verilebileceği Makul Bir Süre İçin Devam Eder</strong></h3>



<ol class="wp-block-list"></ol>



<p>Kira sözleşmesinden doğan borçlar, kiralananın sözleşme süresine kadar kullanmış olduğu kira bedeli ve yan giderleri kapsamaktadır. Kiralananın iadesinden sonra oluşan zarar ise benzer koşullar da kiraya vereceği makul bir süre devam eder. Kanun maddesindeki anlam kiralayanın müspet zararına denk gelen kiralanın benzer koşullar da tekrar kiraya verme süresidir. Ancak kira sözleşmesine örneğin ‘’kiracı, kira süresi bitmeden 2 ay ya da 3 ay öncesinden kiralanın teslim etmek ve kira sözleşmesini fesih edeceği kiraya verene bildirimde bulunacaktır’’ şeklinde anlaşarak yazılırsa ve usulüne uygun bildirimde bulunursa kiracı açısından herhangi bir tazminat sorumluluğu olmayacaktır.&nbsp;</p>



<p>Her ne kadar TBK 334/2 de <strong><em>Kiracının, sözleşmenin sona ermesi hâlinde, sözleşmeye aykırı kullanmadan doğacak zararları giderme dışında, başkaca bir tazminat ödeyeceğini önceden taahhüt etmesine ilişkin anlaşmalar geçersizdir.</em></strong>” Şeklinde hükmü var ise de burada sözleşmeye konulan cezai şartın kiralananı sözleşmeye aykırı kullanmadan kaynaklı olmadığı, kira sözleşmesini süresinden önce sözleşmeyi erken fesih edildiği için cezai şartın talep edilebileceği düşünülebilir. Günümüzde sözleşmeler de erken fesih durumunda ceza-i şart talep etmenin yanında erken fesihten kaynaklı tazminat sorumluluğunu yazıldığı görünmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken taraflar arasında yapılan sözleşmede ceza-i şartın sözleşmeye konulmasının amacının ne olduğunu. Yargıtay, taraflar arasındaki sözleşmeyi inceleyerek erken fesih şartları oluştuğu takdir ve taraflar arasında yazılı kira sözleşmesinde erken fesih halinde kararlaştırılmış cezai şart var ise cezai şarta hükmedip ayrıca erken fesih söz konusu ise erken fesih içinde tazminat kararını vermiştir.</p>



<p>Makul kiraya verme süresi taraflar arasında yapılan kira sözleşmesinde bedeline göre belirlemektedir. Örneğin kira sözleşmesinde haklı bir neden olmadan erken fesih halinde 3 ay ya da 4 ay kira bedelinden sorumludur şeklinde madde olması durumunda taraflar için bağlayıcıdır bir hükümdür. Şayet taraflar arasında erken fesih ile ilgili herhangi bir madde olmaması durumunda bu durumda bilirkişi tarafından erken fesih ile tahliye edilen kiralananın anahtar tesliminden sonra ne kadar süre de tekrar kiraya verileceği belirlenecektir. Kiracı tarafından usulüne uygun fesih bildirim sonrasında mevcut kiracının sonrası daha yüksek bir kira bedeli ile kiralanamadığında bunun sorumluluğu kiracıya yüklenemez. Bilirkişi tarafından belirlenecek süre kira sözleşmesinin geriye kalan kira süresinden fazla ise kiracının sorumluluğu kalan sürenin kira parasıyla sınırlıdır.Örnek vermek gerekirse kira sözleşmesinin bitimine 2 ay kalan ve erken iade edilen taşınmazın. Bilirkişi tarafından yapılan araştırma sonucunda aynı taşınmazın tekrardan kiraya verilmesi makul süre olarak 3 ay içinde kiraya verebileceği hesaplanması durumunda sözleşmeyi erken fesih eden kiracı aleyhine sözleşme süresi bitimine 2 ay kalan bir kira bedeli sorumluluğu olacaktır. Kiralanın bilirkişice belirlenen makul süreden daha sonra veya daha düşük bir bedelle yeniden kiralanmış olması, kiracının sorumluluğu yönünden sonuca etkili değildir.Kiralayan, bilirkişinin belirlediği makul süreden daha kısa bir süre içerisinde yeniden aynı koşullarla başkasına kira kiraya verebilmişse kiracının sorumluluğu tahliye tarihi ile yeniden kiralama arasında olan süreye göre belirlenir.</p>



<p>Taraflar arasında kira sözleşmesinde kiralanın iade edileceği süre bakımından kararlaştırılmışsa kiralananın sözleşmede yazılı tarihte usulüne uygun bildirimde bulunarak kiralananın teslim edilmesi gerekmektedir. İade edileceği süreyi geçiren taraf, sözleşme süresin uymadığından karşı tarafın zararını tazmin etmek zorunda kalacaktır. Örneğin kiracı tarafından kiraya verene göndermiş olduğu bildirim de taşınmazı, kira sözleşmesinin hitamından 2 ay öncesinde iade edeceğini bildirdiği halde anahtar teslim tarihi kira sözleşmesinin hitamından sonra yapması durumunda kiracı tahliye tarihine kadar doğan kira bedelinden ve yan giderlerinden sorumludur. Kiracının erken iade hakkını ihlal ettiğini bunun sonucu olarak da kiracının tazminat sorumluluğu olacaktır.</p>



<p>Kiralanın erken iadesi durumunda aynı koşullarda yeniden kiraya verileceği makul sürenin hesaplanmasında bilirkişi tarafından yapılacak yerinde inceleme sonrası verilecek bir hesaplama olması sonucu ödeme emrine itiraz eden kiracı için icra mahkemesi tarafından icra inkar tazminatı verilemez. Çünkü belirli, muayyen bir alacak olmadığından icra inkar tazminatı ödenmez.</p>



<p><strong><em>Kiracının Bu Sürenin Geçmesinden Önce Kiraya Verenden Kabul Etmesi Beklenebilecek, Ödeme Gücüne Sahip Ve Kira İlişkisini Devralmaya Hazır Yeni Bir Kiracı Bulması Hâlinde, Kiracının Kira Sözleşmesinden Doğan Borçları Sona Erer</em></strong>.</p>



<ol class="wp-block-list"></ol>



<p>Madde metininde bu sürenin geçmesinden önce yani makul süre başlamadan önce kiracı tarafından ödeme gücüne sahip ve kira ilişkisini devralmaya hazır kiracı adayı bulması durumunda kiraya verene karşı borcundan sorumluluğu ortadan kalkacaktır. Kiracı tarafından makul süreden sonra önerilmesi durumunda kiracının tazminat sorumluluğu devam edecektir. Kiracı tarafından, öneri için herhangi bir geçerlilik şartı aranmamıştır ispat kolaylığı açısından noterden çekileceği ihtar ile kiraya verene bildirilmesi durumunda kiracı lehine ispat kolaylığı oluşturacaktır. Kiralananı geri iade bildiriminde bulunan kiracının, kiralanan için yeni bir kiracı adayı bulması durumunda kiraya veren tarafından haklı bir gerekçe olmadan yeni kiracıyı adayını kabul etmemesi durumunda kiracının kira sözleşmesinden doğan borcu son bulacaktır. Kiralayan, kiracı tarafından sunulan öneriyi yeni kiracı adayını sözleşmenin tarafı olması için hemen kabul etme durumu yoktur makul süre de düşünerek karar verebilir. Eğer kiralayan yeni kiracı bulma teklifini düşünmek isterse makul sürenin 10 gün olabileceği kabul edilmektedir.</p>



<p>Bu önceki kiracının kira sözleşmesinden doğan borçlarının sona ermesi için Yargıtay kiracı ile kiraya veren arasındaki sözleşmenin son bulması için öncelikle usulüne uygun tahliye edilmesi daha sonra anahtar teslimin kanıtladıktan sonra devrin olacağını ve artık kiracı adayı ile kiralayan tarafından yeni sözleşme yapılarak kira ilişkisini en baştan başlanmasını aramaktadır bu şartlar sağlanmadığı takdirde sözleşmenin devam ettiğini kabul etmektedir.&nbsp;</p>



<p>Kira ilişkisinin devralmaya hazır yeni bir kiracı bulması halinde, kiracının kira sözleşmesinden doğan borçlarından sona erer maddesi ile TBK 323/3 Maddesindeki iş yeri kiralarında devreden kiracı, kira sözleşmesinin bitimine kadar ve en fazla iki yıl süreyle devralan birlikte müteselsilen sorumlu olur şeklindeki maddesi her ne kadar benzerlik gösterse de ayrıldıkları yer bakımından&nbsp; TBK 323 maddesi kira sözleşmesi devam ederken geçerliliğini kazanırken, TBK 325 maddesi sözleşme sonra erdikten sonra geçerlilik kazanmaktadır.</p>



<p><strong>TBK 325/2 Kiraya Veren, Yapmaktan Kurtulduğu Giderler İle Kiralananı Başka Biçimde Kullanmakla Elde Ettiği Veya Elde Etmekten Kasten Kaçındığı Yararları Kira Bedelinden İndirmekle Yükümlüdür</strong></p>



<ol class="wp-block-list"></ol>



<p>Kiraya veren, yapmaktan kurtulduğu giderler ile kiralananı başka biçimde kullanmakla elde ettiği veya elde etmekten kasten kaçındığı yararları kira bedelinden indirmekle yükümlüdür. Kanun maddesinin gerekçesinde <strong><em>“Kiraya veren, yapmaktan kurtulduğu giderler ile kiralananı başka biçimde kullanmakla elde ettiği veya elde etmekten kasten kaçındığı yararları kira bedelinden indirmekle yükümlüdür.” şeklinde, denkleştirme (mahsup) ilkesine uygun bir düzenleme yapılmıştır</em></strong>&nbsp; ve emredici bir düzenlemedir. Kiraya veren lehine tazminat hesaplaması yapılırken kiracının artık kiralananın usulüne göre devretmiş olması gerekiyor. Aksi halde kiralananın kullanımı devam etmektedir kiracının kira bedeli ve yan giderler sorumluluğu devam edecektir. Örneğin 15 Ocak 2023 de kiralananı devretmiş olan kiracının doğalgaz borcu 15 Ocak 2023 tarihin kadar sorumludur. Kiralanın iade ettiği tarih ile sınırlıdır. Kiralayan fazla bir ödeme alması durumunda bu borcu bilirkişi tarafından yapılacak hesaplama da kiraya verenin alacağından mahsup ederek hesaplama yapması gerekiyor.</p>



<p>Bir başka örnekte kiraya veren tarlasını kiracıya vermişse ve kiracının erken iadesi durumunda kiraya verenin kendi tarlasına ekim yapmışsa bu durumda normal şartlar altında kiraya veren başka bir tarlayı kiralaması ve kiralama ücreti ödemesi gerekirken bu ödemeyi yapmaması durumunda vereceği kira bedelini kiracı için tazminat hesabı yapılırken mahsup etmesi gerekecek.&nbsp;</p>



<p><strong><em>Elde Etmekten Kasten Kaçındığı Yararları Kira Bedelinden İndirmekle Yükümlüdür</em></strong></p>



<ol class="wp-block-list"></ol>



<p>Kiralanın erken iadesi durumunda kiraya verene kiralanan şey artık devir olduğundan bu durumda mülkiyet hakkı zaten kiraya veren de olduğundan iade durumunda artık tasarruf hakkı da eline geçtiğinden kiraya verenin zararı artırmama yükümlülüğü doğacaktır. MK.2 çerçevesinde zararın artmamasına engel olabilecek durumda iken erken iade eden kiracının daha çok zarar görmesini istemesi durumunda kanunun kiraya verene karşı sorumlu tutmuştur. Örnek olarak kiracı tarafından tarlaya ekilmiş mahsulleri zamanında toplaması durumunda kiracı açısından zarar doğurmayacağı aksine ürünün değerinde satılacağı durumda kiraya verenin mahsulü toplamaması durumunda kasten kaçınma söz konusu olacaktır. Bu durumda kiracının talebi olması durumunda gerek hâkim tarafından gerek bilirkişi tarafından bu durumun göz ardı edilmemesi gerekecektir.</p>



<p>Aynı şekilde taşınmazın çatısının küçük bir yerinden su akıtan yerde kiraya veren tarafından zararın daha da artırılmaması açısından tamirci çağırarak taşınmaza ileride daha büyük zarar oluşmaması için tamir edilmesi gerekirken bilerek ve isteyerek yapmaması bu duruma örnek gösterilebilir.</p>



<p><strong>Sonuç</strong></p>



<ol class="wp-block-list"></ol>



<p>Pandemi sonraki dünya açısından ekonomik, sağlık, sosyal, hayatın pandemi öncesi ve pandemi sonrası diye iki ayırmıştır. Toplum anlayışı yitirilmiş artık bireyselleşme, toplumsal yaşamdan uzaklaşma anlayışı getirmiştir. Artık insanlar tek başlarına toplumdan ari biçimde yaşamını devam ettirmiş. Pandemi dünya çapında salgın olması sonucu ekonomiye de yansıması arz ve talep dengesini bozmuştur. Bu durumda taraf iradeleri oluşan sözleşmeler ve taraflar için bağlayıcı olan sözleşmeler değişen toplum düzeni, insanı yaşam, ticaret hayatının değişmesi sonucu ahde vefa ilkesine zamanla zarar görmesine sebep olmuştur. Salgın süresinde iş yerlerinin kapalı olması sadece restoranlar için gel-al hizmeti vermesi ile büyük AVM ler de özellikle kiracılar açısından kira sorunlarını beraberinde getirmiştir. Kiracılar açısından bu dönemde kira sözleşmesini devam etmesi büyük maddi kayıplara sebep vereceğinden kiracılar açısından kiralananın sözleşme bitiminden önce iadesi sonucunu doğurmuştur.</p>



<p>818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nda kiralanın erken iadesi değinse de tam olarak çözüm sunmamıştır. 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun (GKHK) kanun da kiralanın iadesi ile ilgili herhangi bir madde yoktur. Bu durumda Yargıtay somut uyuşmazlığı haksız fiil olarak değerlendirmiştir. Her ne kadar kiralanın iadesi konumuz açısından konut ve çatılı iş yeri olarak incelense de madde hükmünden tüm kira sözleşmesi için geçerli olan bir durumdur. TBK da kira hukukunda kiracı bakımından her ne kadar korunmuş olsa da sözleşmenin erken iadesi TBK 325 maddesinde hakkaniyet anlayışı gereği kiraya verenin hakları ve tazminat sorumluluğu yer verilmiştir.</p>



<p>Sözleşme süresine veya fesih dönemine uymadan kiralananı herhangi bir hakka dayanmadan teslim eden kiracının feshi haksız fesih olarak değerlendirerek taraflar arasında erken iadeye ilişkin sözleşmede madde var ise bu sözleşme bağlayıcıdır. Kira sözleşmesinde erken iade olmaması durumunda kiralananı usulüne uygun şekilde iade eden kiracı için tazminat sorumluluğu mahkeme tarafından bilirkişi vasıtası ile iade edilen kiralananın benzer koşullar da ne zaman kiraya verileceği hesaplanacaktır.</p>



<p>Kiracının makul sürenin geçmesinden önce kiracı adayı bularak bu durumunda kiraya verene bildirimde bularak ve kiralayan tarafından kabul etmesi durumunda kiracı açısında borç son bulacaktır. Bu durumda kiracı adayı ile sözleşme yapması kiraya verenin MK 2. ye göre hareket etmesi gerekmektedir.</p>



<p>Kiraya veren, yapmaktan kurtulduğu giderler ile kiralananı başka biçimde kullanmakla elde ettiği yararlar durumunda. Kiraya verenin normalde yapması gereken masrafı yapmayıp ya da kendisine sağladığı yararları maddi kazanç olabileceği gibi kendi aktifinde çıkması gerekirken çıkmayan yararlardır. Bu durumda kiraya verilecek olan tazminattan mahsup edilmesi gereken alacak kalemleridir. Kiralanın iadesinin veya elde etmekten kasten kaçındığı yararları kasten kaçınması MK.2 ye göre iyi niyet çerçevesinde yapması gereken eylemleri yapmaması durumunda zararın artması durumunda kiraya verenin hareketsiz kalması durumudur. Oluşan bu zararında kiraya verene verilecek olan kira bedelinden mahsup edilerek hesaplanması gerekiyor.</p>



<p><strong>Yazar</strong>: Av. Erman UZUN</p>



<p></p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/tbk-325-kiralananin-sozlesmenin-bitiminden-once-geri-verilmesi/">TBK 325 KİRALANANIN SÖZLEŞMENİN BİTİMİNDEN ÖNCE GERİ VERİLMESİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kira Tespit Davası</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/kira-tespit-davasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2025 06:03:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sezginhukuk.org/?p=1070</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kira Tespit Davası Nedir? Nasıl Açılır? Kira tespit davası, kiraya verenin veya kiracının, kira bedelinin yeniden belirlenmesi amacıyla tarafların mahkemeye başvurmasıdır. Uzun süreli yapılan kira sözleşmelerinde, kira bedelinin piyasa koşullarına...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/kira-tespit-davasi/">Kira Tespit Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Kira Tespit Davası Nedir? Nasıl Açılır?</h2>



<p>Kira tespit davası, kiraya verenin veya kiracının, kira bedelinin yeniden belirlenmesi amacıyla tarafların mahkemeye başvurmasıdır. Uzun süreli yapılan kira sözleşmelerinde, kira bedelinin piyasa koşullarına uygun hale getirilmesi amacıyla açılır. Türk Borçlar Kanunu’nda bu hak hem kiracıya hem kiraya verene bu hakkı vermektedir.<br></p>



<h2 class="wp-block-heading">Kira Tespit Davası Açılabilmesi için Gerekli Şartlar Nelerdir?</h2>



<p>1- Taraflar arasında devam eden bir kira ilişkisi olmalıdır.</p>



<p>2- Taraflar arasında imzalanan kira sözleşmesinde kira artış oranını rakamsal olarak yazılabileceği gibi yıllık tüfe ortalaması veya TEFE/TÜFE şeklinde de yazılabilir.</p>



<p>3- Kira sözleşmesinde kira artış oranı TÜİK tarafından hesaplanan yıllık TÜFE ortalamasının oranı aşmaması durumumda geçerli olur </p>



<p>4- Yıllık TÜFE ortalamasını aşan kısım yönünden kira artış miktarı geçersizdir. </p>



<p>5- Dava, kira döneminin bitiminden 30 gün önce açılmalı veya bu süre içinde kiracıya yazılı bildirim yapılmalıdır.</p>



<p>6- Kira sözleşmesinin üzerinden 5 yıl geçtiyse, taraflar herhangi bir bildirim süresi aranmaksızın kira tespit davası açabilir.</p>



<p>7- Kira sözleşmesi yazılı veya sözlü olabilir, her ikisi için de dava açılabilir.</p>



<p></p>



<h2 class="wp-block-heading">Kira Sözleşmesinde Taraflar Arasında Kira Artış Oranı Belirtilmemişse Ne Olur?</h2>



<p>Taraflar arasında imzalanan kira sözleşmesinde kira artış şartı yoksa bu durumda kiraya veren tek taraflı olarak kira artış bedeli isteyemez. Bu durumda kiraya veren kira artış miktarı için dava açması gerekecektir. Açılan dava da mahkeme tarafından bedeli bir önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki on iki aylık ortalamalarına göre hesaplanır, kiralananın durumu göz önüne alınarak hakkaniyete göre belirlenir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kira Tespit Davasında Gerekli Belgeler</h2>



<div class="wp-block-group"><div class="wp-block-group__inner-container is-layout-constrained wp-block-group-is-layout-constrained">
<ul class="wp-block-list">
<li>Geçerli kira sözleşmesi (yazılı ya da ispatlanabilir sözlü sözleşme)</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Tapu fotokopisi</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Rayiç kira bedelini gösteren emsal kira örnekleri</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Varsa noter ihtarnamesi</li>
</ul>
</div></div>



<h2 class="wp-block-heading">Kira Tespit Davası Ne Kadar Sürer?</h2>



<p>Davanın süresi, mahkemelerin iş yüküne ve delillerin toplanmasına bağlı olarak 6 ay ila 1,5 yıl arasında değişebilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kira Tespit Davasında Evsahibinin Hakları</h2>



<p>1- Kiraya verenin kira tespit davası sonunda kiranın piyasa değerine göre artırılması,</p>



<p>2- Mahkeme kararının kesinleşmesi sonucu geriye dönük olarak kira farklarının tahsil edilmesi</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kira Tespit Davasında Kiracının Hakları</h2>



<p>1- Mahkeme kararından önce, kiraya veren tarafından talep edilen kiranın ödenmesi zorunlu değildir.</p>



<p>2- Mahkeme kiraya verenin aşırı fahiş artış taleplerine bağlı kalmadan bilirkişi incelemesi sonucunda takdir edeceği bedel üzerinden kira miktarını belirleyecektir.</p>



<p>3- Kiracı, kira tespit davası sonunda kiracı tahliye edilemez.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Her Yıl Kira Tespit Davası Açılabilir mi?</h2>



<p>Hayır. 5 yıl dolmadan kira bedelinin tespiti için dava açılmaz.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kira Tespit Davası Geriye Dönük İşler mi?</h2>



<p>Bu durumda karşı tarafa ihtar çekilmesi ve ihtarın tebliği olması durumunda dava tarihinden itibaren geriye dönük olarak kira bedeline işler. Şayet karşı tarafa ihtar çekilmez ise bu durumda mahkemenin vereceği karar tarihinden ileriye dönük olarak talep edebilirsiniz.  <br><br></p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/kira-tespit-davasi/">Kira Tespit Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Reddi Miras</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/reddi-miras/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Apr 2024 13:21:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=1016</guid>

					<description><![CDATA[<p>Reddi Miras Nedir? Miras bırakacak kişinin ölmesi ile miras haklarına sahip kişiler miras haklarının nelerden oluştuğu ve mirasçılık paylarını merak etmektedirler. Bu kapsamda bir kısım mirasçılar araştırma yapmaya başlamakta ve...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/reddi-miras/">Reddi Miras</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Reddi Miras Nedir?</h2>



<p>Miras bırakacak kişinin ölmesi ile miras haklarına sahip kişiler miras haklarının nelerden oluştuğu ve mirasçılık paylarını merak etmektedirler. Bu kapsamda bir kısım mirasçılar araştırma yapmaya başlamakta ve bir kısmı ise&nbsp;<strong>mirası reddetme</strong>&nbsp;hakkından yaralanmadan susup mirası olduğu gibi kabul etmektedirler. Bilinmesi gerekir ki, Murisin terekesi murisin ölümüyle beraber her hangi bir işleme gerek kalmadan mirasçılarına geçmektedir. Murisin terekesi ölen kişinin malvarlığının, yani öldükten sonra geriye bıraktığı taşınır veya taşınmaz malları ile hak ve alacaklarının, borçlarının, yükümlülüklerinin bütününü oluşturmaktadır. Bu bakımından terekenin Taşınır mallar, taşınmaz mallar, ayni haklar, ayni hak dışı şahsi hak niteliğindeki haklar, doğmuş haklar ve ileride doğacak haklar olarak aktifi ve miras bırakanın borçları, miras bırakanın rehinleri, ipotekleri, miras bırakanın yükümlülükleri ve taahhütleri olarak pasifini oluşturan kısmı da olabilmektedir. Bu nedenle yasa koyucu yasal mirasçılara ve atanmış mirasçılara mirası reddetme imkanı tanımıştır. İşte Mirasçının bu mirası red hakkına&nbsp;<strong>reddi miras</strong>&nbsp;denilmektedir. Bu kapsamda mirası kabul etmek istemeyen mirasçı bu düzenlemelere dayanarak bu hakkını mutlaka 3 ay süre içinde ileri sürmesi gerekmektedir (Türk Medeni Kanunu 605. Vd Maddesi). Fakat hemen belirtmek isterim ki, miras miras bırakandan külli halefiyet ile geçeceğinden mirasçının haklarının kabülü ve borçlarının&nbsp;<strong>reddi miras</strong>&nbsp;imkanı yoktur. Yani mirasın bütününü ya red edilir ya da mirasın bütünü mirasçılara geçer.&nbsp; Bu nedenle aile ekonomisine zarar vermemesi için bu 3 aylık hak düşürücü red süresi dolmadan terekenin araştırılması ve tespiti gerekmektedir. Bu hususta tarafınıza bırakılan mirası kabul veya ret etmeden önce öncelikle&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/hizmetlerimiz/miras-hukuku/">miras avukatı</a>ndan yardım almanız yol gösterici olacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Reddi Miras Nasıl Yapılır?</h2>



<p>Mirasçıların ya da mirasçılardan her hangi birinin ailevi sebeplerden veyahut miras bırakanın borçlarından ötürü mirası kabul etmek istememesi üzerine mirası kabul etmeyen mirasçı miras bırakanın vefatının veya mirasçı olunduğunun öğrenilmesinden itibaren 3 ay süre içinde mirası kabul etmedikleri yönündeki açık beyanını içeren dilekçe ile miras bırakanın son yerleşim yerindeki Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak mirasın reddini isteyebilirler. Bu başvuru dilekçe ile yapılabildiği gibi sözlü de yapılabilmektedir. Fakat uygulamada dilekçe ile başvuru tercih edilmektedir.&nbsp;<strong>Reddi miras</strong>&nbsp;hususunda dikkat edilmesi gereken bazı hususlar bulunmaktadır: Mirasın reddi kayıtsız ve şartsız yapılması gerekmektedir. Mirasın kısmen reddi yasal olarak mümkün olmadığı için mirası reddeden mirasçının mirası tümüyle reddettiğini beyan etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde mahkemece mirasın reddi talebi reddedilir yani mirasçı mirası iktisap eder. Ayrıca mirasın reddi ile ilgili başvuru mirasçının iradesine uygun olması gerekmektedir. Mirasçı, yanılma, aldatma veya korkutma ile iradesi sakatlanmışsa mirasın reddi işleminden sonra mirasçı tarafından bu&nbsp;<strong>reddi miras</strong>&nbsp;işleminin iptali istenebilmektedir. Mahkeme mirasın reddi talebini incelerken takdir yetkisini kullanmamaktadır. Gerekli şartları haiz reddi miras talebi mahkemece doğrudan kabul edilmekte ve tescil edilmektedir. (Türk Medeni Kanunu 605. Vd Maddeleri)</p>



<p>Uygulamada bu hususta sıklıkla karşılaşılan hata,&nbsp;<strong>reddi miras</strong>&nbsp;yoluna başvurmak isteyen mirasçının süreyi kaçırması veyahut dilekçesini mirasın hükmen reddi şeklinde hazırlamasıdır. Reddi miras ile mirasın hükmen reddi birbirinden tamamen farklı usullerle ve mahkemelerde görülen birbirinden farklı davalardır. Bu bakımından dilekçeyi hazırlarken yapılan en küçük kelime hatası davanın türünü değiştirmekte ve kararın alınması gecikmektedir. Bu duruma ayrıca davanın esasındaki eksiklikler de eklenince bazen&nbsp;<strong>mirasın reddi</strong>ne ilişkin karar almak dahi güçleşmektedir. Bu bakımdan reddi miras konusunda konusunda uzman avukata başvurmak ve hukuki yardım almak faydalı olacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Mirasın Reddi Hangi Sürelerde Yapılmalıdır?</h2>



<p>Medeni Kanunda, Mirasçıların mirası reddetmeleri için 3 aylık hak düşürücü süre düzenlenmiştir. Fakat 3 aylık sürenin başlangıcı yasal ve atanmış mirasçılarda değişiklik göstermektedir. Yasaya göre, bu süre yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrenildiğini ispat etmedikçe miras bırakanın vefatından itibaren başlamaktadır. Atanmış mirasçılar içinse, miras bırakanın bu tasarrufunun kendilerine bildirildiği tarihten itibaren başlamaktadır. Mirasçılık sıfatının sonradan öğrenilmesi durumunda mirasçı olunduğunun öğrenme tarihinden itibaren 3 ay içerisinde mirasın reddi beyanında bulunmak durumundadırlar (Türk Medeni Kanunu 606. Maddesi). Bu süre içinde&nbsp;<strong>mirasın reddi</strong>&nbsp;için mahkemeye başvurulmadığında miras iktisap edilmiş olur.</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/reddi-miras/">Reddi Miras</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kıdem Tazminatı</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/kidem-tazminati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Apr 2024 13:20:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=1014</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kıdem Tazminatı Nedir? Kıdem tazminatı, İş Hukuku kapsamında incelenen, iş sözleşmesinin kanunla düzenlenen bazı nedenlerle sona erdiği hallerde veya işçinin haklı olarak iş sözleşmesini tek taraflı feshetmesi veyahut işverenin haksız...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/kidem-tazminati/">Kıdem Tazminatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Kıdem Tazminatı Nedir?</h2>



<p>Kıdem tazminatı, İş Hukuku kapsamında incelenen, iş sözleşmesinin kanunla düzenlenen bazı nedenlerle sona erdiği hallerde veya işçinin haklı olarak iş sözleşmesini tek taraflı feshetmesi veyahut işverenin haksız olarak iş sözleşmesini tek taraflı feshetmesi sonucunda kıdemi bir yıl veya daha fazla olan işçiye ve ölüme halinde mirasçılarına işveren tarafından ödenen ve işçinin kıdemi ve ücreti göz önünde bulundurularak hesaplanan tazminat türüdür.&nbsp;<strong>Kıdem tazminatı</strong>, 1475 sayılı yasanın 14. Maddesi ile düzenlenmiş ve 4857 sayılı İş Kanunun 120. Madde ile yürürlükte bırakılmıştır. Kıdem tazminatı İş hukukunun uzmanlık gerektiren önemli bir konusu olup kıdem tazminatı hesabı, kıdem tazminatına hak kazanma ve kıdem tazminatı davaları ile ilgili iş hukuku avukatına başvurmak işçinin yararına olacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kıdem Tazminatına Hak Kazanma Şartları Nelerdir?</h2>



<p><strong>Kıdem tazminatı</strong>&nbsp;kıdemli işçilere verilen bir tazminattır. Fakat bu hüküm, kanunda öngörülen kıdem süresi şartının tek başına yerine getirilmesi ile tazminat hakkının doğacağı anlamına gelmemektedir. &nbsp;Bunun dışında kanunda öngörülen diğer şartların da birlikte gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Yani İşçilerin kıdem tazminatına hak kazanabilmesi kanunda aranan bazı koşulların gerçekleşmesine bağlanmıştır. Kıdem tazminatına hak kazabilmenin ilk şartı işçinin 4857 sayılı&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/hizmetlerimiz/is-hukuku/">İş Kanunu</a>&nbsp;kapsamında işçi olmasıdır. İş Kanununun kapsamı dışında kalan tarım ve orman işçileri ise toplu iş sözleşmesi veya iş sözleşmelerinde hüküm bulunması halinde kıdem tazminatından yararlanabilmektedir. İşçinin kıdem tazminatına hak kazanabilmesinin ikinci şartı ise işçinin iş akdinin sona erdiği tarihte en az bir yıllık kıdeminin bulunması zorunluluğudur. Kıdem tazminatı bir yıldan az olan işçi kıdem tazminatına hak kazanamaz. Bu kural kıdem süresi bir yıldan az olan işçinin çalıştığı süre ile orantılı olarak tazminat ödenemeyeceği anlamına gelmektedir. Bu iki şartın yanında aranan bir husus vardır ki o da iş akdinin kanunda belirlenen nedenlerle sona ermiş olmasıdır. Yani&nbsp;<strong>kıdem tazminatına hak kazanma</strong>&nbsp;bakımından sözleşmenin hangi nedenle ve hangi tarafça feshedildiği büyük önem arz etmektedir. İş Kanununa göre kanunda düzenlenen bazı hallerde işveren işçinin iş sözleşmesini iyi niyet ve ahlak kurallarına uymamasından dolayı iş sözleşmesini haklı nedenle feshedebilmektedir. İşte bu haller dışında işveren işçinin sözleşmesini feshettiğinde işçinin kıdem tazminatı hakkı doğmaktadır. &nbsp;Fakat işverenin işçinin iş sözleşmesini İş Kanununda düzenlenen iyiniyet ve ahlak kurallarına aykırılıktan feshetmesi işçinin kıdem tazminatını doğrudan ortadan kaldırmamaktadır. İşveren söz konusu haklı nedeni ispat edememiş veya kanunda öngörülen hak düşürücü sürelere uymaksızın fesihte bulunmuş ise, işçi yine kıdem tazminatına hak kazanacaktır.</p>



<p>İş Kanununa göre; İş sözleşmesinin işçi tarafından iş Kanununda düzenlenen haklı nedenle feshedildiğinde işçi yine kıdem tazminatına hak kazanacaktır. İşçi haklı nedenle fesih nedenlerinin yanı sıra İş Kanununda düzenlenen bazı nedenlerle de sözleşmesini feshettiğinde kıdem tazminatına hak kazanmaktadır. Bu nedenleri askerlik nedeniyle fesih, işçinin bağlı bulunduğu kanunla kurulu kurumlardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla yaptığı fesih, kadın işçinin evlilik nedeniyle feshi, işçinin ölümü, işçinin yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak sözleşmeyi feshi olarak sıralayabiliriz. İşte bu durumlarda işçi yine kıdem tazminatına hak kazanmış olacaktır. Uygulamada çoğu işçi, istifanın doğrudan kıdem tazminatını ortadan kaldıracağını düşünmektedir. Oysaki istifa nedeni ve içeriği kıdem tazminatına hak kazanma için oldukça önemli bir unsurdur. Açıklandığı üzere kıdem tazminatına hak kazanma ve hesaplama hususunda kıdem süresi, ücret, feshin şekli öncelikle incelenmesi gereken bir durumdur ve bunun için iş avukatına başvurmak ve hukuki destek almak gerekmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İşçinin Sağlık Nedenleri Dolayısıyla İşveren Tarafından İşten Çıkartılması Halinde İşçi Kıdem Tazminatına Hak Kazanır Mı?</h2>



<p>İş Kanunu ile işverene işçinin kanunda sayılan sağlık sorunları nedeniyle iş sözleşmesini haklı olarak derhal fesih hakkı tanınmıştır. Fakat işverenin bu hakkı işçinin kıdem tazminatı hakkını elinden almamaktadır. Kanun koyucu bu durumda sağlık sebebi ile iş sözleşmesine son verilen işçiye kıdem tazminatı hakkı tanımıştır. Söz konusu durumda işçinin hastalığının niteliği, çalışmasına etkisi, kıdem süresi, ücreti yine önemli unsurlar olup gerek işverenler gerekse işçiler iş avukatından kıdem tazminatına hak kazanma ve hesaplanması hususunda hukuki destek almalıdırlar.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Ahlak ve İyi Niyet Kurallarına Uymayan İşçinin İşveren Tarafından İşten Çıkartılması Halinde İşçi Kıdem Tazminatına Hak Kazanır Mı?</h2>



<p>Az yukarıda İş Kanununda öngörülen bazı hallerde işverenin işçinin iş sözleşmesini iyi niyet ve ahlak kurallarına uymamasından dolayı iş sözleşmesini haklı nedenle feshedebilmesi hakkı olduğunu belirtmiştik.&nbsp; İşte işverenin işçinin ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı hareketi nedeniyle iş sözleşmesini kanunda düzenlenen madde kapsamında feshetmesi halinde işçi&nbsp;<strong>kıdem tazminatı</strong>&nbsp;alamamaktadır. Fakat işverenin işçinin iş sözleşmesini İş Kanununda düzenlenen iyiniyet ve ahlak kurallarına aykırılıktan feshetmesi işçinin kıdem tazminatını doğrudan ortadan kaldırmamaktadır. İşveren öncelikle söz konusu haklı nedeni ispat etmeli ve kanunda öngörülen hak düşürücü sürelere uymalıdır. Aksi halde&nbsp; işçi yine kıdem tazminatına hak kazanacaktır.</p>



<p>Peki İş Kanunda düzenlenen ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller nelerdir? Bu haller İş Kanunun 25. Maddesinde yerini bulmuştur. İş mahkemesi hakimleri madde metni ile işverenin fesih gerekçesini karşılaştırıp doğrudan karar vermemektedir. Feshin usule uygun yapılıp yapılmadığı, işçinin davranışlarının iyi niyet ve ahlaka aykırılık olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği, işçinin söz konusu davranışları/eylemleri gerçekleştirip gerçekleştirmediği, işçinin eylemlerinin sebepleri, işverenin sözleşmenin feshinin gerçek nedeni tüm bu hususlar iş mahkemesi hakimince değerlendirilmektedir. Fakat bu değerlendirme için işçinin usulüne uygun talebi, iddiası ve delili bulunmalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Zorlayıcı Sebeplerle Çalışamayan Veya Devamsızlığı Olan İşçinin İşveren Tarafından İşten Çıkartılması Halinde İşçi Kıdem Tazminatına Hak Kazanır Mı?</h2>



<p>İş Kanunu’nda işçinin işyerinde bir haftadan fazla süre çalışmaktan alıkoyan zorlayıcı bir sebebin çıkması hali, İşçinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde devamsızlığının 17 nci maddedeki bildirim süresini aşması hali derhal fesih sebebi olarak düzenlenmiştir. İşte bu durumlar işverene işçinin iş sözleşmesini haklı olarak derhal fesih hakkı tanımaktadır. Fakat 1475 sayılı yasanın yürürlükte kalan maddesine göre; işveren işçinin zorlayıcı sebepleri nedeniyle iş sözleşmesini&nbsp;derhal feshettiğinde işçi yine kıdem tazminatına hak kazanmaktadır. İş sözleşmesinin feshine dayanak sunulan iddia olunan zorlayıcı sebepler&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/hizmetlerimiz/is-hukuku/">iş hukuku avukatı</a>&nbsp;ile değerlendirilmeli ve İş sözleşmesinin feshi zorlayıcı sebeplere ve/veya usule uygun olmadığının tespiti halinde ise bu hususta iş hukuku avukatı ile beraber arabuluculuk ve yargı yoluna başvurmalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İşçi İş Sözleşmesini Haklı Nedenle Derhal Feshettiğinde Kıdem Tazminatına Hak Kazanır Mı?</h2>



<p>İş Kanununun 24. Maddesinde işçinin iş akdini haklı nedenle feshetme hali düzenlenmiştir. Bu kapsamda İş Kanununda düzenlenen haklı nedenleri; sağlık nedenleri, işverenin ahlak ve iyi niyet kurallarına ve zorlayıcı nedenler olarak sıralayabiliriz. İşte işçinin söz konusu haklı nedenleri gerekçe göstererek sözleşmesini feshettiği durumlarda işçi kıdem tazminatına hak kazanacaktır. Lakin uygulamada işçi bu gerekçelerle iş akdini feshettiğinde işçiler kıdem tazminatını hak kazanmış olsa çoğu zaman işverenler tarafından işçinin&nbsp;<strong>kıdem tazminatı</strong>&nbsp;ödenmemektedir. Bu nedenle işçi haklı nedenlerin tespiti, ileri sürülmesi, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshi,&nbsp;<strong>kıdem tazminatı</strong>&nbsp;alacağının tahsili hususunda&nbsp;avukattan hukuki destek almalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İşçi İş Sözleşmesini Askerlik Nedeniyle Feshettiğinde Kıdem Tazminatına Hak Kazanır Mı?</h2>



<p>1111 Sayılı Askerlik Kanunu ve Anayasa gereğince Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağıyla bağlı olan her erkek zorunlu olarak askerlik hizmeti yapmalıdır. İşçinin askerlik hizmetin gerekçe göstererek iş sözleşmesini feshetmesi mümkündür. İşçi bu durumda İş Kanunu gereği kıdem tazminatına hak kazanmaktadır. &nbsp;Askerlik hizmetinin yedek subay, kısa dönem, uzun dönem, er veya bedelli şekilde yapılması kıdem tazminatına hak kazanmayı etkilememektedir. Yeter ki söz konusu fesih gerçekten askerlik nedeniyle yapılmış olsun. İş akdinin işçi tarafından askerlik hizmeti gerekçe gösterilmek suretiyle feshedildiği durumda işçi aradan uzun bir süre geçmeden askere gitmiş olması gerekmektedir. Aksi hal, İş Mahkemesi hakimlerince, işçinin fesih amacının askerlik hizmeti olmadığı olarak değerlendirilmektedir. Peki işçi sözleşmesini feshettiği tarihten sonra en geç ne zaman askere gitmiş olmalıdır ki işçinin fesih nedeni askerlik olarak kabul edilsin? Bu hususta Yargıtay bir kararında işçinin askerlik hizmeti gerekçe göstererek sözleşmesinin feshinden 5, 5 ay sonra askere gitmesini uzun süre sonra askere gittiği şeklinde kabul etmemiş,&nbsp; başka bir kararında ise 14 ayı uzun süre olarak ele almış ve aradan 14 ay geçmesine rağmen muvazzaf askerlik görevini yerine getirmeyen işçinin iş sözleşmesinin fesih amacının muvazzaf askerlik görevini yerine getirmek olmadığını belirtilmiştir. Tabi bu durum bir istinası vardır ki o da; İşçinin kendi elinde olmayan nedenlerle askere gitmesi gecikmiş olmasıdır. İşte bu durumlarda sözleşmenin gerçekten askerlik nedeni ile feshedildiğini kabul ettirmek,&nbsp;<strong>kıdem tazminatı</strong>&nbsp;hesabı ve başvurulacak hukuki yollar için avukattan destek alınmalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İş Sözleşmesini Emeklilik Nedeniyle Fesheden İşçi Kıdem Tazminatına Hak Kazanır Mı?</h2>



<p>Uygulamada iş sözleşmesinin işçi tarafından yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla feshedildiği sıkça görülen bir durumdur. İşçinin bu durumda&nbsp;<strong>kıdem tazminatı</strong>&nbsp;kazanıp kazanmayacağı ise önemli işçi için önemli bir sorudur. İş Kanunun işçiyi koruma prensibi ile hazırlandığını daha önceki yazılarımızda belirtmiştik. İşte yine İş Kanunu söz konusu durumda işçiyi korumakta ve iş sözleşmesini kanunla kurulmuş kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla fesheden işçiye&nbsp;<strong>kıdem tazminatı</strong>&nbsp;hakkı sağlamaktadır. Hemen dikkat çekmek isteriz ki kıdem tazminatına hak kazanmak için&nbsp; yaşlılık, emeklilik aylığı veya toptan ödeme alınacak kurumun kanunla kuruşmuş kurum veya sandık olması gerekmektedir. Ayrıca işçi sözleşmeyi feshederken bazı prosedürleri yerine getirmeli ve usule uymalıdır. Bu hususlarda işçinin iş hukuku avukatına başvurması yol gösterici olacaktır.</p>



<p>İş mahkemesi hakimi işçinin kıdem tazminatı hakkının doğup doğmadığının tespiti bakımından iki koşulun yerine getirilmiş olmasını aramaktadır. Bu iki koşul, işçinin aylık veya toptan ödeme almaya hak kazanması ve işçinin sosyal güvenlik kurumuna aylık veya toptan ödeme almak için başvurmuş olması, bunu belgelemesidir. İşveren fesih tarihinden bu belge sunuldu ise fesih tarihinden itibaren, fesih tarihinden sonra bu belge sunulduysa bu belgenin kendisine verildiği tarihten itibaren kıdem tazminatını ödemesi gerekir. Kıdem tazminatına hak kazanıldığı halde bu tarihlerden itibaren ödeme yapmayan işverene karşı ise işçinin yasal yollara müracaat etmesi gerekir. Yasanın açık hükmüne rağmen kıdem tazminatı ödemesi yapmayan işverene karşı bu yargı sürecinde ise avukatla beraber hareket etmek kıdem tazminatına kavuşmanın önemli bir adımını teşkil etmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Emeklilik Nedeniyle İş Sözleşmesini Fesheden İşçinin Tekrar Çalışmaya Başlaması Kıdem Tazminatını Etkiler Mi?</h2>



<p>Emeklilik nedeniyle iş sözleşmesini fesheden işçinin tekrardan çalışmaya başlamasının önünde hiçbir yasal engel bulunmamaktadır. Bu düzenlemenin aksi iş ve çalışma hürriyetinin ihlalini oluşturmaktadır. Bu nedenle emeklilik nedeniyle iş sözleşmesini fesheden işçinin tekrar çalışmaya başlaması işçi aleyhine yorumlanamaz. Bu da emeklilik nedeniyle sözleşmesini fesheden işçinin tekrar çalışmaya başlamasının kıdem tazminatını olumsuz etkilemeyeceği sonucunu doğurmaktadır. Bu durumda emeklilik aylığı hak etmesi nedeniyle iş yerinden işçiye tekrar çalışmaya başlasa dahi kıdem tazminatı ödemesi yapılmalı ve sonraki bu çalışması önceki çalışmalarından ayrı olarak değerlendirilmelidir. Ayrıca işçinin sonraki bu işinden &nbsp;kıdem tazminatı ödenmesini gerektirecek şekilde ayrılması halinde de ayrı bir kıdem tazminatı hesabı yapılmalı ve ödenmelidir. Kıdem tazminatı ödemesi yapılmadığı takdirde ise işçi söz konusu kıdem tazminatı hesaplamaları ve&nbsp;<strong>kıdem tazminatı</strong>&nbsp;alacağı talepleri için avukata başvurmalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İş Sözleşmesini Sigortalılık Süresini Ve Prim Ödeme Gün Sayısını Tamamlayarak Fesheden İşçi Kıdem Tazminatı Hakkı Kazanır Mı?</h2>



<p>İş Kanunuyla işçiye emeklilik konusunda yaş hariç diğer kriterleri yerine getirmesi halinde de kendi isteğiyle işten ayrılması imkanı tanınmıştır. Yani, sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayan işçi, yaş koşulu sebebiyle emeklilik hakkını kazanmamış olsa dahi bu durumu gerekçe göstererek işten ayrılabilir ve bu halde&nbsp;<strong>kıdem tazminatı</strong>na hak kazanmış olur. Fakat önemli bir detay vardır ki bu da işçinin yaş hariç emekliliğe dair diğer kriterleri tamamlaması nedeniyle işten ayrılmış olması ve Sosyal Güvenlik Kurumundan aldığı durumuna ilişkin işverenine ibraz etmiş, bildirmiş olması gereğidir. İşçi kanunun aradığı koşulları tamamladığını belgelemediği, işverene, böyle bir belge ibraz etmediği durumda işçinin kıdem tazminatından yararlanması mümkün olmamaktadır. İşçi işten ayrılmasından sonra tekrar çalışmaya başladığında ise işçinin ilk ayrıldığı anda işten ayrılma iradesinin tespiti önemlidir. Burada önemli olan işçinin ayrılma anında gerçekten yaş hariç diğer kriterler yerine getirildiğinden işten ayrılma amacı mı yoksa başka bir işte çalışma amacı mı olduğunun tespitidir. Eğer işçi başka bir iş yerinde çalışmak için iş yerinden ayrıldığı tespit edilirse işçi kıdem tazminatına hak kazanamaz.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İş Sözleşmesini Evlilik Nedeniyle Fesheden Kadın İşçi Kıdem Tazminatına Hak Kazanır Mı?</h2>



<p>İş Kanununu ile kadın işçiye evlilik nedeniyle iş sözleşmesini sona erdirme hakkı tanınmıştır. Kadın işçinin evlilik nedeniyle iş sözleşmesini feshetmesi halinde kadın işçi kıdem tazminatına hak kazanacaktır. Fakat sözleşmeyi feshetme tarihi ve evlilik tarihi burada önemli bir unsurdur. Çünkü k<strong>ıdem tazminatı</strong>&nbsp;yasasında düzenlenen madde ile evlilik gerekçesiyle kadın işçinin iş sözleşmesini feshetme süresi evlendiği tarihten itibaren bir yıl süre ile sınırlandırılmıştır. Uygulamada bazı kadın işçilerin eşinden boşanıp tekrar evlendiği ve evlilik nedeniyle sözleşmesini feshettiği ve yeniden çalışmaya başladığı da görülmektedir. Kadın işçinin kıdem tazminatının hakkını kazanması bakımından kadın işçinin iş sözleşmesini feshettiği andaki iradesi tespit edilmeli ve kadın işçi sırf&nbsp;<strong>kıdem tazminatı</strong>&nbsp;almak için iş sözleşmesini feshettiğinin tespiti halinde ise kadın işçinin hakkını kötüye kullanıldığı ve kanuna karşı hile yoluna başvurduğu kabul edilmelidir. Yargıtayın da görüşü bu yönde olup bu hususta mutlaka avukattan hukuki destek alınmalıdır.</p>



<p>Uygulamada karşılaşılan bir durum daha vardır ki o da evlenme sebebiyle kıdem tazminatını alarak işten ayrılan kadın işçinin yeniden bir işte çalışması halidir. Anayasa ile güvence altına alınan iş ve çalışma hürriyeti kıdem tazminatı yasası ile sınırlanabilmesi mümkün değildir. Bu nedenle evlilik nedeniyle işten ayrılan kadın işçinin yeniden çalışmaya başlaması hakkın kötüye kullanıldığı anlamına gelmemektedir. Çünkü kadın işçinin iş sözleşmesini evlilik nedeniyle feshinin ardından kısa bir süre sonra ya da ara vermeksizin çalışmak zorunda kalmış olabilir ve kadın işçinin bu çalışması evliliğin kadına yüklediği görevlerin yerine getirilmesi olarak değerlendirilmelidir.</p>



<p>Hemen eklemek gerekir ki kadın işçinin evlilik nedeniyle iş sözleşmesini feshi ihbar öneline bağlı olmayan tek taraflı bir işlemdir. Yani&nbsp; söz konusu fesih ihbar öneline bağlı olmadığı gibi işverenin kabulüne de bağlı değildir. Kadın işçinin bu hakkı yasadan doğar ve işveren kadın işçinin bu fesih beyanı ile doğrudan işten çıkışını yapması gerekmektedir. &nbsp;Her ne kadar prosedür bu şekilde olsa da çoğu işveren söz konusu kurallara uymamakta ve kadın işçinin kanundan doğan bu hakkını elinden almaktadır. Bu nedenle evlilik nedeniyle iş sözleşmesi sona erdirmek isteyen kadın işçi mutlaka avukata başvurmalı ve hukuki destek almalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İş Sözleşmesi Ölümü İle Sonlanan İşçi Kıdem Tazminatına Hak Kazanır Mı?</h2>



<p>İş sözleşmesi ile kurulan iş ilişkisi işçinin şahsını ilgilendirmektedir. Bu nedenle işçinin ölümü halinde ayrıca bir işleme gerek kalmadan iş sözleşmesi sonra ermektedir. Peki ölen işçinin işveren nezdindeki kıdem tazminatının hukuki durumu ne olacaktır? Kıdem tazminatı yasası ile bu soruna çözüm bulunmuştur. Bir iş yerinde bir yıldan fazla kıdemi olan işçinin ölümü ile ‘kanuni mirasçıların’&nbsp;<strong>kıdem tazminatı</strong>&nbsp;hakkı doğmaktadır.</p>



<p>Uygulamada Kıdem tazminatı hakkının doğması için ölüm olayının nedeninin ve nasıl meydana geldiğinin önemi tartışılmaktadır. Bu nedenle kusurlu davranışı ile kendi ölümüne neden olan işçinin bu davranışının aynı zamanda işveren açısından sözleşmeyi haklı nedenle feshetme hakkı tanıyan nedenler arasında yer alması ya da ölümüne ceza kanunlarına göre cürüm teşkil eden kendi eylemi ile yol açması durumda kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmama hususunda mutlaka avukattan hukuki destek alınmalı ve süreç iş hukuku avukatı ile takip edilmelidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İş Sözleşmesini Doğum Sebebiyle Fesheden İşçi Kıdem Tazminatına Hak Kazanır Mı?</h2>



<p><strong>Kıdem tazminatı</strong>&nbsp;yasasına göre; kadın işçilerin doğum yapması veya çocuklarına bakmak amacıyla iş sözleşmesini feshetmesi halinde kadın işçinin kıdem tazminatı hakkı ve ihbar tazminatı bulunmamaktadır. Bu sebeplerle iş sözleşmesini fesheden kadın işçi ihbar sürelerine uymadıysa işverenin işçiden ihbar tazminatı hakkı doğar. Kadın işçilerin hamile veya yeni doğum yapmış olma durumundan kaynaklanan hakları saklıdır. Yani işverence, kadın işçilerin hamile veya yeni doğum yapmış olma gerekçesiyle yasadan doğan izin haklarının kullandırılmaması, bu haklara aykırı davranışta bulunulması halinde kadın işçi tarafından iş akdi haklı nedenle feshedilebilir ve kıdem tazminatına hak kazanılır. Uygulamada kadın işçilerin İş Kanunundan ve Anayasadan doğan haklarına aykırı davranıldığı ve haksız yere işine son verildiği, kıdem tazminatı ödenmediği ve izin haklarının kullandırılmadığı sıkça görülmektedir. Bu hususlarda avukattan hukuki destek almak gerekmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İşveren Tarafından Kıdem Süresi Dolmadan Sıklıkla Feshedilen İş Sözleşmelerinde İşçi Kıdem Tazminatına Hak Kazanır Mı?</h2>



<p>İş hayatında birçok işverence işçilerin&nbsp;<strong>kıdem tazminatı</strong>&nbsp;almasına engel olmak amacıyla bir yılın dolmasından kısa bir süre önce işçilerin iş sözleşmelerinin feshedildiği sıkça görülmektedir. İşverenlerin söz konusu eylemi objektif iyi niyet kurallarına aykırılık oluşturmaktadır. Kıdem süresi dolmadan sıklıkla işten çıkışı yapılan işçi bu konuda işçi avukatına başvurarak hizmetlerinin birleştirilmesi, kıdem tazminatı ve diğer alacaklarının tahsili için hukuki destek almalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Bir Yıllık Kıdem Süresi Nasıl Hesaplanır?</h2>



<p>Kıdem tazminatının ödenmesinde yasanın öngördüğü bir yıllık kıdem süresinin nasıl hesaplanacağı ve kıdem süresinin hangi süreleri kapsadığı konusunda uygulamada bazı tartışmalar yaşanmaktadır; Öncelikle bilinmesi gerekir ki, Söz konusu bir yıllık süre aynı işverene ait işyeri ya da işyerlerinde geçmiş olmalıdır ve Kıdem süresi iş ilişkisinin kurulduğu imza tarihinden iş akdinin sona erdiği tarih aralığı esas alınarak hesaplanmaktadır. Derhal fesihlerde fesih bildiriminin muhataba ulaştığı an, bildirimli fesihlerde ise ihbar önelinin sona erdiği an iş sözleşmesinin sonlandığı andır. Bu hususta işçi avukatı ile iş sözleşmeniz, haklarınız ve özlük dosyanız değerlendirilerek kıdem tazminatının hesaplanması yol gösterici olacaktır. Ayrıca internetteki kıdem tazminatını hesaplayan programların birçoğu hatalı hesaplama yapmakta ve işçilerin gerçek kıdem tazminatını yansıtmamaktadır bu nedenle bu sürecin işçi avukatı ile takip edilmesi işçinin yıllardır verdiği emeğinin karşılığı olan kıdem tazminatını hukuki koruma altına alacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İşçinin Çıraklık Süreleri Kıdem Süresine Dahil Midir?</h2>



<p>Kıdem tazminatı yasasına göre işçinin çıraklık ilişkisinde geçen süresi kıdem süresine dahil edilmemektedir. Fakat bazı işverenler İş Kanununda böyle bir düzenleme bulunduğu için işçilerin çıraklık dönemlerini uzatma ve işçi ile işveren arasındaki sözleşme artık iş sözleşmesi niteliği taşımasına rağmen işçiye çıraklık dönemi iddiasıyla bu süreyi kıdem süresine dahil etmemektedir. İşte bu gibi durumlarda işçinin yaptığı işin niteliği, aralarındaki sözleşme ve ücret önem kazanmaktadır. Kişinin çıraklık değil işçi sıfatı ile çalıştığının tespiti ve ispatı bakımından işçi avukatına başvurulmasına kıdem tazminatına hak kazanmak için atılması gereken önemli bir adımdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İstirahat Rapor Süreleri Ve Ücretsiz İzin Süreleri Kıdem Süresine Dahil Midir?</h2>



<p>İş Kanununa göre; İşçinin ücretsiz izinde geçirdiği süreler ise kıdem tazminatı sürelerinde dikkate alınamamakla birlikte işçinin işyerinde çalıştığı sırada almış olduğu istirahat raporlarını kıdem sürelerine dahil edilmektedir.&nbsp; Fakat İşverenler bazen işçiye daha az kıdem tazminatı vermek için bazen de işçiye vereceği kıdem tazminatından tamamen kurtulmak için işçinin işyerinde çalıştığı sırada almış olduğu istirahat raporlarını dahi kıdem sürelerine dahil etmemektedirler. Kıdem tazminatı yasasına göre dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır ki o da istirahat raporunun ihbar önelini 6 hafta aşmaması gereğidir. Yani işçinin bir defada ihbar önelini 6 hafta aşan istirahat raporunun süresi kıdem tazminatı hesabına dahil edilememektedir. Söz konusu durum Yargıtay’ın yerleşmiş bir uygulamasıdır. Yargıtay’ın bu içtihatının uygulanmasının istisnaları vardır ki o da sözleşme şartları ve istirahat raporları hakkında değişebilen durumlardır. Bu nedenle&nbsp;avukata&nbsp;detaylı bilgi verilerek hukuki destek alınmalıdır.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading">İş Sözleşmesinin Askıda Olduğu Süreler Kıdem Tazminatı Süresine Dahil Edilmeli Midir?</h2>



<p>İş Kanununa göre askerlik süresi, hastalık, gebelik ve doğum dönemleri, gözaltına alınma ve tutukluluk hali süreleri, grev ve lokavt süreleri, ücretli ve ücretsiz izin sürelerinde iş sözleşmeleri askıya alınmaktadır. Kıdem süreleri hesaplanırken ise işçinin sözleşmesinin devam ettiği süreler hesaba katılmaktadır. Bu nedenle iş sözleşmesinin askıda olduğu bu süreler kıdem tazminatı süresine dahil edilmemelidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Sigorta Kayıtlarında Farklı İşverenlerin Bulunduğu Durumlarda&nbsp; Kıdem Süreleri Ve Kıdem Tazminatı Nasıl Hesaplanmalıdır?</h2>



<p>İş Kanununa göre; Kıdem süresi hesabındaki bir yıllık süre aynı işverene ait işyeri ya da işyerlerinde geçmiş olmalıdır. Fakat iş hayatında işçinin sigorta kayıtlarında yer alan işverenin dışında başka işverenlerin de bulunduğuna ve işçinin bilgisi dışında birbiri ile bağlantısı olan işverenler tarafından süreli giriş çıkışlarının yapıldığına sıklıkla karşılaşılmaktadır. İşte bu farklı işverenler nezdinde geçen sürelerin kıdem tazminatı hesabı için birleştirilebilmesi işyeri devri,&nbsp; hizmet akdi devri, asıl işveren-alt işveren ilişkisi veya birlikte istihdam olgularının bulunmasına bağlıdır. Mahkemece işverenlerin iş yeri devri, hizmet akdi devri, asıl işveren- alt işveren ilişkisi veya birlikte istihdam ilişkisi tespit edildiği takdirde söz konusu hizmet süreleri birleştirilir ve kıdem sürelerine dahil edilebilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Fasılalı Çalışmalar Kıdem Süresine Dahil Edilir Mi?</h2>



<p>İş Kanuna göre; Kıdem tazminatına esas alınacak bir yıllık kıdem süresi hesaplanırken işçinin daha önceki fasılalı çalışmaları dahil edilmesi gerekmektedir. Fasılalı çalışılan dönemlerin birleştirilebilmesi için temel koşul, her bir feshin kıdem tazminatına hak kazanılacak şekilde gerçekleşmiş olması koşulu ve işçinin önceki çalışması sebebiyle kıdem tazminatının kendisine ödenmemiş olması koşuludur. &nbsp;Dikkat edilmesi gerekken diğer husus ise en son ücret üzerinden kıdem tazminatı hesaplanması gereğidir. &nbsp;Zamanaşımı definin ileri sürülmesi halinde ise önceki çalışma sonrasında ara verilen zamanaşımı süresini aşmış ise önceki hizmet bakımından kıdem tazminatı hesaplanması mümkün olmamaktadır. Hizmetleri birleştirilmesi suretiyle kıdem tazminatı alacağının tahsili için işçi avukatına danışılması ve bu suretle hukuki yol izlenmesi işçinin hata yapmasını engelleyecek haklarına kavuşmasına yardım edecektir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kıdem Tazminatında Zamanaşımı Süresi</h2>



<p>Gerek İş Kanunda gerekse borçlar kanunda, kıdem tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiş olup zamanaşımı süresi Yargıtayın yerleşmiş içtihatları ile 10 yıl olarak uygulanmaktaydı. Bu hususta yaşanan tartışmalara 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile son verilmiş ve söz konusu bu zamanaşımı süresi 5 yıl olarak düzenlenmiş ve netleştirilmiştir.&nbsp; Söz konusu zamanaşımı sürelerinin değişmesi ile hemen bu maddenin daha önce doğan tazminat hakları ve alacaklara uygulanıp uygulanmayacağı ve bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan zamanaşımı sürelerinin değişiklikten önceki hükümlere tabi olup olamayacağı, bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlayıp fakat henüz dolmayan zamanaşımı süresinin dolmayan kısmının akıbeti merak konusu olmuştur. Haklarınızın zarara uğramaması için bu hususlarda&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/hizmetlerimiz/is-hukuku/">iş avukatı</a>na başvurmak ve hukuki destek alınması gerekmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İşten Çıkartılınca Kıdem Tazminatı Nasıl Alınır, Kıdem Tazminatı Alamayan İşçiler Ne Yapmalıdır?</h2>



<p>Kıdem tazminatına hak kazanıldığı halde işveren tarafından işçiye kıdem tazminatının ödenmemesi halinde işçi öncelikle İşçi avukatına başvurmalıdır. İşçi avukatı yasal şartlar oluştuğu takdirde, İş Kanunu ve kıdem tazminatı yasası çerçevesinde yürüteceği hukuki süreç, arabuluculuk ve gerektiğinde açacağı dava ile kıdem tazminatının işçiye verilmesini sağlayacaktır.&nbsp;<strong>&nbsp;</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading">Kıdem Tazminatı Fonu Nedir?</h2>



<p>2003 tarihli İş Kanununun geçici 6&#8217;ncı maddesinde&nbsp;<strong>Kıdem Tazminatı Fonu</strong>&#8216;nun kurulacağı yönünde bir düzenleme yer verildiği halde yaklaşık 15 sene boyunca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca kıdem tazminatı fonu kurulmamıştır. Söz konusu fonun kurulmamasında birçok etken bulunmakla birlikte kıdem tazminatı fonu çalışması bir kısım işçi, işveren ve sendika tarafından da olumsuz eleştirilmektedir. Kıdem tazminatı fonu yasalaşması halinde işverenler çalıştırdığı her işçi için kıdem tazminatı fonuna belirlenen oranda prim ödemesi yapacak ve yasal koşulların oluşması durumunda işçi,&nbsp;söz konusu fondan kıdem tazminatını alabilecek.&nbsp;<strong>Kıdem tazminatı fonu</strong>&nbsp;hakkındaki gelişmeler olduğunda tarafımızca sizlerle paylaşılacaktır.</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/kidem-tazminati/">Kıdem Tazminatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İhbar Tazminatı</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/ihbar-tazminati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Apr 2024 13:19:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=1012</guid>

					<description><![CDATA[<p>İhbar Tazminatı Nedir? İhbar tazminatı, İş Kanununda düzenlenmiş olup belirsiz süreli veya sürekli nitelikteki iş sözleşmelerinin ihbar süresine uyulmaksızın ve haklı bir neden olmaksızın iş sözleşmesini usulsüz olarak fesheden tarafın...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/ihbar-tazminati/">İhbar Tazminatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">İhbar Tazminatı Nedir?</h2>



<p><strong>İhbar tazminatı</strong>, İş Kanununda düzenlenmiş olup belirsiz süreli veya sürekli nitelikteki iş sözleşmelerinin ihbar süresine uyulmaksızın ve haklı bir neden olmaksızın iş sözleşmesini usulsüz olarak fesheden tarafın karşı tarafa ödemek zorunda olduğu, zarar koşuluna bağlı olmayan, usulsüz feshin yaptırımı olan ve kanundan doğan götürü bir tazminattır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İhbar Tazminatı Şartları Nelerdir?</h2>



<p>İhbar tazminatına hak kazanma ve&nbsp;<strong>ihbar tazminatı şartları</strong>&nbsp;konusunda uygulamada en çok düşülen hata işçilerin kıdem tazminatının yanında doğrudan ihbar tazminatına da hak kazanacaklarının zannedilmesidir. Bilinmesi gerekir ki, ihbar tazminatı her durumda ve her koşulda ödenmesi gereken bir tazminat değildir. İhbar tazminatına hangi durumlarda hak kazanıldığının öğrenmek için öncelikle ihbar tazminatının şartlarını ve unsurlarını incelemek gerekir. &nbsp;Çünkü İş Kanunu’nda öngörülen&nbsp;<strong>ihbar tazminatı şartları</strong>&nbsp;ve unsurları birlikte gerçekleştiği takdirde iş sözleşmesi usulsüz feshedilen kişi ihbar tazminatına hak kazanacaktır. Bu kapsamda; ihbar tazminatından bahsedebilmek için öncelikle tarafların arasında belirsiz süreli veya sürekli nitelikteki iş sözleşmesi bulunması gerekir.&nbsp; Bununla birlikte söz konusu belirsiz süreli veya sürekli iş sözleşmesinin haksız olarak feshedilmiş olması gerekir. Yani işçi veya işveren tarafından İş Kanununda düzenlenen haklı nedenlerin varlığı dahilinde söz konusu fesih maddeleri uyarınca iş sözleşmesinin feshi halinde her iki tarafın da tazminatı yükümlülüğü doğmamaktadır. İhbar tazminatının şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği, fesihte haklı nedenin bulunup bulunmadığı, sözleşmenin niteliği, ihbar tazminatına hak kazanılıp kazanılmadığı, ihbar tazminatı hesabı,&nbsp;<strong>ihbar tazminatı alma şartları</strong>&nbsp;ve ihbar tazminatının nasıl alınacağı hususları işçi tarafından tek başına tespit edilebilecek bir durum değildir. Bu bakımından&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/hizmetlerimiz/is-hukuku/">iş avukatı</a>na başvurulması ve hukuki destek alınması yararlı olacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İş Sözleşmesinin Haklı Nedenle, Askerlik Nedeni, Emeklilik Nedeni Veya İstifa İle Sona Ermesinde İhbar Tazminatı</h2>



<p><strong>İhbar tazminatı</strong>, iş sözleşmesini fesheden tarafın şartları oluştuğunda diğer tarafa ödemesi gereken bir tazminattır. Bu nedenle iş sözleşmesini fesheden tarafın feshi haklı bir nedene dayansa dahi, ihbar tazminatına hak kazanması mümkün olmaz. Aynı nedenle &nbsp;işçinin 1475 sayılı Yasa&#8217;nın 14&#8217;üncü maddesi hükümleri uyarınca emeklilik, muvazzaf askerlik, evlilik gibi nedenlerle iş sözleşmesini feshetmesi durumunda da ihbar tazminatı talep hakkı bulunmamaktadır. İşçinin belirli süreli sözleşmesinde sözleşme süresinin bitiminde işçinin ve işverenin&nbsp;<strong>ihbar tazminatı</strong>&nbsp;ödeme yükümlülüğü yoktur. İşçinin istifasında işverenin ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğü olmayıp işçinin istifası haklı nedene dayanmıyorsa veya işçinin haklı nedenle feshi yersiz olduğu anlaşılırsa, işverenin, işçiden ihbar tazminatı isteme hakkı doğmaktadır. Bu nedenle işçiler işten ayrılırken işverenler ise işçinin iş sözleşmesine son verirken son derece dikkat etmeli ve ihbar tazminatı hakkının doğumu, ihbar sürelerinin hesaplaması ve ihbar tazminatının nasıl hesaplanacağı hususlarında hukuki destek almalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Deneme Süresi İçinde Sözleşmenin Feshi Halinde İhbar Tazminatı Hakkı Doğar Mı?</h2>



<p>İş Kanununa göre iş sözleşmelerine deneme kaydı konulabilir. Deneme kaydı ise en çok iki ay süreli olarak düzenlenebilmektedir. İş sözleşmelerinin söz konusu iki aylık deneme süresi içinde feshedilmesi durumunda tarafların ihbar tazminatı hakkı doğmamaktadır. Yani bu durumda gerek işveren gerekse işçi tarafından ihbar tazminatı talep edilemez. Söz konusu düzenlemelere rağmen tarafınızdan<strong>&nbsp;ihbar tazminatı</strong>&nbsp;talep ediliyorsa mutlaka hukuki yardım almalısınız.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İşyeri Devrinde İhbar Tazminatı</h2>



<p>İş Kanununa göre işyeri başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde mevcut olan iş sözleşmelerinin hepsi bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçmektedir. Bu kural İşçi-işveren ilişkisinin korunması, işçinin gelirinde sürekliliğin sağlanması ve iş güvencesi amaçlarından doğmaktadır.&nbsp; İş yerinin devri halinde, devirden sonra yapılan fesihlerde ihbar tazminatından sadece iş yerini devralan son işveren sorumludur. İşyerinin devrinde devir alan ve devredenin aralarındaki organik bağ iddiaları ise tartışma konusu olup gerek ihbar tazminatının hesaplanması gerekse&nbsp;<strong>ihbar tazminatı</strong>&nbsp;yükümlüsü bakımından işçi avukatı ile yapılacak ayrıntılı görüşme yol gösterici olacaktır. Bu bakımdan&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/hizmetlerimiz/is-hukuku/">işçi avukatı</a>ndan alınacak hukuki destek davanıza ışık tutacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İşyerinin İflası Halinde İş Sözleşmenin Akıbeti, İhbar Tazminatı</h2>



<p>İşverenlerin iflas etmesi oldukça sık görülen bir durumdur. Peki bu durumda işçilerin iş sözleşmelerinin akıbeti ne olacaktır? İş sözleşmeleri sona mı erecektir? İş sözleşmeleri sona eren işçiler ihbar ve kıdem tazminatı alacaklarını iflas etmiş işverenden alabilecek midir? Bunun hukuki yolu var mıdır? Bu sorular bir çok işçinin telaşla sormuş olduğu ve cevap aradığı sorulardır. Bilinmesi gerekir ki; &nbsp;işverenin iflası halinde işçilerin iş sözleşmeleri sona ermemektedir ve bu durum işçiye iş sözleşmesini haklı nedenle fesih hakkı vermemektedir.&nbsp; İşyerinin iflası ile iflas masası devreye girmektedir bu bakımından artık iş sözleşmelerinin muhatabı iflas masasıdır. İflas masasının işçinin çalışmaya devam etmesini istemesi üzerine işçi ücretlerinin ödenmesi için iflas masasından teminat talep eder, iflas masası işçinin istediği bu teminatı gösterdiği takdirde iş sözleşmesi devam eder, aksi halde artık işçinin&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/is-sozlesmesi-ve-hukuki-nitelikleri/">iş sözleşmesi</a>ni haklı nedenle fesih hakkı doğar.</p>



<p>İşyerinin iflası halinde işçilerin işçilik alacakları iflas masasında birinci sırada yer almaktadır. Fakat dikkat çekmek isteriz ki iflas masasındaki söz konusu işçilik alacaklarının ödenmesi sırası rehin alacakları, masa alacakları ve diğer bazı alacaklardan sonradır. Bu durum ise çoğu zaman uygulamada işçinin işçilik alacaklarına sıra geldiğinde iflas masasındaki paranın bitmesi ile sonuçlanmaktadır. Bazı işyerlerinde ise iflasın durumuna göre işçilerin iflas masasından işçilik alacaklarını alabildikleri de görülmektedir. Teorik olarak söyleyebiliriz ki İşvereni iflas eden işçi, iflasın açıldığı tarihten itibaren son bir yıl içinde alamadığı ücret ve benzeri alacakları, ihbar ve kıdem tazminatı alacakları için işçi avukatına başvurmalı ve hukuki destek almalıdır, zaman kaybetmeden iflas masasına başvuruda bulunmalıdır ve bu süreçte hukuki destek alınmalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İşçinin Mağduriyeti Oranında İhbar Tazminatına Hükmedilebilir Mi?</h2>



<p>İhbar tazminatında işçinin uğramış olduğu zarar yani mağduriyeti göz önüne alınmamaktadır. Çünkü&nbsp;<strong>ihbar tazminatı</strong>, İş Kanunda düzenlenen ihbar sürelerine ilişkin ücret tutarında olmak üzere götürü olarak saptanan bir tazminattır. Bu nedenle ihbar tazminatını hesaplarken işçinin zararı dikkate alınmadan yazılı bildirim süresine ait ücret tutarında tazminata hükmedilmektedir. İşçinin varsa diğer zararları İş Kanunu ve Borçlar Kanununun karşılığını bulan hükümleri çerçevesinde talep edilebilir. Yaşanan mağduriyete göre açılabilecek davalar ve talep edilebilecek alacaklar işçi avukatı ile yapılacak detaylı görüşme ile netleşecektir. Bu bakımdan işçi avukatından hukuki destek alınması, şartları oluştuğu takdirde tüm zararlarınızın talep ve tahsil etmenizi sağlayacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Yeni İş Bulan İşçiye İhbar Tazminatı Verilir Mi?</h2>



<p>Uygulamada birçok işçinin iş sözleşmelerinin işverenler tarafından geçerli veya haklı bir neden olmadan ve bildirim süresine uyulmadan feshedildiğine sıklıkla rastlanmaktadır. İşçilerin bu şekilde işten çıkarılması ile işçiler ekonomik zorluk çekmekte ve yeni iş arama girişimlerinde bulunmaktadırlar. İş ve çalışma hürriyeti anayasal bir hak olup ihbar tazminatı dolayısıyla işçinin bu hakkı elinden alınamaz. &nbsp;İşte bu nedenle ihbar tazminatına hak kazanan bu işçiler yeni bir iş bulmuş olsalar ve mağdur işçinin zararı ihbar tazminatından daha az olsa dahi işverence işçiye ihbar tazminatı ödenmesi gerekmektedir. İşçiye hak ettiği halde işveni tarafından ihbar tazminatı ödenmediği durumda işçinin ihbar tazminatının hesaplaması ve ihbar tazminatının nasıl alınacağı hususlarında mutlaka hukuki destek alması gerekmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İhbar Süresi Hesaplama</h2>



<p><strong>İhbar süresi</strong>; İş Kanunundaki ilgili hükümler kapsamında işçinin işyerindeki kıdemine göre belirlenen ve belirsiz süreli iş sözleşmesinin feshi için önceden bildirim yapılmasını gerektiren süredir.&nbsp;İhbar&nbsp;öneli olarak da adlandırılan bu süre işçinin işyerindeki hizmet süresine göre belirlenmektedir. Buna göre; Hizmet süresi 6 aydan az olan çalışma dönemi için bildirim süresi 2 hafta, hizmet süresi 6 aydan 1,5 yıla kadar olan çalışma dönemi için bildirim süresi 4 hafta, hizmet süresi bir buçuk yıldan 3 yıla kadar olan çalışma dönemi için bildirim süresi 6 hafta, hizmet süresi 3 yıldan fazla olan çalışma dönemi için bildirim süresi ise 8 haftadır. Belirsiz süreli veya sürekli nitelikteki iş sözleşmelerinin işveren veya işçi tarafından feshedilmek istendiğinde bu ihbar sürelerine uyulması ve karşı tarafa bildirimde bulunulması gerekmektedir. Aksi halde ihbar sürelerine uymayan tarafın diğer tarafa bildirim süresi kadar ücret tutarında hesaplanacak ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğü doğacaktır.</p>



<p>İhbar süresi hesaplanırken ve ihbarda bulunulurken işçiler ve işverenler tarafından sıklıkla hata yapılmaktadır. Bu bakımından bazı hususlara dikkat etmek gerekir. Bu nedenle ihbar tazminatı hesaplama,&nbsp;<strong>ihbar süresi hesaplama</strong>&nbsp;ve bildirimde bulunma hususlarında işçi avukatından hukuki destek alınmalıdır. İşçi avukatından alınacak hukuki destek sürecin hızlı bir şekilde sonuçlanmasını da sağlayacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İş Arama İzni Ve Yıllık Ücretli İzin İhbar Sürelerinden Sayılır Mı ?</h2>



<p>İş Kanununa göre,&nbsp;<strong>ihbar süresi</strong>&nbsp;ile iş arama izinleri ve yıllık izin süreleri iç içe geçmemeli ve İhbar tazminatı bu suretle işçi aleyhine hesaplanmamalıdır. Aksi hesaplama işçinin anılan haklarına aykırılık teşkil edecektir. Bu nedenle İş Kanununa uygun şekilde işçiye iş arama izinleri ve yıllık izinleri kullandırılmalı, yapılacak&nbsp;<strong>ihbar süresi hesaplama</strong>&nbsp;başvuruları ise avukat ile yasal hükümler çerçevesinde yapılmalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kısmi Süreli İş Sözleşmesi İle Çalışan İşçinin İhbar Süresi Nasıl Hesaplanır?</h2>



<p>İş Kanununa göre, iş sözleşmesi ile işçinin haftalık çalışma süresi tam süreli işçiye göre daha az belirlenebilmektedir. İşte bu iş sözleşmesi, kısmi süreli iş sözleşmesi niteliğinde olacaktır. Bu durumda kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçinin ihbar süresi işçinin fiilen çalışmaya başladığı tarihten iş sözleşmesinin sonra erdiği tarihe kadar ki geçen süreye göre oluşan kıdem süresi üzerinden belirlenmektedir. Kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçinin ihbar tazminatının ve&nbsp;<strong>ihbar tazminatı süresinin hesaplanması</strong>&nbsp;için&nbsp;avukata başvurulmalı ve verilecek detaylı bilgilerle hesaplama yapılmalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Çağrı Usulü Çalışmalarda İhbar Süresi Nasıl Hesaplanır?</h2>



<p>İş Kanununa göre, iş sözleşmesi ile işçinin yapmayı üstlendiği işle ilgili ihtiyaç duyulması halinde iş görme ediminin yerine getirileceği düzenlenebilmektedir. İşçi ile işveren arasındaki bu iş ilişkisi çağrı usulü çalışmaya dayalı kısmi süreli bir iş sözleşmesidir. Çağrı usulü çalışma, işverenlerce maliyetlerin azalması için tercih edilen bir sözleşme tipi olup iş sürelerinde de esnekliği sağlamaktadır. Fakat işverenlerce her ne kadar maliyetlerin azalması için tercih edilmekte olsa da çağrı üzerine çalışmaya dayalı iş sözleşmelerine de&nbsp;<strong>ihbar süreleri</strong>&nbsp;ve ihbar tazminatı hükümleri uygulanmaktadır. Bu sözleşme tipinde dikkat edilmesi gereken en önemli husus işçinin işyerinde fiilen çalıştığı sürelerin çalışma süresinden sayılması kuralıdır.&nbsp; Bu nedenle işçinin çalışmadığı günler çalışma süresi ve ihbar tazminatı süresi hesabında dikkate alınmamaktadır. Çağrı üzerine çalışan işçilerin ihbar süreleri ve&nbsp;<strong>ihbar tazminatı</strong>&nbsp;anılan kural dikkate alınarak ihbar tazminatı yasası çerçevesinde hesaplama yapılır. Bu bakımından en doğru sonuca ise internetteki hesaplama programları ile değil, avukattan alınacak hukuki destek ile ulaşılabilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İhbar Tazminatında İspat Yükü</h2>



<p>İspat yükü işçilik alacakları davalarında en önemli hususlardan biridir. Çünkü bir davada ispat yükü üzerinde olan taraf bunu yerine getiremezse o davanın aleyhine sonuçlanması ile karşılaşır.&nbsp;<strong>İhbar tazminatı</strong>&nbsp;alacağında ise ihbar tazminatını isteyen taraf sözleşmenin bildirim koşuluna uyulmadan feshedildiğini ispatlaması gerekir. Usulsüz feshe maruz kalan taraf ihbar tazminatını aşan zararı bulunduğunu iddia ediyorsa, bu zararını Borçlar Kanunu çerçevesinde talep etmeli ve bu iddiasını ispatlamalıdır. İspat ise delillerle mümkün olmaktadır. İşçinin veya işverenin hangi delillere başvurması gerektiği, delilleri sunma şekli ve süreleri, dava açma usuli ve ihbar tazminatı hesaplamaları son derece önemli ve dikkat edilmesi gereken noktalardır. Burada uzman iş hukuku avukatlarının önemi ortaya çıkmaktadır. İşçi avukat ile izleyeceği hukuki süreç ile yasal şartları oluştuğu takdirde ihbar tazminatına hızlı bir şekilde kavuşacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İhbar Tazminatı İle Kötüniyet Tazminatı Birlikte Hükmedilebilir Mi?</h2>



<p><strong>İhbar tazminatı</strong>&nbsp;ve kötü niyet tazminatı 4857 sayılı İş Kanunu, Deniz İş Kanunu ve Borçlar Kanununda ayrı ayrı düzenlenmiştir. Anılan kanunlar kapsamında her iki tazminatın koşulları da birbirinden farklıdır. Bu nedenle her iki tazminat ayrı ayrı değerlendirilmeli ve koşulları oluştuysa ayrı ayrı hükmedilmelidir. Birinin red edilmesi diğerin de red edilmesini gerektirmemektedir. Sadece kötü niyet tazminatı talebi ile açılan bir davada, mahkemece çoğun içinde azında olacağı ve kötü niyet tazminatının ihbar tazminatını kapsadığı gerekçesi ile usulünce açılmış bir dava olmadan ihbar tazminatına hükmedilemez. Bu durum yargıtayca bozma sebebidir. Bu nedenle davanın usulünce açılması ve her iki tazminatın şartlarının ayrı ayrı sağlanması önemli olup hak kaybına uğramamak için davanın avukat ile açılması gerekmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İhbar Süreleri Arttırılabilir Mi?</h2>



<p>Borçlar Kanununda bildirim sürelerinin sözleşme ile kısaltılamayıp her iki taraf için de eşit olmak koşulu ile arttırılabileceği, farklı süreler öngörülmesi halinde ise her iki tarafa da uzun olan sürelerin uygulanması gereği hükme bağlanmıştır. Borçlar Kanunundaki bu düzenleme genel nitelikte olduğundan İş Kanununa tabi çalışan işçiler hakkında da uygulanması gerekmektedir. Bu bakımından ihbar sürelerinin arttırıldığı iş sözleşmelerinde Borçlar Kanunun anılan hükmü göz önünde bulundurulmalı ve uyuşmazlık bu suretle çözülmelidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İhbar Tazminatı Ne Zaman Muaccel Olur, Faiz Hangi Tarihten İtibaren İşler?</h2>



<p>İhbar tazminatının ne zaman muaccel olacağı ve faizin hangi tarihten itibaren işleneceği İş Kanununda düzenlenmemiştir. Bu nedenle bu hususlarda genel hükümlere yani Borçlar Kanununa başvurulmaktadır. Buna göre; ihbar tazminatında faiz türü yasal faizdir ve ihbar tazminatı fesih tarihinde muaccel olmaktadır. İhbar tazminatı borçlusu daha önce temerrüde düşülmemiş ise dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanması gerekir. Kısmi dava açıldıktan sonra davacı tarafından ıslah yapılmış ise ıslah ile arttırılan miktara ıslah tarihinden itibaren yasal faiz uygulanması gerekir. Uygulamada faiz hesaplamasında ve faiz başlangıç tarihlerinde hata yapıldığı ve hatta davanın yanlış açıldığına rastlanmaktadır. Bu bakımdan hukuki sürecinizi daha da zorlaştırmamak ve hak kayıplarını önlemek adına deneyimli&nbsp;avukata başvurmak gerekmektedir. &nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading">İhbar Tazminatında Zamanaşımı Süresi</h2>



<p>7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’ndan önce ihbar tazminatı alacağının zamanaşımı süresi 10 yıl iken, 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile ihbar tazminatı alacağının zamanaşımı süresi 5 yıl olarak değişmiştir. Söz konusu zamanaşımı sürelerinin değişmesi ile hemen bu maddenin daha önce doğan&nbsp;<strong>ihbar tazminatı</strong>&nbsp;hakkına uygulanıp uygulanmayacağı ve bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan zamanaşımı sürelerinin değişiklikten önceki hükümlere tabi olup olamayacağı, bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlayıp fakat henüz dolmayan zamanaşımı süresinin dolmayan kısmının akıbeti merak konusu olmuştur. Haklarınızın zarara uğramaması için tüm bu hususlarda&nbsp;avukata başvurmak davanızda avantaj ve hız sağlayacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İhbar Tazminatı Zamanaşımı Defi</h2>



<p>7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanununun yürürlüğe girmesi ile ihbar tazminatı alacağının zamanaşımı süresinin 5 yıla indirildiğini belirtmiştik. Söz konusu&nbsp;<strong>&nbsp;</strong>zamanaşımı süresi fesih tarihinden itibaren işlemeye başlamakta olup &nbsp;Hukuk Muhakemeleri Kanununun 319. Maddesi uyarınca zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. Ayrıca davacının davasını kısmi dava olarak açtığı ve daha sonra dava konusunun ıslah yoluyla arttırıldığı durumda ıslah dilekçesinin davalıya tebliği üzerine 2 haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunmalıdır. &nbsp;</p>



<p>Davalı tarafından cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içerisinde cevap dilekçesi verilmemiş ise zamanaşımı defi ancak davacının açık muvafakati ile yapılabilmektedir. Davacının ise zamanaşımı definin sonradan ileri sürülmesine muvafakat etmeyeceği aşikardır. Anlaşılacağı üzere zamanaşımı definin süresinde ileri sürülmemesi, zamanaşımı nedeniyle red edilecek taleplerin kabulü ve dolayısıyla davanın aleyhe sonuçlanmasına neden olacaktır. Bu durum ise ne yazık ki çoğunlukla&nbsp;avukata başvurulmadan takip edilen davalarda görülmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İş Arama İzni</h2>



<p>Belirsiz süreli iş sözleşmesinin feshinde uygulama alanı bulan ihbar süreleri işçinin fesihten sonraki iş hayatını hazırlamak için son derece önemlidir. Bu bakımdan bildirim süresi sonunda işsiz kalacağını bilen işçi bu süre içinde başka bir iş bulması gerekir. Ancak İş Kanunu ihbar süreleri içinde işçiye iş göre borcu yüklemiştir ve işçi iş görme borcunu eksiksiz yerine getirmesi gerekmektedir. Yasa koyucu işçinin ihbar süresinde karşılaşacağı bu güçlüğü ortadan kaldırmak için işveren tarafından işçiye ihbar süresi içinde yeni iş araması için izin verilmesini öngören düzenleme getirmiştir. İşçinin ihbar süresi içinde yeni bir iş bulmuş olması ise söz konusu iş arama izin hakkını ortadan kaldırmamaktadır. Çünkü işçi iş bulmuş olsa da daha iyi bir iş bulma ihtiyacı devam eder ve işveren bunu kısıtlayamaz. İş arama izin süreleri, kullanım şekli ve ücretleri bakımından avukatlarına başvurulması zorlu sürecinizi kolaylaştıracak ve hak kayıplarının önlenmesini sağlayacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İş Arama İzinlerinin Verilmemesi İhbar Önelini Geçersiz Kılar Mı?</h2>



<p>Çoğu işveren işçinin ihbar süresinde iş arama izni hakkı bulunduğu halde işçilere iş arama izni vermemekte ve işçilere bu konuda güçlük çıkartmaktadırlar. Fakat, ne yazık ki bu durum ihbar süresini geçersiz hale getirmemekte ve dolayısıyla işverenin ihbar tazminatı yükümlülüğü doğmamaktadır. &nbsp;Bu durumda işçinin her ne kadar ihbar tazminatı hakkı doğmasa da işverenin İş Kanunun 27. Maddesi uyarınca işçiye izin vermeden çalıştırdığı sürenin ücretini zamlı olarak ödenme yükümlülüğü doğmaktadır. Bu bakımdan zorunda kalır. İş arama izinleri süresi ve bu sürelerde çalıştırılmanın karşılığı işçilik alacağının hesaplanması uzman iş avukatları tarafından yapılması ve bu sürecin&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/hizmetlerimiz/is-hukuku/">iş avukatı</a>&nbsp;ile beraber takibi en doğru karar olacaktır.</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/ihbar-tazminati/">İhbar Tazminatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İhbar Tazminatı Hesaplama</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/ihbar-tazminati-hesaplama/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Apr 2024 13:17:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=1010</guid>

					<description><![CDATA[<p>İhbar Tazminatı Nasıl Hesaplanır? Belirsiz süreli iş sözleşmesini feshetmek isteyen tarafın İş Kanunda belirlenmiş olan ihbar sürelerine uyarak bildirim yapılması gerektiğini&#160;ihbar tazminatı&#160;sayfasında açıklamıştık. İşte bu ihbar sürelerine uyulmadığında, hizmet süresi...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/ihbar-tazminati-hesaplama/">İhbar Tazminatı Hesaplama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">İhbar Tazminatı Nasıl Hesaplanır?</h2>



<p>Belirsiz süreli iş sözleşmesini feshetmek isteyen tarafın İş Kanunda belirlenmiş olan ihbar sürelerine uyarak bildirim yapılması gerektiğini&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/ihbar-tazminati/">ihbar tazminatı</a>&nbsp;sayfasında açıklamıştık. İşte bu ihbar sürelerine uyulmadığında, hizmet süresi 6 aydan az olan çalışma dönemi için 2 haftalık ücret tutarında ihbar tazminatı, hizmet süresi 6 aydan 1,5 yıla kadar olan çalışma dönemi 4 haftalık ücret tutarında ihbar tazminatı, hizmet süresi bir buçuk yıldan 3 yıla kadar olan çalışma dönemi için 6 haftalık ücret tutarında ihbar tazminatı, hizmet süresi 3 yıldan fazla olan çalışma dönemi için ise 8 haftalık ücret tutarında ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğü doğmaktadır.&nbsp;<strong>İhbar tazminatı hesaplama</strong>&nbsp;işlemi yapılırken kıdem tazminatı hesaplamasına da esas alınan işçinin fesih tarihindeki brüt ücreti ve temel ücrete ek olarak para veya parayla ölçülmesi mümkün sözleşme ve kanundan doğan menfaatler yani son giydirilmiş brüt ücret esas alınmalıdır. Aksi halde ihbar tazminatı eksik hesaplanmış olacaktır.&nbsp;<strong>İhbar tazminatı hesaplama</strong>&nbsp;işçinin kıdemine karşılık gelen bildirim süresinin her haftası 7 gün olarak alınması ve toplam gün sayısı ile işçinin son giydirilmiş günlük ücretinin çarpılması suretiyle yapılmalıdır. Bulunan sonuç, brüt ihbar tazminatıdır. Fakat brüt ihbar tazminatından, yıllık kümülatif gelir vergisi matrahı tevkifat oranı üzerinden gelir vergisi ve yine brüt tutar üzerinden damga vergisi kesintisi yapılmaktadır. Bu suretle işçinin net ihbar tazminatı bulunur. Anlatıldığı üzere ihbar tazminatı hesabında dikkat edilmesi gereken bir çok unsur bulunmaktadır. Fakat uygulamada ihbar tazminatı hesaplanırken, bu unsurlar göz önüne alınmamakta ve bir çok hata yapılmaktadır. Bu nedenle iş sözleşmesinin, fesih ve çalışma koşullarının tüm ayrıntıları ile bir avukatla paylaşılması ve bu suretle&nbsp;<strong>ihbar tazminatı hesaplama</strong>&nbsp;işlemlerinin yaptırılması gerekmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İhbar Tazminatı Hesaplamasında Tavan Sınırlaması Var Mı?</h2>



<p>İş Kanununa göre işçiye ödenecek kıdem tazminatının bir yıllık miktarı, en yüksek devlet memuruna ödenen bir yıllık emeklilik ikramiyesi tutarından fazla olamaz. Bu düzenleme kıdem tazminatının tavan sınırını oluşturmaktadır.&nbsp; Tavan sınırlaması ise sadece kıdem tazminatında söz konusudur. Diğer işçilik alacakları hakkında tavan sınırı düzenlemesine gidilmemiştir. Bu nedenle&nbsp;<strong>ihbar tazminatı hesaplama</strong>&nbsp;işleminde tavan uygulaması yapılamaz. &nbsp;Fakat bilinmesi gerekir ki, İhbar süresi sözleşme ile işçi lehine olarak arttırıldığı takdirde ihbar tazminatının arttırılmış bu süre üzerinden hesaplanması gerekir. Bu durumda ise çok fahiş miktarda ihbar tazminatı ile karşılaşılabilmektedir. Bu nedenle iş mahkemesi&nbsp; hakimi bunu hakkaniyete uygun olarak indirebilecektir. Bu hususta hak kaybına uğramamak için ve&nbsp;<strong>ihbar tazminatı nasıl hesaplanır</strong>&nbsp;sorusunun cevabı için&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/hizmetlerimiz/is-hukuku/">iş hukuku avukatı</a>ndan hukuki destek almakta fayda vardır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Gazeteciler Ve Gemi Adamlarının İhbar Süreleri Ve İhbar Tazminatı Nasıl Hesaplanır?</h2>



<p>Daha önceki yazılarımızda İş Kanununa tabi işçileri açıklamıştık. İş Kanununa tabi işçilerin ihbar tazminatı bakımından İş Kanunu hükümleri uygulanır.&nbsp; Gemi adamları Deniz İş Kanununa tabi olup gazeteciler ise Basın İş Kanununa tabidir. Bu nedenle gemi adamları ve gazetecilerin ihbar tazminatları ve ihbar süreleri tabi oldukları kanunun ilgili hükümleri çerçevesinde değerlendirilmektedir.</p>



<p>Gazetecilerin&nbsp;<strong>ihbar tazminatı hesaplama</strong>&nbsp;işlemi yapılırken, gazetecinin çıplak brüt ücreti esas alınmalıdır.&nbsp; Gemi adamlarının ihbar tazminatı alacağı ise giydirilmiş brüt ücret üzerinden hesaplanmalıdır. Bu bakımından işçi avukatına başvurulması ve detaylı bilgi verilerek Deniz İş Kanunu ve Basın İş Kanunu hükümleri çerçevesinde ihbar tazminatı hesaplamas işleminin yaptırılması sağlıklı olacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Borçlar Kanununa Göre Çalışanların İhbar Süreleri Ve İhbar Tazminatları Nasıl Hesaplanır?</h2>



<p>Bir sözleşmenin İş Kanununa tabi olması için bazı kriterlere haiz olması gerekmektedir. Aksi halde söz konusu sözleşme İş Kanununa tabi olmayacaktır. Çalışma hayatında bu şekilde Borçlar Kanununa tabi olan sözleşmelere de rastlamak mümkündür. Yine bu sözleşmelerin belirsiz süreli olarak da düzenlenebileceği Borçlar Kanununda yer alan bir düzenlemedir.&nbsp; Borçlar Kanunundaki bu düzenlemelere göre; belirsiz süreli hizmet sözleşmesi ile çalışanların ihbar süreleri, hizmet süresi bir yıla kadar sürmüş olan işçi için iki hafta, bir yıldan beş yıla kadar sürmüş işçi için dört hafta ve beş yıldan fazla sürmüş işçi için altı haftadır. Anılan sürelerin kısaltılması mümkün olmayıp, bu süreler ancak sözleşmeyle artırılabilir. Fakat fesih bildirim sürelerinin, her iki taraf için de aynı olması zorunludur. Kanunun bu açık hükmüne rağmen hizmet sözleşmesinde farklı süreler öngörüldüğü takdirde her iki tarafa da en uzun olan fesih bildirim süresi uygulanması gerekir. Hesaplamaya esas alınacak ücret ise çalışanın çıplak brüt ücretidir. Bu hususlar yine iş hukuku avukatının uzmanlık alanı olup hizmet sözleşmeniz Borçlar Kanununa tabi olması durumunda ihbar süreleri, ihbar tazminatı ve diğer alacaklarınız bakımından ve&nbsp;<strong>ihbar tazminatı nasıl hesaplanır</strong>&nbsp;sorusunun cevabı için&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/hizmetlerimiz/is-hukuku/">iş avukatı</a>na başvurmanız sizi doğru sonuca götürecektir.</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/ihbar-tazminati-hesaplama/">İhbar Tazminatı Hesaplama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ceza Mahkemesi Türleri Nelerdir?</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/ceza-mahkemesi-turleri-nelerdir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Mar 2024 06:38:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Başlıklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=992</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ceza Mahkemesi türleri Adlî yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkilerini düzenleyen 5235 sayılı Kanunun 8. Maddesinde asliye ceza ve ağır ceza mahkemeleri ile özel...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/ceza-mahkemesi-turleri-nelerdir/">Ceza Mahkemesi Türleri Nelerdir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ceza Mahkemesi türleri Adlî yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkilerini düzenleyen 5235 sayılı Kanunun 8. Maddesinde asliye ceza ve ağır ceza mahkemeleri ile özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemeleri olarak sıralanmıştır. 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 48 inci maddesiyle artık Sulh Ceza Hakimliği de kanuna derç edilmiştir. Özel Kanunla kurulan mahkemelere örnek olarak yargılanan kişinin yaşı gözetilerek belirlenen Çocuk Mahkemeleri ve Çocuk Ağır Ceza Mahkemelerini söyleyebiliriz.</p>



<p>Anayasanın Yargı başlıklı üçüncü bölümünde Mahkemeler ile ilgili bazı temel kurallar belirlenmiştir. Anayasanın ‘Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir’ içerikli 142 maddesinden de anlaşılacağı üzere mahkemeler gücünü Anayasadan almaktadır ve kanun da yazılı olmayan ve görevli olmayan mahkemenin yargılama yapması mümkün değildir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">AĞIR CEZA MAHKEMESİ NEDİR?</h2>



<p>Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suç tipleri aşağıdaki bölümde detaylı şekilde tarafımızca açıklanmıştır. Bu suç tiplerini incelediğimizde ağır ceza mahkemesi yargılamasına konu söz konusu eylemlerin toplumun düzenini bozduğu, Devletin güvenliğini, Anayasal düzeni ve Milli savunmayı tehlikeye soktuğu ve kişi beden bütünlüğü ve güvenliğini ağır şekilde ihlal ettiği görülmektedir. İşte bu eylemler bu nedenle ceza miktarı bakımından yapılan yargılamada oldukça ağır cezai yaptırımlarla sonuçlanabilmektedir. İşte bu yüzden söz konusu eylemlerin yargılaması da Ağır Ceza Mahkemesince yapılmaktadır. Ağır ceza mahkemesini, ceza miktarı bakımından en ağır suçlara bakan ilk derece ceza mahkemesi olarak nitelemek de doğru olacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">AĞIR CEZA AVUKATI HANGİ DAVALARA BAKAR?</h2>



<p>Bu soruya öncelikle ağır ceza avukatını açıklamakla başlamak gerekir. Çünkü halk arasında ceza avukatı ve ağır ceza avukatı terimi çokça kullanılmaktadır lakin, avukatlıkta esasen böyle bir ayrım bulunmamaktadır. Bir avukat her tülü davalara bakmakta serbesttir. Ağır ceza davalarında tecrübesi, bilgi birikimi olan, kendisini Ağır Ceza Hukuku hususunda geliştirmiş, uzmanlaşmış avukatlara halkın tabiri ile Ağır Ceza Avukatı diyebiliriz. Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanına giren suçların en ağır suçlar ve bu suç kapsamında düzenlenen ve hükmedilen cezaların da en ağır cezalardan olmasından dolayı mağduriyet yaşamamak adına bu davaların Ağır Ceza Avukatı aracılığıyla takip edilmesinde büyük fayda bulunmaktadır. Davada müşteki veya sanık olmak bu durumu değiştirmemektedir. Ağır ceza avukatının çok yönlü bakışı ve analitik düşüncesi bu tür davaların kilit noktasını çözmekte çok etkili olup dosyanın detaylı incelenerek delillerin eksiksiz toplanmasında, tanıkların etkin şekilde dinlenmesinde, savunmanın en etkin şekilde yapılıp mahkeme sürecinin usullere uygun yürütülmesinde ağır ceza avukatının rolü çok büyüktür.</p>



<h2 class="wp-block-heading">ASLİYE CEZA MAHKEMESİ VE AĞIR CEZA MAHKEMESİ ARASINDAKİ FARK NEDİR?</h2>



<p>Asliye ceza mahkemeleri tek hakimli olup ayrıca duruşmalarda iddia makamı olarak Cumhuriyet Savcısı da bulunmaktadır, düzenlemelerle Cumhuriyet Savcısı Asliye Ceza Mahkemelerinde görevlendirilmiş ise de daha sonra bu düzenleme iptal edilmiş, lakin son düzenlemelerle tekrar Cumhuriyet Savcısı görevlendirilmiştir. Ağır ceza mahkemesi ise bir başkan ile iki üye ile toplanmaktadır. Ve tabi ki duruşmalarda iddia makamı olarak Cumhuriyet Savcısı da bulunmaktadır.</p>



<p>Ağır ceza mahkemesi, açıkladığımız üzere suçlar arasında en ağır cezayı gerektiren suçlara bakmaktadır. Ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçlar dışında kalan tüm suçlara ise asliye ceza mahkemeleri bakar.</p>



<p>&nbsp;Belirtmek gerekir ki;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Düzenlemelerle bir suçun ağır ceza mahkemesinin görevi kapsamına girdiği açıkça belirtilmediyse ve sanık 18 yaşından küçük değilse işte o söz konusu suç artık Asliye Ceza Mahkemesinin görev alanına girmektedir.</li>



<li>Eğer ki yargılanan kişi 18 yaşından küçük ise ve suç ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren bir suç ise söz konusu suça Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanına girmektedir.</li>



<li>Düzenlemelerle bir suç Ağır ceza mahkemesinin görevi kapsamına girdiği açıkça belirtilmediyse ve yargılanan kişi 18 yaşından küçükse söz konusu suç artık Çocuk Ceza Mahkemesinin görev alanına girmektedir.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading">AĞIR CEZA MAHKEMESİNİN GÖREV ALANINA GİREN SUÇLAR HANGİLERİDİR?</h2>



<p>Kanun koyucu tarafından 5235 sayılı Kanun ile Adlî yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkileri düzenlenmiş ve bu kanunun 8. Maddesinde Ceza Mahkemeleri sıralanırken, 12. Maddesinde ise Ağır ceza mahkemesinin görevi açıklanmıştır. İşlenen herhangi bir suçun ağır ceza mahkemesinin yargılama görevine giren suçlardan olup olmadığını tespit edebilmemiz için 5235 Sayılı Kanun’un 12. Maddesindeki kriterlere bakmamız gerekmektedir. Madde metni incelendiğinde görüleceği üzere bir suçun ağır ceza mahkemesinin yargılama görevine girip girmediği hususu bir takım suç vasfı ve ceza miktarlarına bağlanmıştır.</p>



<p><strong>5235 sayılı Kanunun 12. Maddesine göre;</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>TCK 148. ve 149. maddesinde düzenlenen Yağma/Gasp Suçu,</li>



<li>TCK 158. maddesinde düzenlenen Nitelikli Dolandırıcılık Suçu,</li>



<li>TCK 161. maddesinde düzenlenen Hileli İflas Suçu,</li>



<li>&nbsp;TCK 204/2. maddesinde düzenlenen Resmi Belgede Sahtecilik Suçu,</li>



<li>TCK 250/1. ve 250/2. maddesinde düzenlenen İrtikap Suçunun yargılaması Ağır Ceza Mahkemelerinde yapılması gerekmektedir.</li>



<li>Ayrıca yine bu maddeye göre Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlardan olan 318. Maddesinde düzenlenen Halkı Askerlikten soğutma Suçu, 319. Maddede düzenlenen Askerleri İtaatsizliğe Teşvik Suçu, 324. Maddesinde düzenlenen Seferberlikle İlgili Görevin İhmali Suçu, 325. Maddede düzenlenen Düşmandan Unvan ve Benzeri Payeler Kabulü Suçu, 332. Maddede düzenlenen Askeri Yasak Bölgelere Girme Suçu ağır ceza mahkemesinin görevine girmemektedir.</li>



<li>Ancak Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlardan işte bu 318, 319, 324, 325 ve 332. &nbsp;maddeler dışındaki suçların yargılanması ağır ceza mahkemesinde yapılması gerekmektedir. Millete Ve Devlete Karşı Suçları düzenleyen TCK nın İkinci Kitabın dördüncü kısmında alt bölümlerde çeşitli suç tipleri yer almaktadır.</li>
</ul>



<p><strong>Dördüncü </strong><strong>kısmın Devletin Güvenliğine Karşı Suçları düzenleyen dördüncü bölümünün;</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>302. Maddesinde düzenlenen Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçu,</li>



<li>303. Maddesinde düzenlenen Düşmanla işbirliği yapmak suçu,</li>



<li>304. Maddesinde düzenlenen Devlete karşı savaşa tahrik suçu,</li>



<li>305. Maddesinde düzenlenen Temel millî yararlara karşı faaliyette bulunmak için yarar sağlama suçu,</li>



<li>306. Maddesinde düzenlenen Yabancı devlet aleyhine asker toplama suçu,</li>



<li>307. Maddesinde düzenlenen Askerî tesisleri tahrip ve düşman askerî hareketleri yararına anlaşma suçu,</li>



<li>308. Maddesinde düzenlenen Düşman devlete maddi ve mali yardım suçu ağır ceza mahkemelerinin görev alanına girmektedir.</li>
</ul>



<p><strong>Dördüncü </strong><strong>kısmın Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçları düzenleyen beşinci bölümünün;</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>309. Maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu,</li>



<li>310. Maddesinde düzenlenen Cumhurbaşkanına suikast ve fiilî saldırı suçu,</li>



<li>311. Maddesinde düzenlenen Yasama organına karşı suç,</li>



<li>312. Maddesinde düzenlenen Hükûmete karşı suç,</li>



<li>313. Maddesinde düzenlenen Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silâhlı isyan suçu,</li>



<li>314. Maddesinde düzenlenen (Dördüncü kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla) silâhlı örgüt suçu,</li>



<li>315. Maddesinde düzenlenen ( 314. Madde kapsamındaki örgüte ) Silâh sağlama suçu,</li>



<li>316. Maddesinde düzenlenen (Dördüncü kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçlar kapsamında) Suç için anlaşma suçu ağır ceza mahkemelerinin görev alanına girmektedir.</li>
</ul>



<p><strong>Dördüncü </strong><strong>kısmın Milli Savunmaya Karşı Suçları düzenleyen altıncı bölümünün;</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>317. Maddesinde düzenlenen Askerî komutanlıkların gasbı suçu,</li>



<li>320. Maddesinde düzenlenen Yabancı hizmetine asker yazma, yazılma suçu,</li>



<li>321. Maddesinde düzenlenen Savaş zamanında emirlere uymama suçu,</li>



<li>322. Maddesinde düzenlenen Savaş zamanında yükümlülükler suçu,</li>



<li>323. Maddesinde düzenlenen Savaşta yalan haber yayma suçu ağır ceza mahkemelerinin görev alanına girmektedir.</li>
</ul>



<p><strong>Dördüncü </strong><strong>kısmın Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk Suçunu düzenleyen yedinci bölümünün;</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>326. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ilişkin belgeler ile ilgili suç,</li>



<li>327. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçu,</li>



<li>328. maddesinde düzenlenen Siyasal veya askerî casusluk suçu,</li>



<li>329. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçu,</li>



<li>330. maddesinde düzenlenen Gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçu,</li>



<li>331. maddesinde düzenlenen Uluslararası casusluk suçu,</li>



<li>333. Maddesinde düzenlenen Devlet sırlarından yararlanma, Devlet hizmetlerinde sadakatsizlik suçu,</li>



<li>334. Maddesinde düzenlenen Yasaklanan bilgileri temin suçu,</li>



<li>335. Maddesinde düzenlenen Yasaklanan bilgilerin casusluk maksadıyla temini suçu,</li>



<li>336. Maddesinde düzenlenen Yasaklanan bilgileri açıklama suçu,</li>



<li>337. Maddesinde düzenlenen Yasaklanan bilgileri siyasal veya askerî casusluk maksadıyla açıklama suçu,</li>



<li>338. Maddesinde düzenlenen Taksir sonucu casusluk fiillerinin işlenmesi,</li>



<li>339. Maddesinde düzenlenen Devlet güvenliği ile ilgili belgeleri elinde bulundurma suçu ağır ceza mahkemelerinin görev alanına girmektedir.</li>



<li>Yine 5235 sayılı Kanunun 12. Maddesine göre 12/4/1991 tarihli 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ağır ceza mahkemelerinin görev alanına girmektedir.</li>



<li>Ayrıca 12. Maddede ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlerde ağır ceza mahkemelerinin görevli olduğu belirlenmiştir. Hemen dikkat çekmek isteriz ki, 5235 sayılı Kanunun 14. Maddesine göre bir suçun ağır ceza mahkemesinin görevine girip girmediğinin tespitinde o suçun ağırlaştırıcı veya hafifletici nedenleri göz önüne alınmadan söz konusu suçun cezasının üst sınırı göz önünde bulundurulması gerekmektedir.</li>



<li>Anılan 12. Maddede kanunların ayrıca görevli kıldığı haller, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler, askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklı tutulmuştur.</li>



<li>Aşağıdaki suçlarla ilgili yargılamanın da Ağır Ceza Mahkemesinde yapılması gerekmektedir;</li>



<li>TCK 81. ve 82. maddesinde düzenlenen Kasten Adam Öldürme Suçu,</li>



<li>TCK 85/2.&nbsp; maddesinde düzenlenen Taksirle Ölüme Neden Olma Suçu,</li>



<li>&nbsp;TCK 87/4. maddesinde düzenlenen Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama suçu,</li>



<li>TCK 247. maddesinde düzenlenen Zimmet Suçu,</li>



<li>TCK 252. maddesinde düzenlenen Rüşvet Suçu</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>TCK 188. maddesinde düzenlenen Uyarıcı ve uyuşturucu madde ticareti ve imalatı&nbsp;suçu,</li>



<li>TCK 80. maddesinde düzenlenen İnsan ticareti&nbsp;suçu,</li>



<li>TCK 102. maddesinde düzenlenen Cinsel saldırı suçu,</li>



<li>TCK 91-93 maddelerinde düzenlenen Doku ve organ ticareti&nbsp;suçu,</li>



<li>TCK 77. maddesinde düzenlenen İnsanlığa karşı işlenen suçların yargılaması Ağır Ceza Mahkemelerinde yapılması gerekmektedir.</li>
</ul>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/ceza-mahkemesi-turleri-nelerdir/">Ceza Mahkemesi Türleri Nelerdir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kıdem Tazminatı Nasıl Hesaplanır?</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/kidem-tazminati-nasil-hesaplanir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Mar 2024 06:41:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=569</guid>

					<description><![CDATA[<p>İş Kanununa göre; Kıdem tazminatı işçinin fiilen eline gecen ücret üzerinden değil, sigorta pirimi, vergi, sendika aidatı gibi kesintiler yapılmaksızın gerçekleşen son brüt ücreti üzerinden hesaplanır. Askıya alınan iş sözleşmesinin...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/kidem-tazminati-nasil-hesaplanir/">Kıdem Tazminatı Nasıl Hesaplanır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İş Kanununa göre; Kıdem tazminatı işçinin fiilen eline gecen ücret üzerinden değil, sigorta pirimi, vergi, sendika aidatı gibi kesintiler yapılmaksızın gerçekleşen son brüt ücreti üzerinden hesaplanır.</p>



<p>Askıya alınan iş sözleşmesinin feshinde kıdem tazminatı süresi hesaplanırken iş sözleşmesinin askıya alınmasından önce hak kazanılan son ücret göz önüne alınması gerekmektedir. &nbsp;</p>



<p><strong>Kıdem tazminatı nasıl hesaplanır</strong>&nbsp;konusunu biraz daha açacak olursak kıdem tazminatına esas alınacak olan ücretin tespitinde ise asıl ücrete ek olarak işçiye sağlanan para veya paraya ölçülebilen menfaatler göz önünde tutulması gerekmektedir. Buna göre; ikramiye, devamlılık arz eden prim, yakacak yardımı, yiyecek yardımı, giyecek yardımı, kira aydınlatma, servis yardımı yemek yardımı ve benzeri ücret dışındaki para veya parayla ölçülebilen menfaatler kıdem tazminatı hesabında dikkate alınmalıdır.&nbsp;<strong>Kıdem tazminatı nasıl hesaplanır</strong>&nbsp;sorusuyla ilgili konuları aşağıda detaylı inceleyeceğiz.</p>



<p><strong>Kıdem tazminatı hesaplama</strong>&nbsp;işte bu ödemelere göre değişkenlik göstermektedir. Bu nedenle&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/hizmetlerimiz/is-hukuku/">iş hukuku avukatı</a>na detaylı bilgi verilerek hukuki destek alınmalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kıdem Tazminatı Hesaplama İşleminde Hangi Ödemeler Dikkate Alınmalıdır?</h2>



<p>Hangi ödemelerin&nbsp;<strong>kıdem tazminatı hesaplama</strong>&nbsp;sürecinde dahil edileceği hususunda göz önünde tutulması gereken en önemli kriter; işçiye yapılan ödemenin ücret niteliğinde olup olmadığı ve bu ödemenin süreklilik veya düzenlilik arz edip etmediğidir. Bu bakımından kıdem tazminatı hesabında dikkate alınacak ödemeler; ücret, ikramiyeler, jestiyon ikramiye, ilave tediyeler, bahşişler, yemek yardımı, gıda veya erzak yardımı, konut yardımı, vasıta ücreti, giyecek yardımı, ayakkabı parası, yakacak yardımı, çocuk yardımı, aile yardımı(zammı), iş riski, iş güçlüğü zammı, kasa tazminatıdır. Bu ödemelerin kıdem tazminatı hesabında doğru bir şekilde yansıtılması ve&nbsp;<strong>kıdem tazminatı hesaplama</strong>&nbsp;işleminin doğru yapılabilmesi için&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/hizmetlerimiz/is-hukuku/">iş avukatı</a>na başvurmak gerekmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kıdem Tazminatı Hesaplama İşleminde Hangi Ödemeler Dikkate Alınmamalıdır?&nbsp;</h2>



<p>Az yukarıda&nbsp;<strong>kıdem tazminatı hesaplama</strong>&nbsp;işlemine dahil edilecek ödemeler bakımından en önemli kriterin; işçiye yapılan ödemenin ücret niteliğinde olup olmadığı ve bu ödemenin süreklilik veya düzenlilik arz edip etmediği olduğunu belirtmiştik. Bu kapsamda kıdem tazminatı hesaplamada hesaba dahil edilmeyecek ödemeleri, teşvik primi, özendirme (teşvik)ikramiyesi, iş elbisesi yardımı, öğrenim (tahsil)yardımı, iş yerinde kullanılmak üzere verilen sabun ve havlu, yıllık izin ücreti, hasta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, fazla çalışma ücreti, bayram harçlığı, harcırah, evlenme yardımı, doğum yardımı, ölüm yardımı, askerlik yardımı, vekaleten yürütülen görevin ücreti, asgari geçim indirimi olarak sıralayabiliriz.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İşe İade Kararına Rağmen İşe Başlatılmayan İşçinin Kıdem Tazminatı Nasıl Hesaplanır?</h2>



<p>İşçinin işe iade kararına istinaden işe başlama başvurusuna rağmen işveren tarafından işe başlatılmaması halinde, işe başlatılmayacağının sözlü ya da eylemli olarak açıklandığı tarihte veya bir aylık başlatma süresinin sonunda işçinin iş sözleşmesi işverence feshedilmiş sayılmaktadır. Kıdem ve ihbar tazminatı bakımından bu fesih tarihine göre hesaplanır. Kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması gereken ücret ise işçinin işe başlatılmadığı tarihteki son ücreti olup&nbsp;<strong>kıdem tazminatı tavanı</strong>&nbsp;da aynı tarihe göre belirlenmektedir. Unutulmaması gerekir ki işe iade davasında kararın kesinleşmesine kadar geçecek olan en çok 4 aya kadar süre hizmet süresine eklenmelidir ve bu süre çalışılmış gibi değerlendirilmelidir. Uygulamada bu hususta çok sorun yaşanmakta hesaplamaya dahil edilecek süre açıkça ortada iken işe iade kararına rağmen işe başlatılmayan işçinin kıdem tazminatı eksik hesaplanmakta ve bazen bu işçi haksız bulunmakta ve hiç hesaplama yapılmamaktadır. Bu nedenle iş davalarının&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/hizmetlerimiz/is-hukuku/">işçi avukatları</a>&nbsp;ile takibi önem taşımaktadır. İş avukatları bu konudaki tecrübesi ile hakimi aydınlatacak ve şartlar oluştuysa söz konusu kuralın uygulanmasını sağlayacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kıdem Tazminatı Tavanı Nasıl Hesaplanır?</h2>



<p>İş Kanununa göre, kıdem tazminatı iş sözleşmesinin fesih tarihinde geçerli olan kıdem&nbsp;<strong>tazminatı tavanı</strong>&nbsp;ile sınırlandırılmaktadır. Kıdem tazminatı tavanı ise yıldan yıla değişiklik göstermektedir. Buna göre; kıdem tazminatı tavanı, en yüksek devlet memuruna bir hizmet yılı için ödenecek olan emeklilik ikramiyesini geçememektedir. 2018 de işçilere ödenecek kıdem tazminatına esas ücretin yıllık tavan tutarı&nbsp;5.001,76 TL olarak belirlenmiştir. Bu&nbsp;<strong>kıdem tazminatı tavanı</strong>&nbsp;tutarı 2017 de daha düşükken 2019 da ne olacağı ise yine Maliye Bakanlığı tarafından belirlenecektir.</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/kidem-tazminati-nasil-hesaplanir/">Kıdem Tazminatı Nasıl Hesaplanır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İş Hukukunda Arabuluculuk</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/is-hukukunda-arabuluculuk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Mar 2024 06:41:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=572</guid>

					<description><![CDATA[<p>İş Davalarında Arabulucuya Başvurmak Zorunlu Mu? Arabuluculuk&#160;faaliyeti hukuk sistemimizde zorunlu arabuluculuk ve ihtiyari arabuluculuk olarak ikiye ayrılmaktadır. 01.01.2018 tarihine kadar&#160;iş hukukunda arabuluculuk&#160;ihtiyari iken 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile artık...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/is-hukukunda-arabuluculuk/">İş Hukukunda Arabuluculuk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">İş Davalarında Arabulucuya Başvurmak Zorunlu Mu?</h2>



<p><strong>Arabuluculuk</strong>&nbsp;faaliyeti hukuk sistemimizde zorunlu arabuluculuk ve ihtiyari arabuluculuk olarak ikiye ayrılmaktadır. 01.01.2018 tarihine kadar&nbsp;<strong>iş hukukunda arabuluculuk</strong>&nbsp;ihtiyari iken 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile artık bazı iş davalarında arabulucuya başvurmak zorunlu hale gelmiştir. Arabulucuya başvuru zorunluluğu bulunan bir iş davasının arabulucuya başvurulmadan açılması doğrudan ret sebebidir. Ayrıca anılan kanun ile taraflara arabuluculuk aşamasında bazı yükümlülükler getirilmiştir. Bu bakımından&nbsp;<strong>arabuluculuk</strong>&nbsp;sürecinin arabulucu&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/hizmetlerimiz/is-hukuku/">iş avukatı</a>&nbsp;ile takip edilmesi, arabuluculuk aşamasının usulüne uygun ve sağlıklı yürütülmesi ve böylelikle hakların güvence altına alınması için önemlidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Arabulucu Kararı Kesin Midir?</h2>



<p>Bazı iş davalarında arabulucuya başvurmak zorunlu hale geldiyse de arabuluculuk aşamasında tarafların anlaşması zorunlu değildir. İşçi, işveren ya da işveren vekili istemedikleri teklifi kabul etmek zorunda değildir. Taraflar arasında anlaşma sağlanamadığı bu hallerde iş mahkemelerine başvuru yolu açık olması kanunun getirdiği bir ilkedir. Peki taraflar arabuluculuk faaliyeti sonucu anlaşmaya varırsa ve bu anlaşma tutanak altına alınmışsa iş mahkemesine başvuru yolu açık mıdır? İşte bu durumda İş Mahkemeleri Kanunu, tarafların&nbsp;<strong>arabuluculuk</strong>&nbsp;faaliyeti sonunda anlaşmaya varmaları halinde anlaşmaya varılan ve tutanak altına alınan bu hususların kesin olduğunu ve bu hususlarda tarafların artık iş mahkemesine başvuramayacaklarını düzenlemiştir. Fakat her anlaşmada olduğu gibi arabuluculuk anlaşmasında da tarafların iradelerini sakatlayan tehdit, hile, cebir gibi olgunun varlığı halinde geçersiz sayılacağını söyleyebiliriz. Anlaşılacağı üzere arabuluculuk aşaması güvenilir bir şekilde yürütülmeli ve sonuçları bakımından doğru adım atılmalıdır, hak kaybına uğramamak için ise arabuluculuk başvurusunun ve takibinin&nbsp;<strong>arabulucu avukat</strong>&nbsp;ile yapılması faydalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Arabuluculuk Aşaması Ne Kadar Sürmektedir?</h2>



<p>İş Mahkemeleri Kanununa göre,&nbsp;<strong>iş hukukunda arabuluculuk</strong>&nbsp;faaliyeti en fazla bir ay sürmektedir. Arabuluculuk faaliyetinin aşamaları olup tüm bu aşamalar sonunda anlaşmaya varılması halinde işçinin uyuşmazlık konusu bir ay içinde çözüme kovuşmuş olur fakat taraflarca anlaşmaya varılamaması halinde söz konusu bu uyuşmazlıkla ilgili iş mahkemelerine başvurmak gerekmektedir. Söz konusu davanın ne kadar süreceği ise uyuşmazlık konusunun özelliğine göre değişmektedir. Arabuluculuk aşamasının etkin, dava sürecinin hızlı bir şekilde yürütülmesi için&nbsp;<strong>arabulucu avukat</strong>&nbsp;ile çalışılması faydalı olacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Arabulucu Avukat Masrafı Ne Kadardır?</h2>



<p>Arabuluculuk faaliyeti hızlı bir süreçtir. Mahkemede bazen yıllarca süren davanın bir ay kadar süre içinde sonuçlanabilmesi akıllara hemen arabuluculuk masrafının fazla olduğunu getirebilir. Fakat düşünüldüğünün aksine arabulucu masrafı mahkemeye göre daha ekonomik bir yoldur. İş Mahkemelerinde ise dava harcı, bilirkişi ücreti, tanık ücreti, yazışmalar için gerekli posta ücretleri, gider avansı gibi bir çok masraf ile karşılaşılmaktadır. Arabuluculuk aşamasında söz konusu bu masraflar bulunmamaktadır. Arabuluculuk masrafı ise alacağın miktarı tarafların yükümlülüklere karşı tutumu ve anlaşma durumuna göre değişmektedir. &nbsp;Görüldüğü üzere arabuluculuk masrafı için de tarafların etkin rolü söz konusu olup bu durum arabuluculuk faaliyetinin&nbsp;<strong>arabulucu avukat</strong>&nbsp;aracılığıyla takip edilmesi gereğini gözler önüne sermektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Arabulucu Toplantısına Gitmek Zorunlu Mudur?</h2>



<p>İş Mahkemeleri Kanunu ile bazı iş davaları için arabuluculuk bürosuna başvuru zorunlu hale geldiğinden birçok işveren arabuluculuk faaliyeti ile karşı karşıya kalmaktadır. Peki dava süreçlerine alışık olan işverenler arabuluculuk aşamasında ne yapmalı nelere dikkat etmelidir?</p>



<p>Burada her iki tarafın da bilmesi ve dikkat etmesi gereken birçok husus bulunmaktadır. Bunlardan bazıları toplantılardaki yükümlülüklerdir. Toplantıya katılmayan işveren iş mahkemelerinde açılacak davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile toplantıya katılmadığı için bir takım yükümlülükler ile karşılaşacaktır. Bu durum toplantıya katılmayan işçi için de geçerlidir. Yani işçinin sadece arabulucuya başvuru zorunluluğunu yerine getirmek için arabulucuya başvurduğu ve toplantıya katılmadığı durumda işçi bazı maddi yükümlülüklerin altına girecektir ve durumunu zorlaştıracaktır. Bu nedenle her iki tarafın da&nbsp;<strong>arabuluculuk</strong>&nbsp;faaliyetini ciddiye alması ve arabulucu&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/hizmetlerimiz/is-hukuku/">iş avukatı</a>&nbsp;aracılığıyla önemle bu aşamayı takip etmesi gerekmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Alt İşveren-Asıl İşveren İlişkisinde İş İade Talebiyle Arabuluculuk Bürosuna Başvuru</h2>



<p>İşçinin, alt işveren ve asıl işverenin bulunduğu bir iş ilişkisinden kaynaklı feshe bağlı işe iade talebiyle arabulucuya başvurusunda dikkat etmesi gereken ayrıca düzenlenmiş bazı ek kurallar vardır. Bu kapsamda artık karşı tarafta asıl işverenin yanında alt işveren de bulunmaktadır ve anlaşmanın gerçekleşmesi için işverenlerin beyanlarının ve iradelerinin uyuşması önemlidir. Fikir uyuşmazlığı olduğunda ise anlaşma sağlanamamış sayılmaktadır. İşte bu yüzden işçinin arabuluculuk faaliyetinde tutumu çok önemlidir ve arabuluculuk faaliyetinin&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/hizmetlerimiz/is-hukuku/">iş hukuku avukatı</a>&nbsp;ile yürütülmesi işverenlerin fikirlerine de etki edecektir.</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/is-hukukunda-arabuluculuk/">İş Hukukunda Arabuluculuk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İş Sözleşmesi ve Hukuki Nitelikleri</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/is-sozlesmesi-ve-hukuki-nitelikleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Mar 2024 06:40:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=566</guid>

					<description><![CDATA[<p>İş sözleşmesi konusunun bir çok tanımı ve özelliği bulunmaktadır. Fakat tüm bunların ortak noktası vardır ki bunlar bir sözleşmeyi&#160;iş sözleşmesi&#160;yapan unsurlardır. Bu unsurlar iş kanunu ile düzenlenmiştir. Bilindiği üzere bir...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/is-sozlesmesi-ve-hukuki-nitelikleri/">İş Sözleşmesi ve Hukuki Nitelikleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İş sözleşmesi konusunun bir çok tanımı ve özelliği bulunmaktadır. Fakat tüm bunların ortak noktası vardır ki bunlar bir sözleşmeyi&nbsp;<strong>iş sözleşmesi</strong>&nbsp;yapan unsurlardır. Bu unsurlar iş kanunu ile düzenlenmiştir. Bilindiği üzere bir iş sözleşmesinde öncelikle iş, işçi ve işveren bulunmalıdır. Bu kapsamda işçi söz konusu işi bağımlı olarak yani işverenin gözetimi altında yapmayı, işverenin ise ücret ödemeyi taahhüt etmektedir. Ayrıca bu sözleşmede aralarındaki iş ilişkisini ve iş şartlarını düzenleyen maddeler bulunması gerekir. Aksi takdirde bahse konu sözleşme iş sözleşmesi niteliğinde olmayacaktır. &nbsp;<strong>İş sözleşmesi</strong>&nbsp;tüm bu unsurları ile işçinin şahsına bağlı olan, taraflara karşılıklı borç yükleyen, sürekli bir özel hukuk sözleşmesi olduğunu söyleyebiliriz. Fakat tüm bu unsurları kapsayan iş sözleşmesi tek tip değildir.&nbsp;<strong>İşçi sözleşmesi</strong>&nbsp;gerek kanunda, gerek uygulamada ve gerekse öğretide bulunan sürekli, süreksiz, belirli süreli, belirsiz süreli, tam süreli, kısmi süreli ve takım sözleşmeleri gibi bir çok çeşidi bulunmaktadır. İş hukuku işçiyi koruma politikası ile mevzuatını oluşturmaktadır. Bu nedenle tüm&nbsp;<strong>işçi sözleşmesi</strong>&nbsp;yasal mevzuata uygun olmalıdır. Aksi halde yasal mevzuata aykırı, işçi aleyhine konulan tüm maddeler geçersiz sayılmaktadır. Fakat bir uyuşmazlıkta öncelikle işçi aleyhine düzenlenmiş olan ve yasal mevzuata aykırı iş sözleşmesi maddelerinin ve uygulamalarının tespiti ile bu düzenlemelerin nasıl olması gerektiğini tespit etmek gerekir. Bu durum gerek işvereni gerekse mahkemeyi aydınlatmak için zorunludur. Bu zorlu süreçte&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/hizmetlerimiz/is-hukuku/">iş hukuku avukatı</a>&nbsp;ile yol almak işçiye güç sağlayacak ve haklarını güvence altına alınmasına yardımcı olacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İş Sözleşmesi Nasıl Sona Erer?</h2>



<p><strong>İş sözleşmesi</strong>&nbsp;bir çok şekilde sona erebilir. İş kanununda bu haller açık bir şekilde düzenlenmiştir. İş kanununa göre iş sözleşmesi; sözleşmenin feshi, &nbsp;tarafların anlaşması, işçinin ölümü veya sözleşme süresinin bitimi ile sonra ermektedir. İşte işçilerin ve işverenlerin en büyük hataları da söz konusu bu sona erme hallerine ilişkin usullere ve mevzuata aykırı işlemidir. İş ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda henüz fesih aşamasında iş hukuku avukatına başvurmak hem işçi hem de işveren için faydalı olacaktır. Zira feshin şekli, gerekçesi, süresi ve diğer uyulması gereken şartlar göz ardı edildiğinde büyük hak kayıplarına uğranılacaktır.&nbsp;Hak kaybı yaşamamak için uzman bir&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/hizmetlerimiz/is-hukuku/">iş avukatı</a>&nbsp;ile irtibata geçebilirsiniz.</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/is-sozlesmesi-ve-hukuki-nitelikleri/">İş Sözleşmesi ve Hukuki Nitelikleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tutuklama Nedir?</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/tutuklama-nedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Mar 2024 06:39:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=563</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazı durumlarda hakim veya mahkeme kesin hüküm olmadan önce kişinin tutukevine gönderilmesine dair&#160;koruma tedbirine karar verir. Kişinin kesin hüküm olmadan önce hakim veya mahkeme kararıyla kısıtlanıp tutukevine gönderildiği bu duruma...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/tutuklama-nedir/">Tutuklama Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bazı durumlarda hakim veya mahkeme kesin hüküm olmadan önce kişinin tutukevine gönderilmesine dair&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/koruma-tedbiri-ne-demektir/">koruma tedbiri</a>ne karar verir. Kişinin kesin hüküm olmadan önce hakim veya mahkeme kararıyla kısıtlanıp tutukevine gönderildiği bu duruma tutuklama denir.&nbsp;<strong>Tutuklama</strong>, kişiye yönelik olarak uygulanan ve kişi hürriyetini kısıtlayan bir koruma tedbiridir. Bu tedbire karar verilebilmesi için koruma tedbirlerine ilişkin şart ve özelliklerin tavizsiz bir şekilde aranması gereklidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Tutuklamanın, Yakalama Ve Gözaltı İşlemlerinden Farkı Nedir?</h2>



<p><strong>Tutuklama</strong>&nbsp;koruma tedbiri CMK&#8217;dan düzenlenmiş bulunan yakalama ve gözaltı alma işlemlerinden belli bazı noktalarda ayrılmaktadır. Şöyle ki,&nbsp;<strong>Tutuklama</strong>&nbsp;için kuvvetli şüphenin varlığı aranırken yakalama yapılabilmesi için basit şüphenin varlığı yeterli olmaktadır. Tutuklama kararları sadece hakim tarafından verilirken, yakalama için hakim kararının bulunması zorunlu değildir.&nbsp;&nbsp;<strong>Tutuklama</strong>&nbsp;süresi Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde en çok bir yıl olup, bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.&nbsp;<q>Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde ise tutukluluk süresi en çok iki yıldır, bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.</q>&nbsp;Gözaltı süresi ise tutuklamadan çok çok farklı olarak 24 saat ila 4 gün arasında değişmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Tutuklama Kararının Amacı Nedir?</h2>



<p>Yargılamanın seri ve sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi öncelikle olaya ilişkin tüm delillerin eksiksiz ve sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesi, yargılamada sanığın mevcudiyetinin sağlanması, mümkün olduğu ölçüde tüm tanıkların dinlenebilmesi ile mümkündür. Bu yolla maddi gerçek ortaya çıkarılabilecektir. Fakat Mahkeme bu görevini yerine getirirken kimi zaman bazı engellerle karşılaşmaktadır.&nbsp;<strong>Tutuklama kararı</strong>&nbsp;maddi gerçeğin araştırılma çabası içerisinde karşılaşacak bu gibi sorunları bertaraf etme amacı taşımaktadır. Bazı durumlarda suçun ağırlığı ve sanığın tehlikelilik hali toplumu koruma zarureti doğurmaktadır.&nbsp; Uygulama da tutuklamaya bu gibi durumlarda da karar verildiği görülmektedir.</p>



<p>En büyük sorun ise&nbsp;<strong>tutuklama</strong>nın amacına aykırı olarak çoğunlukla &#8220;ön hapis&#8221; cezası gibi uygulanması ve bu tutukluluk durumunun uzun bir süre boyunca sürdürülmesidir. Oysaki Ceza muhakemesinin amacı sanığın cezalandırılması veya korunması değildir, ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır.&nbsp;<strong>Tutuklama</strong>&nbsp;ise Ceza muhakemesinin bir aracıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Tutuklamanın Özellikleri Nelerdir?</h2>



<p><strong>Tutuklama</strong>&nbsp;bir ceza değildir, hukuki mahiyeti itibariyle bir koruma tedbiridir. Suç konusu olay bakımından kanunda yazılı tutuklama nedenleri var olsa dahi hakim tutuklama kararı vermek zorunda değildir, tutuklamaya karar vermek ihtiyaridir. Kural olarak Ceza mahkemesi tutuksuz yapılmaktadır. Ancak kanunda, ön görülen tutuklama şartının ve tutuklama nedenlerinin varlığı halinde yetkili makam tarafından da kanaat getirilmesi ile tutuklama kararı verilmektedir. Bu nedenle&nbsp;<strong>tutuklama</strong>&nbsp;istisnai olarak başvurulan bir tedbirdir. Ayrıca&nbsp;<strong>Tutuklama</strong>, ceza muhakemesinde hedeflenen amaca yani maddi gerçeği bulma çabasına ulaşmada kullanılan bir araçtır. Söz konusu bu amaç sağlandığında veya kanunda öngörülen azami tutuklama sürelerinin dolması ile bu tedbire son verilmeli ve şüpheli sanık derhal salı verilmelidir. Bu yönüyle ise tutuklama geçici bir tedbir olmaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Tutuklamanın Önşartları Nelerdir?&nbsp;</h2>



<p><strong>Tutuklama</strong>&nbsp;koruma tedbirinin iki ön şartı bulunmaktadır. Tutuklamaya karar verilebilmesi için tutuklama nedenlerinin yanında bu iki şartın birlikte gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Aksi halde&nbsp;<strong>tutuklama</strong>&nbsp;koruma tedbirine başvurmak mümkün olmayıp bu haliyle verilen tutuklama kararı ise hukuka aykırı olacaktır.&nbsp;<strong>Tutuklama</strong>&nbsp;koruma tedbirini uygulayarak kişinin özgürlüğünün sınırlandırabilmesi için, bu işlemin hemen yapılmasında zorunluluk bulunması, yani gecikme halinde tedbir ile elde edilecek amaca ulaşılamayacak olması gerekir. Bununla birlikte tutuklamaya karar vermekle elde edilecek yarar ile bu surette ortaya çıkacak zarar arasında makul, akla uygun bir ölçünün bulunması şarttır. Tutuklama kararı, amacı sağlamaya ne kadar elverişli ise, ölçülülük ilkesi o oranda mevcut demektir. CMK&#8217;da ölçülülük (oranlılık, uygun orantı) şartı CMK 100/1’nin 2.cümlesi ile açıkça düzenlenmiştir. Bu maddeye göre; işin önemi verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olamaması halinde, tutuklama kararı verilmesi mümkün değildir.&nbsp; Bu kapsamda CMK Md. 100/4 ile Sadece adli para cezasını gerektiren suçlarda veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilmesi yasaklanmıştır. Yine tutuklama şartları gerçekleşmiş olmasına rağmen, şüpheli/sanığın yurtdışına çıkmasının yasaklanması ile o şüpheli/sanığın el altında tutulması sağlanabilecekse, bu sanığı tutuklamak yerine yalnızca yurtdışına çıkmasını yasaklamak gerekmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Tutuklamanın Kişi Üzerindeki Etkileri Nelerdir?</h2>



<p><strong>Tutuklama&nbsp;</strong>kararı, şüpheli/sanığı hapis cezasına nazaran çok daha olumsuz etkilemektedir. Bunun nedeni ise tutuklama kararı ile tutukevine gönderilen kişinin içerisine düştüğü belirsizlik halidir. Bakıldığı zaman hükümlü kişi cezaevinde ne kadar kalacağını bildiği için kesinleşmiş cezasına psikolojik, sosyal, ekonomik ve ailevi olarak kendini olabildiğince hazırlayabildiği halde tutuklu kişinin tutukevinde ne kadar kalacağı belli olmadığından tutuklu kişi her açıdan buhran içinde yaşamaktadır. Tutuklanan kişinin maddi ve ailevi sıkıntısının yanı sıra toplum ve sosyal çevresi içerisindeki saygınlığını kaybetmesi tutuklu şahısta büyük bir etki yaratmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, tutuklama ile şüpheli/sanığın davasıyla ilgili delilleri toplama olanağını yani savunma araçları da büyük ölçüde elinden alınmış olmakta, tutuklu sanık, şahsi olarak bu hususlarda hiçbir teşebbüste bulunamamaktadır. Bu durum ise ceza muhakemesindeki savunma makamı ile iddia makamı arasındaki dengenin bozulmasına neden olmaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Tutuklamanın Maddi Şartları Nelerdir?</h2>



<p><strong>Tutuklama</strong>&nbsp;bazı maddi şartların varlığına bağlıdır. Hakim, şüphelinin/sanığın yokluğunda tutuklama kararı veremez. Bu nedenle Şüpheli/Sanığın&nbsp;<strong>tutuklama</strong>&nbsp;kararı verilirken mahkeme huzurunda bulunması gereklidir. CMK gereğince tutuklama yapılabilmesinin bir diğer şartı da kişinin atılı suçu işlediği yönünde somut olgulara dayalı kuvvetli suç şüphesinin bulunmasıdır.(Cmk.100/1 Aym.19/3).Peki kuvvetli suç şüphesi nedir? Kuvvetli şüphe eldeki delillere nazaran yapılacak bir yargılamada şüpheli/sanığın mahkum olmasının kuvvetle muhtemel olması anlamına gelmektedir. Yani başka bir deyişle tutuklanma anına kadar elde edilen somut olaylara dayalı bilgilerin doğrultusunda failin atılı suçu işlediği ve yargılama sonunda ise ceza alacağı konusunda büyük bir ihtimal bulunması durumudur. Bu nedenle, kişinin atılı suçu işlediğine yönelik tahmin veya varsayımda bulunmak, suç şüphesine yönelik belirtilerle yetinerek verilen&nbsp;<strong>tutuklama</strong>&nbsp;kararları hatalı olacaktır. Tekrarlamak gerekirse suç şüphesinin kuvvetli olması ve somut olguları dayanması gerekmektedir. Yargıtay’a göre; buradaki ‘olgu’ kavramı soyut değil somut durumların varlığını ifade etmekte, tutuklama kararında mutlaka kuvvetli suç şüphesinin varlığını ortaya koyan olguların ve sebeplerin de açıklanması gerekmektedir. (YHGK, 27.10.2010 tarih, 2010/4-553E. ve 2010/537 K. sayılı ilamı) Ayrıca, daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere tutuklama kararı ölçülülük ilkesine uygun olmalı, yani işin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması durumda tutuklama kararına başvurulmaması gerekmektedir. CMK m.100/1-2. cümlesi bu hususta emredici bir norm niteliğindedir. Bu madde kaynağını Alman Ceza Muhakemesi Kanunundan almaktır. Gerçekten de Alman Ceza Muhakemesi Kanunu M.112&#8217;ye göre;&nbsp;<strong>tutuklama</strong>&nbsp;işin önemi ve hükmedilecek ceza orantılı değilse,&nbsp;<strong>tutuklama</strong>&nbsp;kararı verilemez.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Tutuklama Hangi Durumlarda Yasaklanmıştır?</h2>



<p>CMK’nın 104. Maddesinde getirilen düzenlemeler ile bazı suçlar bakımından tutuklama yasaklanmıştır. Ayrıca bu hususta bir düzenleme daha vardır ki o da ÇKK m. 21’dir.</p>



<p>CMK m.104 maddesine göre: Sadece adli para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda&nbsp;<strong>tutuklama</strong>&nbsp;kararı verilmez. Bu madde emredici mahiyette bir düzenlemedir. CMK madde 100’ün ilk halinde;&nbsp;tutuklama yasağı üst sınırı iki yıl hapis cezasını gerektiren suçlar bakımından kabul edilmiş iken, söz konusu madde, 25.05.2005 tarih ve 5353 sayılı kanun 11. Maddesiyle değiştirilmiş ve bu süre bir yıla indirilmiştir. Bu değişiklikle uygulamada sıkça karşılaşılan reşit olmayanla cinsel ilişki,&nbsp;cinsel taciz, konut dokunulmazlığının ihlali, haberleşmenin gizliliğini ihlal, hakaret,&nbsp; güveni kötüye kullanma gibi bazı önemli suçlar bakımından&nbsp;<strong>tutuklama</strong>&nbsp;yasağı kaldırılmış olduğundan yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesi amacıyla 63352 sayılı kanun ile CMK 100/4 maddesi tekrar değiştirilmiş ve tutuklama yasağına ilişkin&nbsp; bu süre yeniden iki yıla çıkarılmıştır.</p>



<p>ÇKK m.21&#8217;e göre ise; on beş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında üst sınırı beş yılı aşmayan hapis cezasını gerektiren fiillerden dolayı&nbsp;<strong>tutuklama</strong>&nbsp;kararı verilemez. Tutukluluk süreleri bakımından suça sürüklenen çocuklar da CMK m.102&#8217;ye yer alan hükümlere tabi olmaktadır. ÇKK m.21 uyarınca on beş yaşını doldurmamış çocuklar bakımından öngörülen tutuklama yasağının söz konusu olabilmesi bakımından suçun işlendiği tarihteki yaş göz önünde bulundurulmalıdır.</p>



<p>Bir diğer bilinmesi gereken husus ise şüpheli, sanık veya suça sürüklenen çocuğa birden fazla suç isnat edilmesi durumunda,&nbsp;<strong>tutuklama</strong>&nbsp;yasağı açısından hapis cezasının toplam süresi değil, her bir suçun gerektirdiği ceza ayrı ayrı göz önünde bulundurulması gerektiğidir. Yani şüpheli, sanık veya suça sürüklenen çocuğa birden fazla suç isnat edilmesi durumunda, tutuklama yasağı her bir suç için ayrı ayrı göz önünde bulundurulmaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Tutuklama Nedeninin Varlığı</h2>



<p>Tutuklama nedeni ve tutuklama şartı birbirinden farklı kavramlardır.&nbsp;<strong>Tutuklama</strong>&nbsp;kararı verebilmek için tutuklama şartı olan kuvvetli suç şüphesinin ve ölçülülük ilkesinin yanında ayrıca kanunda düzenlenen&nbsp;<strong>tutuklama</strong>&nbsp;nedenlerinden birinin de mevcut olması gerekir. Yani bir tutuklama şartı olan kuvvetli suç şüphenin veya ölçülülük ilkesinin varlığı tutuklama kararı vermek için yeterli değildir. Tutuklama kararı verebilmek için ayrıca kanunda düzenlenen tutuklama nedenlerinden birinin de mevcut olması gerekir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Tutuklama Nedenleri Nedir?</h2>



<p>Tutuklama nedenleri CMK 100. Maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre; Kaçma Saklama Şüphesi (CMK m.100/2-a), Delilleri Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme (CMK m.100/2-b.1) Tanık Mağdur veya Başkaları Üzerinde Baskı Yapılması Girişiminde Bulunma (CMK m.100/2-b.2) ayrı ayrı tutuklama nedeni olarak sıralanmıştır. Ayrıca CMKm.100/3 maddesinde tutuklama sebeplerinin varsayılabileceği haller düzenlenmiştir.</p>



<p>CMK m.100/2-a maddesine göre; Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların varlığı bir&nbsp;<strong>tutuklama</strong>&nbsp;nedenidir (CMK m.100/2-a). Önceden yargılamadan kurtulmak amaçlı kaçmış ve fakat daha sonra gelip yargılamaya katılmak istediğini bildirmiş olması halinde, kaçmış olduğu gerekçesiyle şüpheli sanığın tutuklanması mümkün değildir. Ancak yargılamaya gelen şüpheli sanığın tekrar kaçacağı yönünde somut olgular tespit edildiği takdirde tutuklama kararı verilebilmektedir. Saklanma, kaçak olma durumundan farklıdır.&nbsp;<q>Kaçak, hakkındaki kavuşturmanın sonuçsuz kalmasını sağlamak amacıyla yurt içinde saklanan veya yabancı ülkede bulunan ve bu nedenle mahkeme tarafından kendisine ulaşılmayan kişidir(CMKm.247-1).</q>&nbsp;CMK 100/2-a göre tutukluluk nedenleri tespit edilirken; Şüpheli sanığın sabit ikametgah sahibi olup olmaması, Şüpheli sanığın kaçma hazırlığı içinde olup olmaması,&nbsp;Şüpheli sanığın karakteri ve kişisel özellikleri, şüpheli sanığın sosyal,&nbsp; mesleki, Ailevi yaşamı ve ilişkileri birlikte değerlendirilmelidir.</p>



<p>CMK m.100/2-b.1’e göre şüpheli veya sanığın delilleri karartacağı yönündeki kuvvetli şüphe, bir tutuklama nedenidir. Bu şüphenin varsayımlara veya ihtimale dayanmamalıdır. Aksi halde, sanığın delilleri karartacağından bahisle tutuklama nedeninin varlığından söz edilemez.</p>



<p>CMK 100/2-b.2 cümlesiyle Tanık mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunmak hususunda kuvvetli şüphenin bulunması diğer bir tutuklama nedeni olarak düzenlenmiştir.</p>



<p>Yukarıdaki maddelerden ayrı olarak ise CMK 100/3 fıkrasında&nbsp;<strong>Tutuklama</strong>&nbsp;Sebeplerinin Varsayılabileceği suçlar düzenlenmiştir. Bu maddeye göre; kanunda sınırlayıcı biçimde sayılı suçların işlendiği hususunda kuvvetli suç şüphesinin varlığı halinde tutuklama nedeni var sayılabilir. Yani; bu madde kapsamında sayılan suçlardan birinin işlendiği hususunda kuvvetli şüphe mevcut ise, şüpheli sanığın kaçacağı, saklanacağı veya delilleri karartacağı şüphesi var sayılabilecektir. CMK Madde 100/3’te sayılan bu suçlara katalog suçlar denilmektedir. Bu suçlar;</p>



<p><strong>1)&nbsp;</strong>Türk Ceza Kanununda yer alan; Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76, 77, 78), Kasten öldürme suçu (madde 81, 82, 83), Silahla işlenmiş kasten yaralama (madde 86, fıkra 3, bent e) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçu (madde 87), İşkence suçu (madde 94, 95), Cinsel saldırı suçu (birinci fıkra hariç, madde 102),&nbsp; Çocukların cinsel istismarı suçu&nbsp;(madde 103), Hırsızlık suçu (madde 141, 142) ve yağma suçu&nbsp; (madde 148, 149), Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu (madde 188), Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220), Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308), Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),</p>



<p><strong>2)</strong>&nbsp; 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.</p>



<p><strong>3)</strong>&nbsp; 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22’nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu. ( 4389 sayılı tarihli yasanın yürürlükten kaldırılması ile zimmet suçu, 19.10.2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunun 22/3 ve 22/4 maddesinde zimmet suçu düzenlenmiştir.)</p>



<p><strong>4)</strong>&nbsp; 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar. (5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunun yürürlüğe girmesiyle 4926 sayılı bu kanun kaldırılmıştır.)</p>



<p><strong>5)</strong>&nbsp; 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74&#8217;üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.</p>



<p><strong>6)</strong>&nbsp; 6831 sayılı Orman Kanununun 110&#8217;uncu maddesinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçlarıdır.</p>



<p>Katalog suçlarının düzenlendiği bu madde, aksi ispat edilen yasal bir karine olup tutuklama ise seçimliktir. Fakat uygulamada tutuklamanın seçimlik değil zorunluluğu anlayışının benimsendiği ve bu suçların söz konusu olduğu olaylarda otomatik olarak tutuklama kararı verildiği görülmektedir. Buradaki hata, kanunu uygulayan merciinin söz konusu suçların atılı olması durumunu tek başına geçerli bir tutuklama nedeni olarak kabul etmesi ve olası ceza ve güvenlik tedbiri ile ölçülülük konusunda olaya özgü bir irdelememe yapılmamasıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Tutuklamanın Şekli Şartları Nelerdir?</h2>



<p><strong>Tutuklama</strong>nın bazı şekli şartları bulunmaktadır. Buna göre;</p>



<p>Tedbirin korumaya çalıştığı bir ceza soruşturması veya kovuşturmasının olması gerekmektedir. Yani devam eden bir soruşturma veya kovuşturma olmadan tutuklama kararı verilemez. Bu şarta yargılama şartı da denilmektedir.&nbsp;<strong>Tutuklama</strong>&nbsp;yargılama şartının bir istinası bulunmaktadır. Anayasanın 83/2-2 maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre göre; Her ne kadar, Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen milletvekili, Meclis&#8217;in kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz ise de Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlarda milletvekili hakkında tutma, sorguya çekme,&nbsp;<strong>tutuklama</strong>&nbsp;veya yargılama yapmak mümkündür. Diğer bir istisna uygulamada olmakla birlikte kanunda düzenlenmiş değildir. CMK Md. 90/3 maddesine göre; Soruşturma ve kovuşturması şikâyete bağlı olmakla birlikte, çocuklara, beden veya akıl hastalığı, malullük veya güçsüzlükleri nedeniyle kendilerini idareden aciz bulunanlara karşı işlenen suçüstü hallerinde kişinin yakalanması şikâyete bağlı değildir. Bu yolla yakalanan şahıs hakkında uygulamada bu hükümden yola çıkarak yakalamadan sonra sorguyla beraber tutuklama kararı da verilebilmektedir. Fakat bu uygulama bazı hallerde mutlak&nbsp;<strong>tutuklama</strong>&nbsp;yasaklarına aykırılık teşkil etmektedir.</p>



<p>Tutuklamanın diğer bir şekli şartı ise tutuklama kararının bulunması ve tutuklama müzekkeresinin düzenlenmesidir. Tutuklama kararının yazılı olması şarttır.&nbsp; Bu karar soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcısının istemi üzerine Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilmektedir. Sulh Ceza Hakimliği tarafından şüphelinin öncelikle kimlik tespiti ve sorgusu yapılır, sorgunun ardından hakimlik, şüphelinin tutuklanmasını gerektirir şart ve nedenlerinin oluştuğu kanaatine varırsa tutuklama kararı verir ve kişi,&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/hizmetlerimiz/ceza-hukuku/">ceza avukatı</a>&nbsp;desteğine ihtiyaç duyar. Aksi halde, şüpheli hakkındaki tutuklama talebinin reddine ve şüphelinin derhal salıverilmesine karar verir. İddianamenin düzenlenmesi ile iddianamenin kabulü arasında geçen dönemde soruşturma hala devam ettiği için ise tutuklama kararı yine cumhuriyet savcısının talebiyle Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilir. İddianamenin kabulü ile soruşturma evresi sona erer ve kovuşturma evresi başlar. CMK 101/1 maddesine göre kovuşturma evresinde sanığın tutuklamasına Cumhuriyet Savcısı istemi üzerine veya re’sen sanığın yargılamasını yürüten mahkeme tarafından karar verilmektedir. Tahliye, Tutuklamama, salıverme kararlarına karşı itirazda öncelikle kararı veren mahkeme/hakimlik kendi kararını inceler,&nbsp; itirazı yerinde gördüğü takdirde sanık hazır olmadığı için öncelikle yakalama kararı verir, sanık huzura alındığında tutuklama kararı verilir,&nbsp; itirazı inceleyen merci itirazı yerinde görmez ise itiraz merci tarafından incelenir. Merciinin itirazı yerinde gördüğü hallerde yine yoklukta karar verilemeyeceği için öncelikle yakalama kararı çıkarılması gerekir. Sanık huzura alındıktan sonra tutuklama kararı verilir ve infaz edilir. Sanık hakkında tutuklama şart ve nedenlerinin istinaf yargılaması aşamasında oluşması halinde ise istinaf mahkemeleri tutuklama kararı verebilir lakin uygulama bu durumla çok karşılaşılmamaktadır. Temyiz aşamasında ise Yargıtay’ın tutuklamaya karar verme yetkisi olmadığından bu aşamada tutuklama kararı düzenlenemez. Yargıtay’ın bu kapsamda sadece bozma sebebine göre salıverme kararı verme yetkisi bulunmaktadır. Tutuklama müzekkeresi/kararının ise bazı içeriklere haiz olması gerekir. Bu durum diğer konumuzda ayrıntısı ile açıklanacaktır. Açıklanan hallerden herhangi biriyle alınan tutuklama kararı olmadan kişi tutukevine gönderilemez. Tutukevleri ise tutuklama kararını olmadan şüpheli/sanığı tutukevine kabul etmez. Tutuklama müzekkeresi/kararı kapsamında belirtmek gerekir ki tutuklama kararı bazı içeriklere haiz olması gerekir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Tutuklama Kararı Neleri İçermelidir?</h2>



<p>Tutuklama kararı esas ve şekli bakımından bazı bilgileri içermesi gerekmektedir. Buna göre; Tutuklama kararı mahkemenin ismiyle başlamalı, soruşturma ve sorgu numaraları bulunmalı, şüpheli/sanığın kimlik bilgilerinin bulunmalı, ikametgah ve varsa telefon ile fotoğraf eklenmeli, yüklenen suça ilişkin bilgi verilmeli, suça ve tutuklamaya konu teşkil eden olayın gelişimi belirtilmeli, suç tarihi ve yeri belirtilmeli, tutuklamaya esas teşkil eden kuvvetli suç şüphesinin, tutuklama nedenleri ve bunlara ilişkin somut olaylar mutlaka belirtilmeli, somut olaydaki hangi durumların tutuklama nedeni oluşturduğu belirtilmeli, adli kontrol tedbirlerinin somut olayın hangi özelliklerine göre yetersiz kaldığı belirtilmeli, bu durumlar tartışılmalı ve gerekçeleri gösterilmeli, tutuklamanın tarihi ile zabıt katibinin ve hakimin sicili ve imzaları bulunmalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Tutuklama Kararına İtiraz İçin Nereye Başvurulur?&nbsp;</h2>



<p><strong>Tutuklama</strong>&nbsp;kararı itiraz edilebilen mahkeme kararlarındandır.&nbsp;<strong>Tutuklama</strong>&nbsp;kararlarına karşı yapılacak itirazlar öncelikle kararı veren hakimlik/mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle itiraz dilekçesinin yetkili ve görevli merciiye gönderilmek üzere kararı veren mahkemeye sunulması gerekir. Kararı veren mahkeme itirazı değerlendirir ve itirazı yerinde gördüğü takdirde itirazın kabulü ile tahliye kararı verir, itirazı yerinde görmez ise itirazı reddeder ve 3 gün içinde incelenmek üzere yetkili ve görevli merciiye gönderir.&nbsp; Merci ise inceleme sonunda itirazı yerinde görürse itirazın kabulü ile şahsın tahliyesine karar verir, aksi takdirde itirazı reddeder ve dosyayı iade eder. Peki itirazı incelemeye yetkili merci hangi yargı merciidir? Bu husus ayrıntılı bir şekilde aşağıda sıralanmıştır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Sulh Ceza Hakimliğinin tutuklama kararına karşı itirazı incelemede, o yerde birden fazla sulh ceza hakimliği bulunduğu durumda onu izleyen sulh ceza hakimliği, son numaralı hakimlik için bir numaralı hakimlik yetkili ve görevlidir.</li>



<li>Tutuklama kararını veren Sulh Ceza Hakimliğinin bulunduğu yerde başkaca Sulh Ceza Hakimliği yoksa ve ağır ceza mahkemesi de bulunmuyorsa yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hakimliği yetkili ve görevlidir.</li>



<li>Tutuklama kararını veren Sulh Ceza Hakimliğinin bulunduğu yerde başkaca Sulh Ceza Hakimliği yoksa ve fakat ağır ceza mahkemesi varsa, en yakın ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza mahkemesi yetkili ve görevlidir.</li>



<li>Asliye Ceza Mahkemesinin vermiş olduğu tutuklama kararına karşı itirazı incelemede, yargı çevresinde yer alan ağır ceza mahkemesi yetkili ve görevlidir.</li>



<li>Ağır ceza mahkemesi tarafından verilmiş olan tutuklama kararlarına karşı itirazların incelenmesinde, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması durumunda numara olarak kendisini izleyen daire; son numaralı ise birinci daire; o yerde tek ağır ceza mahkemesi mevcutsa en yakın ağır ceza mahkemesi yetkili ve görevlidir.</li>



<li>Naip hakim tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itirazların incelemesinde, mensubu oldukları ağır ceza mahkemesine yetkili ve görevlidir.</li>
</ul>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/tutuklama-nedir/">Tutuklama Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adli Kontrol Nedir?</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/adli-kontrol-nedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Mar 2024 06:38:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=560</guid>

					<description><![CDATA[<p>Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Bu kapsamda birçok ulusal ve uluslararası normlarla bu husus güvence altına alınmıştır. Bu nedenle yasal koşulları oluşmuş olsa bile kişi özgürlüğü mümkün olan...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/adli-kontrol-nedir/">Adli Kontrol Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Bu kapsamda birçok ulusal ve uluslararası normlarla bu husus güvence altına alınmıştır. Bu nedenle yasal koşulları oluşmuş olsa bile kişi özgürlüğü mümkün olan en az düzeyde kısıtlanmalı ve yine mümkün olan en az seviyede tutuklama kararı verilmelidir. Tutuklama gibi, temel hakları ağır bir müdahale niteliği taşıyan tedbir yerine, tutuklama ile ulaşılmak istenen amaca daha hafif bazı tedbirlere başvurarak ulaşmak mümkündür. İşte ceza yargılamasında tutuklama yerine başvurulan ve tutuklamanın işlevini sağlayan bu tedbirlere adli kontrol tedbirleri denir.&nbsp;<strong>Adli kontrol</strong>&nbsp;ile ulaşılmak istenen amaç kişiyi özgürlüğünden tamamen mahrum bırakmadan, onu denetim ve gözetim altına almak suretiyle ceza yargılamasının sağlıklı ve seri bir şekilde yapılabilmesini sağlamaktır.&nbsp;Böyle bir durumda ise kişilerin en büyük destekçileri&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/hizmetlerimiz/ceza-hukuku/">Ceza Avukatı</a>&nbsp;oluyor.&nbsp;<strong>Adli kontrol</strong>&nbsp;tutuklamanın infazını erteleyen değil, şartları gerçekleştiğinde tutuklama yerine uygulanan, tutuklamaya nazaran öncelikli olarak uygulanabilecek bir tedbir olan yani tutuklamanın ikinciliğini ortaya koyma ve ölçülülük ilkesi gereği düzenlenen bir tedbirdir. Adli kontrolün yegane amacı tutuklamadan beklenen amaçlardır. Tutuklamadan beklenen amaçlar dışında adli kontrole başvurmak mümkün değildir. Açıklandığı üzere bu tedbir aslen tutuklamanın amacını sağlamaya yönelik ve ondan daha hafif bir tedbirdir.&nbsp;<strong>Adli kontrol</strong>&nbsp;tedbirleri olarak karar verilebilecek yükümlülükler ise CMK 109/3’ de sıralanmış ve bazı özel kanunlarda da düzenlenmiştir. Bunlara göre;&nbsp;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Yurt dışına çıkmamak (CMK 109/3)</li>



<li>Hakim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak (CMK 109/3)</li>



<li>Hakimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde mesleki uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol tedbirlerine uymak (CMK 109/3)</li>



<li>Her türlü taşıtları veya bunlardan bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü belgesini teslim etmek (CMK 109/3)</li>



<li>Özellikle uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dahil, tedavi ve muayene tedbirlerine tabi olmak ve bunları kabul etmek (CMK 109/3)</li>



<li>Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok ödeme süreleri, cumhuriyet savcısının isteği üzerine hakimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak (CMK 109/3)</li>



<li>Silah bulundurmamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silahları makbuz karşılığında adli emanete teslim etmek (CMK 109/3)</li>



<li>Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hakim tarafından miktarı ve ödeme süresi belirlenecek parayı suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere ayni veya kişisel güvenceye bağlamak&nbsp; (CMK 109/3)</li>



<li>Aile hükümlülüklerini yerine getireceğine ve adli kararlar gereğince ödemeye mahkum edildiği nafakayı düzenli olarak ödeyeceğine dair güvence vermek (CMK 109/3)</li>



<li>Konutunu ter etmemek (6352 sayılı Kanun m.98)</li>



<li>Belirlenen yer ve bölgelere gitmemek (6352 sayılı kanun m.98)</li>



<li>Belirlenen yer ve bölgelere gitmemek (6352 sayılı kanun m.98)</li>



<li>Belirlenen çevre sınırları dışına çıkmamak (ÇKK 20.madde)</li>



<li>Belirlenen bazı yerlere gidememek veya ancak bazı yerlere gidebilmek (ÇKK 20.madde)</li>



<li>Belirlenen kişi ve kuruluşlarla ilişki kurmamak (ÇKK 20.madde)</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading">Adli Kontrolün Uygulama Şartları Nelerdir?</h2>



<p>Tutuklama ile ulaşılmak istenen amaca ulaşmak için, Soruşturma veya kovuşturma konusu olayda her ne kadar bir tutuklama nedeni mevcut olsa da ölçülülük ilkesi gereği öncelikle adli kontrol tedbirlerinden birine başvurmak gerekir. Bu kapsamda CMK m.109/2 düzenlenmiş ve bu maddeye göre; Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hallerde de, adli kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir. Gerçekten de, üst sınırı iki yıldan daha az cezayı gerektiren bazı suçlarda da şüpheli veya sanık hakkında&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/tutuklama-nedir/">tutuklama</a>&nbsp;nedeni mevcut olabilir. Örneğin şüpheli/sanığın kaçacağı veya delilleri karartacağı yönünde kuvvetli şüphe bulunabilir. Maddi gerçeği ortaya çıkarmak amacı uğruna iki yıldan daha az cezayı gerektiren bir suç için kişi özgürlüğünün sınırlandırılması yerine&nbsp;<strong>Adli kontrol</strong>&nbsp;tedbirlerinden birine başvurulması ölçülü olacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Adli Kontrol Kararı Vermeye Yetkili Merciler</h2>



<p>Şüpheli, Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hakiminin kararı ile soruşturma evresinin her aşamasında adlî kontrol altına alınabilir (CMK m.110/1). Kavuşturma evresinde ise her aşamasında görevli ve yetkili yargı mercileri olan mahkeme tarafından&nbsp;<strong>adli kontrol</strong>&nbsp;tedbirlerinin uygulanmasına karar verilebilir. (CMK m.110/1-3) Hakim, Cumhuriyet savcısının istemiyle,&nbsp;<strong>adli kontrol</strong>&nbsp;uygulamasında şüpheliyi bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyabilir; kontrolün içeriğini oluşturan yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir veya şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir. (CMK m.110/2)</p>



<h2 class="wp-block-heading">Adli Kontrol Kararının Kaldırılması</h2>



<p>Tutuklama için azami süreler ön görüldüğü halde adli kontrol tedbirlerinin uygulanması bakımından herhangi bir üst sınır kabul edilmemiştir. Öte yandan CMK&#8217; da adli kontrol kararlarının yapılan itirazlar, dışında zorunlu ve rutin incelemeden getirilmesi yönünde herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/tutuklama-nedir/">Tutuklama</a>&nbsp;kararı, CMK&#8217;nın 108.maddesi gereğince, en geç otuz günlük aralar, devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda incelemeye tabi tutulmaktadır. Soruşturma ve kavuşturma evresinin her aşamasında şüpheli veya sanığın istemi üzerine, Cumhuriyet savcısının da görüşü alınarak hakim veya mahkeme tarafından asli kontrolün kaldırılmasına beş gün içerisinde karar verilebilir.(CMK 111/1. Madde)</p>



<h2 class="wp-block-heading">Adli Kontrol Tedbirlerine Uymamanın Sonuçları Nelerdir?</h2>



<p>Hükmedilen&nbsp;<strong>adli kontrol</strong>&nbsp;tedbirlerinin yerine getirip getirilmediğinin tespitini Denetimli Serbestlik Ve Yardım Merkezi Şube Müdürlüğü yapmaktadır. Bu hususta&nbsp;<strong>adli kontrol</strong>&nbsp;yerine getirilmediği takdirde ilgili merci tarafından Denetimli Serbestlik Bürosuna bildirimde bulunulur ve dosya kapatılıp Denetimli Serbestlik Bürosuna gönderilir. Bu hususta ilgili Mahkeme/Savcılık ile yapılacak yazışmalar ardından şüpheli/sanığın&nbsp;<strong>adli kontrol</strong>&nbsp;hükümlerini isteyerek yerine getirmediği tespit edildiğinde başka bir deyişle yükümlülük altında bulunan şüpheli/sanık bu hususta mazeret bildirmediği veya bildirdiği mazeretini somut delil ile ispat edemediği sürece CMK 122. maddeye göre ise hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii tarafından şüpheli/sanığın hemen tutuklamasına karar verilebilecektir. Yani,&nbsp;<strong>Adli kontrol</strong>&nbsp;tedbirlerine kasten, yani bilerek ve isteyerek uymayan şüpheli/sanık hakkında ise uçun gerektirdiği hapis cezasının üst sınırı ne olursa olsun tutuklama kararı verilebilecektir. Hatta CMK m.100/4&#8217;te düzenlenen tutuklama yasağı söz konusu olsa dahi tutuklama kararı vermek mümkün olabilecektir. Belirtmek gerekir ki; yükümlülüklerin ihlali doğrudan tutuklama nedeni olarak algılanmamalı, bu şüpheli veya sanığın savunması alınmalı, tutuklamanın koşullarının hala devam edip etmediği değerlendirilmelidir. &nbsp;Bu nedenle adli kontrolden tutuklamaya çevrilecek karar mutlaka CMK m.100 vd&#8217;daki usullere uygun olmalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Adli Kontrol Sürelerinin Cezadan Mahsupu Mümkün Müdür?</h2>



<p>Tutuklulukta geçirilen süreler hapis cezasından mahsup edilirken adli kontrol altında geçirilen süreler hapis cezasından mahsup edilemez. Çünkü adli kontrol tedbirleri, kişisel özgürlüğü sınırlandırma nedeni olarak kabul edilmemektedir. Bunun bir istisnası vardır ki bu da CMK m.109/6 düzenlenmiştir. Buna göre;&nbsp; uyuşturucu uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatma yükümlülüğünün uygulanması halinde söz konusu bu adli kontrol süresi, hapis cezasından mahsubu mümkündür. Öte yandan 6352 sayılı kanun ile kabul edilen adli kontrol tedbirlerinden birisi olan konutunu terk etmemek tedbirinde kişinin kişisel özgürlüğü sınırlanmış olsa da bu tedbirde geçirilen süre cezadan mahsup edilememektedir. Bu nedenle yapılacak bir düzenleme bu sürenin de cezadan mahsubu yolu açılması gerekmektedir.</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/adli-kontrol-nedir/">Adli Kontrol Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Koruma Tedbiri Ne Demektir?</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/koruma-tedbiri-ne-demektir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Mar 2024 06:37:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=558</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ceza muhakemesi İşlemlerinin sağlıklı olarak yapılabilmesi ve yapılacak olan muhakeme sonucunda verilen kararın eksiksiz olarak yerine getirebilmesi amacıyla hakim veya mahkeme tarafından gecikmesinde sakınca bulunan durumda süreli olarak bazı temel...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/koruma-tedbiri-ne-demektir/">Koruma Tedbiri Ne Demektir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ceza muhakemesi İşlemlerinin sağlıklı olarak yapılabilmesi ve yapılacak olan muhakeme sonucunda verilen kararın eksiksiz olarak yerine getirebilmesi amacıyla hakim veya mahkeme tarafından gecikmesinde sakınca bulunan durumda süreli olarak bazı temel kişilik haklarına kanuni olarak müdahale edilebilmektedir. İşte yetkili makamlarca gecikmesinde sakınca bulunan durumda kişilerin temel kişilik haklarına kanuni olarak müdahale edilmesi duruma koruma tedbiri denilmektedir. Ceza muhakemesi hukukunda tedbir &#8220;<strong>koruma tedbiri</strong>&#8221;&nbsp;ve &#8220;önleme tedbiri&#8221; olarak ikiye ayrılmaktadır.</p>



<p><strong>Koruma tedbirleri</strong>&nbsp;bazı özellikleri ile önleme tedbirlerinden ayrılmaktadır. Koruma tedbirlerini önleme tedbirlerinden ayıran bazı noktalar mevcuttur.&nbsp;<strong>Koruma tedbirleri</strong>nin uygulanmasında gecikme halinde&nbsp; bazı sakıncaların doğması ihtimali söz konusudur. Oysa önleme tedbirlerinde gecikmede sakınca bulunmaz. Koruma tedbirinde gecikmezlik yüzünden hak aranmaması, sadece haklı görünüşle yetinilmesi hali söz konusu olurken ;önleme tedbirlerinde mutlaka korunması gereken bir hakkın varlığı şarttır.</p>



<p>Ceza Muhakemesindeki&nbsp;<strong>koruma tedbirleri</strong>&nbsp;yakalama, göz altına alma, tutuklama, adli kontrol, zorla getirme, arama, el koyma, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, teknik araçlarla izleme, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi olarak sıralayabiliriz.</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/koruma-tedbiri-ne-demektir/">Koruma Tedbiri Ne Demektir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Savcılık Teşkilatı Hangi Bürolardan Oluşur?</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/savcilik-teskilati-hangi-burolardan-olusur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Mar 2024 06:37:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=555</guid>

					<description><![CDATA[<p>Savcılık teşkilatı; Soruşturma bürosu, Müracaat bürosu, Önödeme-Kabahatlar bürosu, Uzlaştırma Bürosu, Kamu Görevlileri Bürosu, Terör ve Organize Suçlar Bürosu, Çocuk Bürosu, Daima Arama ve Zamanaşımı Bürosu, Basın Bürosu, İnfaz Bürosu, Yakalama...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/savcilik-teskilati-hangi-burolardan-olusur/">Savcılık Teşkilatı Hangi Bürolardan Oluşur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Savcılık teşkilatı</strong>; Soruşturma bürosu, Müracaat bürosu, Önödeme-Kabahatlar bürosu, Uzlaştırma Bürosu, Kamu Görevlileri Bürosu, Terör ve Organize Suçlar Bürosu, Çocuk Bürosu, Daima Arama ve Zamanaşımı Bürosu, Basın Bürosu, İnfaz Bürosu, Yakalama Bürosu, Talimat Bürosu, Emanet Bürosu, Esas Bürosu, Bakanlık Muhabere Bürosu, Genel Muhabere Bürosu, Bilgi Edinme Bürosu olarak yapılandırılmıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Soruşturma Bürosu</h2>



<p>Soruşturma bürosu, özel büroların görevleri dışında kalan genel suç soruşturma işlemlerini&nbsp; yürütmektedir. Soruşturma büroları,&nbsp; Bireysel başvurular, re&#8217;sen öğrenilen konular, savcılığa gelen ihbarlar,&nbsp; kolluktan gelen soruşturma evrakı, mahkemelerden ve diğer resmi kurumlardan gelen suç duyuruları ile işlem yapmaktadır. Bu büronun iş akışı ve soruşturma usulleri ayrıntılı olarak Savcılık Soruşturması konu başlığı altında ayrıntılı olarak açıklanmıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Müracaat Bürosu</h2>



<p>Müracaat bürosu, Suçtan zarar gören kişilerin doğrudan baş savcılıklara gelmeleri halinde bu kişilerin şikayetlerinin soruşturma&nbsp; defterine kayıt edilmesi, soruşturma evrakının tevzi bürosuna gönderilmesi, bizzat veya mevcutla olarak gelen ilgililerin ifadelerinin alınması, aciliyet getiren usulü işlemlerin yapılması, kolluktan gelen mevcutlu soruşturma evrakı, ikmalen gönderilen soruşturma evrakı kamu kurumları tarafından gönderilen suç duyurusu yazılarını soruşturma defterine kayıt edilmesi ve ilk usulü işlemlerin yapılması iş ve işlemleri ile, işbölümü gereğince müracaat bürosuna verilen diğer işleri yürütmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Önödeme-Kabahatlar Bürosu</h2>



<p>Ön ödeme ve kabahatler bürosu; Ön ödemeye tabi suçlar ile Kabahatler Kanun&#8217;a tabi eylemlerle ilgili soruşturmaları yürütmektedir. Bu bürodaki İş akışına göre; Şikayet, kolluktan gelen evrak, resen öğrenilen işler ve diğer resmi kurumlardan gelen bildirim üzerine soruşturma defterine kayıt edilir. Bunun üzerine ön ödeme önerisi veya para cezasına hükmedilerek, ilgili kişiye tebliğe çıkarılır. İlgili kişi tarafından Ön ödeme yapılmadığı takdirde ilgili mahkemeye kamu davası açılır, Ön ödeme yapıldığında ise kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Kabahatler Kanununa tabi eylemlerde ise para cezasının süresinde maliyeye yatırılması gerekmektedir. Para cezasının süresinde ödenmemesi durumunda ise kesinleşen karar tahsil edilmek üzere maliyeye gönderilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Uzlaştırma Bürosu</h2>



<p>Uzlaştırma Bürosu, Baş savcılık tarafından soruşturulması yapılan ancak TCK&#8217;nda uzlaşma hükümlerine tabi olan suçlarda tarafları uzlaştırma konusunda bilgilendirmekte ve şartları oluştuğunda tarafları uzlaştırmaktır. Bu bürodaki iş akışına göre; Suçun uzlaşma kapsamında kaldığının tespiti dosya uzlaştırma bürosuna gönderilir, Uzlaşma işlemlerinin yürütülmesi için uzlaştırmacı atanır, uzlaştırmacı&nbsp; tarafları uzlaşma hüküm ve sonuçları hususunda bilgilendirir ve uzlaşmaya davet eder,&nbsp; Şikayetçi ve şüpheli uzlaşmayı kabul ettiği takdirde, uzlaşma sebebiyle kavuşturmaya yer olmadığına dair karar verilir. Uzlaşmada edimin yerine getirilmesi ileri bir tarihe bırakılmışsa, Savcı kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verir. Uzlaşma sağlanmadığı takdirde ise ilgili mahkemeye kamu davası açılır. Bu büronun iş akışı ayrıntılı olarak Uzlaştırma Hukuku bölümünde açıklanmıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kamu Görevlileri Bürosu</h2>



<p>Kamu görevlileri bürosunca, soruşturması özel usullere tabi olan vali, kaymakam, üniversite öğretim elemanları, memurlar gibi kamu görevlilerinin görevleriyle ilgili suçlara ilişkin soruşturmaları yürütmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Terör ve Organize Suçlar Bürosu</h2>



<p>Terör ve Organize Suçlar Bürosunca, terör suçları ve örgütlü olarak işlenen suçlarla ilgili soruşturmalar yürütülmektedir. Bu büronun iş akışı ve soruşturma usulleri Terör ve Organize Suçları konu başlıkları altında ayrıntılı olarak açıklanmıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Çocuk Bürosu</h2>



<p>Çocuk bürosu tarafından on sekiz yaşından küçük olan şüpheliler hakkında suç soruşturmalarını yapılmaktadır. Bu büronun iş akışı ve soruşturma usulleri Çocuk Suçları konu başlıkları altında ayrıntılı olarak açıklanmıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Daima Arama ve Zamanaşımı Bürosu</h2>



<p>Bu büroca, faili tespit edilemeyen suçların faillerinin aranması, zaman aşımı süresi dolmuş olan soruşturma evraklarının tespiti, suç failinin belirlenmesi halinde soruşturma işlemleri yapılmaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Basın Bürosu</h2>



<p>Basın bürosu; basın yoluyla işlenen suçların soruşturmalarını yürütmek, basımcı tarafından getirilen her türlü yayını almak ve alındı belgesi vermek ,süreli yayınların çıkarılması için gerekli beyannameleri kontrol ve kabul etmek, incelemek ve müteakip işlemlerini yapmak ile görevlidir. Bu büronun iş akışı ve soruşturma usulleri Basın Suçları konu başlıkları altında ayrıntılı olarak açıklanmıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İnfaz Bürosu</h2>



<p>İnfaz Bürosunda, Ceza mahkemelerinden verilen kesinleşmiş mahkumiyet kararları (ilamların)ile hukuk mahkemelerinden gönderilen tedbir kararlarının infaz işlemlerini yürütülmektedir. Bu bürosunun iş akışı ve usulleri ayrıntılı olarak İnfaz Hukuku bölümünde açıklanmıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Yakalama Bürosu</h2>



<p>Başsavcılık, mahkemeler ve diğer adliyelerden gelen yakalama evrakının infaz edilmesi ile ilgili iş ve işlemler Yakalama Bürosunca yerine getirilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Talimat Bürosu</h2>



<p>Talimat bürosunca, başka yer başsavcılıklarından gönderilen talimatların (soruşturma işlemlerine ilişkin talepleri)gereğini yerine getirilmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Emanet Bürosu</h2>



<p>Başsavcılık veya ceza mahkemelerinden gönderilen suçta kullanılan veya kendisi suç eşyası olan eşyanın kaydı ve mahkemece karar verilip kesinleşinceye kadar muhafazası ve gerektiğinde bilirkişi incelemesine gönderilmesi işlemleri emanet bürosunca yürütülmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Esas Bürosu</h2>



<p>Esas bürosunca, esas defterine kaydedilmesi gereken işlemler ile ilgili görevler yürütülmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Bakanlık Muhabere Bürosu</h2>



<p>Bakanlık muhabere bürosu, adliyenin Adalet Bakanlığı ile olan yazışmaları, başsavcı tarafından verilen diğer işleri ile bakanlıktan gelen inceleme ve ön (ihzari)soruşturmalara ilişkin yazı işlerini yürütmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Genel Muhabere Bürosu</h2>



<p>Bu büro tarafından, diğer kurum ve kuruluşlardan Başsavcılığına gelen yazıları kaydedilmesi, tasnifi, ilgili yerlere gönderilmesi, mahkemeler diğer adalet daireleri ve başsavcılık bürolarından diğer kurum ve kuruluşlara gönderilmek üzere başsavcılığa gelen yazı ve evrakın tasnifi ve ilgili yerlere gönderilmesi işleri yapılmaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Bilgi Edinme Bürosu</h2>



<p>Bilgi edinme bürosunca, bilgi edinme kanunu ve yönetmeliği uyarınca adli birimlerden istenebilecek bilgilerin verilmesi ile ilgili işlemler yürütülmektedir.</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/savcilik-teskilati-hangi-burolardan-olusur/">Savcılık Teşkilatı Hangi Bürolardan Oluşur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadına Ve Aileye Yönelik Şiddet</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/kadina-ve-aileye-yonelik-siddet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Mar 2024 06:36:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=552</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yasal Düzenlemeler Kapsamında&#160;Kadına Ve Aileye Yönelik Şiddet Kadına karşı şiddet yüzyıllardan beri toplumun en büyük sorunları arasında yer almaktadır. Bu nedenle hem ulusal hem de uluslararası düzeyde&#160;kadına yönelik şiddetin engellenmesi...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/kadina-ve-aileye-yonelik-siddet/">Kadına Ve Aileye Yönelik Şiddet</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Yasal Düzenlemeler Kapsamında&nbsp;Kadına Ve Aileye Yönelik Şiddet</h2>



<p>Kadına karşı şiddet yüzyıllardan beri toplumun en büyük sorunları arasında yer almaktadır. Bu nedenle hem ulusal hem de uluslararası düzeyde<strong>&nbsp;kadına yönelik şiddet</strong>in engellenmesi amacıyla önleyici ve koruyucu nitelikte tedbirler almaya çalışılmış ve bu hususlarda düzenlemeler yapılmıştır.</p>



<p>Birleşmiş Milletler, kadına yönelik&nbsp;<strong>aile içi şiddeti</strong>, kadının insan hakları olarak ele almış ve&nbsp;<strong>kadına yönelik şiddet</strong>&nbsp;konusunda uluslararası norm ve standartlar belirleyerek bu yönde raporlar hazırlamıştır. Bu doğrultuda&nbsp;<strong>Kadınlara Yönelik Şiddet</strong>in Önlenmesi Bildirgesi&#8217;nin birinci maddesine göre k<strong>adına yönelik şiddet</strong>, kamusal ve özel alanda kadınların fiziksel, cinsel, duygusal zarar görmesiyle sonuçlanan ya da sonuçlanması olası, her türlü cinsiyet temelli şiddet eylemi veya bu eylemin yapılacağına ilişkin tehdit ya da zorlama ve keyfi olarak özgürlüğün kısıtlanması olarak tanımlanmaktadır. Birleşmiş Milletler, bu tanımı geniş tutmuş ve ikinci maddesinde, bu tanımın ailede ve yakın çevrede olagelen fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddeti de kapsayacak fakat bununla kısıtlanmayacak şekilde yorumlanması gerektiğini belirtmiştir. &nbsp;</p>



<p><strong>Kadına yönelik şiddet</strong>&nbsp;kadınlara, yalnızca kadın oldukları için uygulanan, cinsiyet eşitliğinin sağlanamamasından kaynaklanan, kadın bireylerin&nbsp;insan haklarını&nbsp;ihlal eden eylemlerdir.</p>



<p>Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW) 1979 yılında kabul edilmiş olup Türkiye ise bu sözleşmeye 1986 yılında taraf olmuştur. CEDAW, temelde kadın-erkek eşitliğinin fiilen de sağlanmasını amaçlamaktadır. Bu suretle CEDAW taraf devletlere “erkekler ile kadınlar arasında tam eşitliğin sağlanması” için gerekli yasal ve idari düzenlemeleri yapma ve bu düzenlemeleri hayata geçirme yükümlülüğü getirmektedir. Bu nedenle bu sözleşme kadının insan haklarının anayasası olarak da anılmaktadır.</p>



<p>Yerel yaşamda&nbsp;<strong>kadına yönelik şiddet</strong>in önlenmesi ve daha fazla eşitliği hayata geçirme amacıyla Avrupa Birliği de çalışmalar yapmış ve bu çalışmalar kapsamında 5 maddeden oluşan Avrupa Kadın Şartı’nı hazırlamıştır. Avrupa Kadın Şartı, kadının onuru, saygınlığı ve cinsiyetine dayalı tüm şiddeti sonlardırmayı hedeflemekte ve kadın erkek eşitliği bakımından temel ilkeler düzenleyerek imzalayan taraflara bazı yükümlülük getirmektedir.</p>



<p>Avrupa Kadın Şartı( Yerel Yaşamda Avrupa Kadın Erkek Eşitliği Şartı) temel ilkelerine göre öncelikle kadın &#8211; erkek eşitliği temel bir haktır. Avrupa Kadın Şartı, Toplumsal cinsiyetin yanısıra ırk, ten rengi, etnik ve sosyal köken, genetik özellikler, dil, din veya inanç, siyasi veya diğer görüşler, ulusal azınlık mensubu olma, mülkiyet, doğum, engellilik, yaş, cinsel yönelim veya sosyo-ekonomik statüye dayalı çoklu ayrımcılık ve dezavantajları kadın &#8211; erkek eşitliği konusu çerçevesinde dikkate alınması gerektiğine vurgu yapmış, Kadınların ve erkeklerin karar alma süreçlerine dengeli katılımlarını demokratik bir toplumun ön koşulu olarak ele almıştır. Avrupa Kadın Şartı ayrıca kadınların statüleri ve yaşam koşullarına dair eşitsizliklerin temelinde yer alan ve de kadınların ve erkeklerin politik, ekonomik, sosyal ve kültürel anlamdaki rollerinin eşitsiz değerlendirilmesine yol açan kalıp yargıların ve engellerin tasfiyesi, toplumsal cinsiyet bakış açısının yerleştirilmesi, eylem planları ve programlarını hazırlaması, bunların uygulanması için mali ve insan gücü kaynağının tahsis edilmesi yükümlülüğünü imza atan taraflara birer ilke olarak düzenlemiştir.</p>



<p>Bu bağlamda Avrupa Kadın Şartı, &nbsp;kadına, eğitim, sosyal bakım ve hizmetler, çocuk bakımı ve bakmakla yükümlü olunan bireyler için bakım hizmetleri, emniyet ve güvenlik, barınma, konut edinme, ve siyasi ve medeni alanda daha fazla eşitliği getirirken bunun bir kamusal taahhüt olarak imza altına almakta ve eşitliği geliştirmek amacıyla ortak çalışmalar yapmaktadır.</p>



<p>Ayrıca&nbsp;<strong>Kadınlara Yönelik Şiddet</strong>&nbsp;ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ne Türkiye öncülük etmektedir. Bu sözleşme, İstanbul Sözleşmesi olarak da bilinen uluslararası düzeyde Türkiye’nin öncülük ettiği bir sözleşmedir. Ülkemizin taraf olduğu İstanbul Sözleşmesi 11.5.2011 tarihinde İstanbul’da imzalanmıştır. Bu sözleşme ile ülkemiz uluslararası düzeyde&nbsp;<strong>kadına yönelik şiddet</strong>e ilişkin mücadele etmeyi ve bu amaçla ilgili tedbirleri almayı taahhüt etmiştir. İstanbul Sözleşmesinin amacı,&nbsp;<strong>kadına yönelik şiddet</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>aile içi şiddet</strong>le mücadeleyi etkinleştirmektir.</p>



<p>Türkiye’de ulusal anlamda ise&nbsp;<strong>kadına yönelik şiddet</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>aile içi şiddet</strong>in önlenmesi amacıyla yürürlüğe giren ilk kanun, 4320 sayılı Ailenin Korunması Hakkındaki Kanun’dur. Fakat son dönemlerde&nbsp;<strong>kadına yönelik şiddet</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>aile içi şiddet</strong>in artmasıyla, yasa koyucu, bazı kamu kurumu ve sivil toplum kuruluşlarının da çalışmaları ile, 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve&nbsp;<strong>Kadına Karşı Şiddet</strong>in Önlenmesine Dair Kanun düzenlenmiştir. Bu kanun 20 Mart 2012’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>



<p>6284 sayılı yeni kanun, tedbirleri detaylı ve geniş kapsamlı olarak düzenlemekte ve bu tedbirleri alma yetkisini hakimin yanı sıra ilgili kolluk ve mülki amirlere de yüklemekte, böylece tedbirlerin kısa sürede alınarak daha etkin bir koruma sağlanması amaçlanmaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Şiddet Nedir?</h2>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Şiddet; kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranış olarak tanımlanmaktadır.&nbsp;6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun</p>
</blockquote>



<p><strong>Ev içi şiddet</strong>&nbsp;ise bu yasa kapsamında, Şiddet mağduru ve şiddet uygulayanla aynı haneyi paylaşmasa da aile veya hanede ya da aile mensubu sayılan diğer kişiler arasında meydana gelen her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddeti ifade etmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Türkiye&#8217;de Şiddet Mağdurlarının Korunmasında Ve Şiddetin Engellenmesinde Hangi Kanunlar Ve Sözleşmeler Esas Alınmaktadır?</h2>



<p>Şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin koruması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve&nbsp;<strong>Kadına Karşı Şiddet</strong>in Önlenmesine Dair Kanun düzenlenmiştir. Türkiye’de şiddet mağdurlarının korunması ve şiddetin önlenmesi 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında sağlanmaktadır.&nbsp;<strong>6284 sayılı kanun</strong>la, detaylı ve geniş kapsamlı tedbirleri düzenlemiştir. Bu tedbirleri alma yetkisi aile mahkemesi hakiminin yanı sıra &nbsp;ilgili kolluk ve mülki amirlere de yüklenilerek tedbirlerin kısa sürede alınarak daha etkin bir koruma sağlanması amaçlanmıştır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong>6284 sayılı kanun</strong>un düzenlenmesinde ve uygulanmasında başta Anayasa ve&nbsp;<strong>Kadınlara Yönelik Şiddet</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>Aile İçi Şiddet</strong>in Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi olmak üzere, Türkiye’nin taraf olduğu diğer uluslararası sözleşmeler ve diğer kanuni düzenlemeler esas alınmıştır. Bu nedenle,&nbsp;<strong>6284 sayılı kanun</strong>un kapsamında, Şiddet mağdurlarına verilecek destek ve hizmetlerin sunulmasında temel insan haklarına dayalı, kadın erkek eşitliğine duyarlı, sosyal devlet ilkesine uygun, adil, etkili ve süratli bir usul izlenmesi gerekmektedir. Ayrıca Şiddet mağduru ve şiddet uygulayan için alınan tedbir kararları insan onuruna yaraşır bir şekilde yerine getirilmeli, kadınlara yönelik cinsiyete dayalı şiddeti önleyen ve kadınları cinsiyete dayalı şiddetten koruyan özel tedbirler alınmalıdır.&nbsp;6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun</p>
</blockquote>



<p>Özellikle kadınların şiddet mağduru olmasından dolayı ihtiyaç duyulan bu düzenlemelerin ve özel tedbirlerin ayrımcılık olarak algılanmaması gereği ayrıca bu kanunda düzenlenmiştir. Zaten belirttiğimiz üzere 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve&nbsp;<strong>Kadına Karşı Şiddet</strong>in Önlenmesine Dair Kanun kadınların yanı sıra şiddet mağduru erkekleri ve çocukları da korumaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">6284 Sayılı Kanun Kimleri&nbsp;Korumaktadır?</h2>



<p><strong>6284 sayılı kanun</strong>la, &nbsp;şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişiler korunmaya ve bu kişilere yönelik şiddet önlenmeye çalışılmaktadır. Yani bu kanun kapsamında sadece&nbsp;<strong>şiddete uğrayan kadınlar</strong>&nbsp;değil şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınlar, şiddete uğrayan ve/veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı takip mağduru kişiler de koruma altına alınmaktadır. Bu açıdan&nbsp;<strong>6284 sayılı kanun</strong>&nbsp;beraberinde bir çok yenilik, düzenleme ve koruma tedbiri getirmiştir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Şiddet Veya Şiddet&nbsp;Uygulama Tehlikesi Nereye İhbar Edilir?</h2>



<p>Her kim şiddete veya şiddet uygulama tehlikesine tanık olduysa o kişi &nbsp;tarafından şiddet veya şiddet uygulama tehlikesi herhangi bir resmi makam veya merciye ihbar edilebilmektedir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Resmi makam veya mercilere şiddet veya şiddet uygulama tehlikesi ihbar edildiğinde ihbarı alan kamu görevlileri 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve&nbsp;<strong>Kadına Karşı Şiddet</strong>in Önlenmesine Dair Kanun kapsamındaki görevlerini gecikmeksizin yerine getirmek ve uygulanması gereken diğer tedbirlere ilişkin olarak yetkilileri haberdar etmekle yükümlüdür.&nbsp;6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun</p>
</blockquote>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/kadina-ve-aileye-yonelik-siddet/">Kadına Ve Aileye Yönelik Şiddet</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boşanma Davası Açarken Nelere Dikkat Etmelisiniz?</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/bosanma-davasi-acarken-nelere-dikkat-etmelisiniz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Mar 2024 06:35:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=549</guid>

					<description><![CDATA[<p>Boşanma hususu Türk Medeni Kanunu’nun 161. Ve 184 .maddeleri arasında düzenlenmiş olup sizlere daha önce boşanma davasının türlerini ve dikkat edilmesi gereken hususları ayrıntılı olarak açıklamıştık. Fakat bu yazımızda boşanma...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/bosanma-davasi-acarken-nelere-dikkat-etmelisiniz/">Boşanma Davası Açarken Nelere Dikkat Etmelisiniz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Boşanma hususu Türk Medeni Kanunu’nun 161. Ve 184 .maddeleri arasında düzenlenmiş olup sizlere daha önce boşanma davasının türlerini ve dikkat edilmesi gereken hususları ayrıntılı olarak açıklamıştık. Fakat bu yazımızda boşanma davası açmak istediğinizde tam olarak ne yapmanız gerektiğini açıklayacağız.</p>



<p>Bilindiği üzere, toplumun en büyük sorunlarından biri de boşanmadır. Büyük törenlerle, davullarla zurnalarla kurulan ve ilan edilen evlilik, yerini aile içi çözülemeyen sorunlara, mutsuzluğa ve birçok güzel şeyin yokluğuna bırakılabilmektedir. İşte eşler artık evlilik birliğinin yürütülemeyeceğine inandığı zaman boşanma davası gündeme gelmekte ve bu kadar sıkıntının arasında ayrıca hukuki sürecin psikolojik ağırlığı ile yorulmaktadırlar. İşte bu noktada boşanma avukatları gündeme gelmekte ve eşler bu sıkıntıdan en rahat boşanma avukatına başvurarak kurtulabilmektedirler. Vatandaşların, evlilik birliği içinde yaşayabileceği bin bir çeşit mağduriyetler ve hatalar bulunmaktadır. Bazen bu olaylar her ailede yaşanılacak boyutta olabildiği gibi bir boşanma avukatının, bir aile mahkemesi hakiminin ya da bir ceza mahkemesi hakiminin kanını donduracak nitelikte de olabilmektedir. Boşanma avukatları ise müvekkilin lehine olarak süreci yönetmekle yükümlüdür. Öyle ki bazı avukatlar gelen vatandaşı kısaca dinlemesinin ardından olayların ve delillerin ayrıntılarını, tamamını dahi almadan davasını açmakta ve belki de davayı kaybetmesine neden olmaktadır. Bu nedenle vatandaşların öncelikle yapması gereken şey bu konuda uzmanlaşmış boşanma avukatına gitmeleridir. İkinci olarak yapılması gereken evlilik birliği içinde yaşanılan tüm olayların, mağduriyetlerin ve hataların çekinmeden avukat ile derinlemesine görüşülmesidir. Avukat tarafından vatandaşlara hem mağdur oldukları hem de hatalı oldukları ve eşleri tarafından hatalı olunduğu iddia edilen konuları sorulmalı, öncelikle olayları yargılamadan netleştirilmelidir. Bazen ise gelen vatandaş kendisini anlatamamakta, çekinmektedir. Bu halde vatandaşa sorulan sorularla sıkıntıyı ortaya konmaktadır. Vatandaşı dinlerken onları anlamaya çalışmak, onları yargılamamak ve tabi ki haklarını korumak gerekmektedir.</p>



<p>Vatandaştan alınan bu bilgilerle öncelikle hangi tür boşanma davasının açılması gerektiği ve boşanma davasının yanında cezai ve hukuki hangi davaların açılması, hangi önlemlerin alınması gerektiğini tespit edilmektedir. Tüm bu görüşmeyi yaparken belki de en önemli püf nokta ise delillerin incelenmesi ve toplanmasıdır. Boşanma avukatı tarafından en ince ayrıntısına kadar deliller incelenmekte ve her iki tarafça davaya konu edilecek deliller tespit edilmektedir.</p>



<p>Yapılan görüşme akabinde hazırlıklar tamamlayıp, dava dilekçesi, boşanma vekaletnamesi ve delil listesi ile yetkili Aile Mahkemelerinde boşanma davası açılmaktadır. Davayı açarken dava şartlarına ve dava dilekçesinde bulunması gereken hususlarda bir eksiklik bulunmadığına dikkat edilmelidir. Hazırlanan dosya Yetkili Aile Mahkemesinin bulunduğu adliyenin tevzii bürosuna sunulur ve gereken harç ve masraflar yatırılmasının ardından davanın açılma işlemleri tamamlanır. Boşanma davası açıldıktan sonra ise yine birçok prosedür ve dilekçe işleri bulunmaktadır. Bunların hepsi profesyonellik gerektiren işlerden olup vatandaşın yapacağı tek bir hata dahi telafisi imkansız zararlara neden olabilir. Özellikle avukatsız yürütülen davaların vatandaşlarca sıkı takip edilmesi, her bir evraka, her bir evrakta yazan her bir cümleye dikkat etmesi, duruşmaları ve dosyayı özenle takip etmesi gerekmektedir.</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/bosanma-davasi-acarken-nelere-dikkat-etmelisiniz/">Boşanma Davası Açarken Nelere Dikkat Etmelisiniz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KVKK Nedir ?</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/kvkk-nedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Mar 2024 06:33:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=545</guid>

					<description><![CDATA[<p>KVKK Nedir ? Aristoteles’e göre insan sosyal bir hayvandır. Sosyalleşme ihtiyacı doğrultusunda iletişim kurmaya, bilgi edinmeye, kendi bilgilerini aktarmaya ve topluluklar oluşturmaya ihtiyaç duymaktadır. İnsanlar tarih sahnesinde tehlike ve risklerden...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/kvkk-nedir/">KVKK Nedir ?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">KVKK Nedir ?</h2>



<p>Aristoteles’e göre insan sosyal bir hayvandır. Sosyalleşme ihtiyacı doğrultusunda iletişim kurmaya, bilgi edinmeye, kendi bilgilerini aktarmaya ve topluluklar oluşturmaya ihtiyaç duymaktadır. İnsanlar tarih sahnesinde tehlike ve risklerden kaçınmak, uygunsuz davranışları tespit etmek, başkalarının davranışlarını kontrol etmek, kendileri veya başkalarının kaydettiği ilerlemeyi görmek ve ölçümlemek, toplumsal olarak örgütlenmek için çevresindekilerin davranışlarını incelemiş, kaydetmişlerdir.</p>



<p>Günümüzde internet kullanımının artması kişisel verilere duyulan ihtiyacı artırmış ve şirketlerin reklam stratejisini de değiştirmiştir. Artık günümüzde herkese her reklamın gösterilmesi değil, kimin neye ihtiyacının olduğu bir analize tabi tutularak o reklamın gösterilmesi sağlanmaktadır. Şöyle ki, alışveriş sitesinde “ayakkabı” arattığınızda, size artık ayakkabı reklamları gösterilmeye başlanacaktır zira internet üzerinde işlenen kişisel verileriniz bir analize tutulmaktadır. Söz konusu bu durum diğer yandan kişisel verileri tehlikeye açık hale getirmiştir.</p>



<p>Tüm bu riskler, kişilerin bilgilerinin kendi hakimiyetinden de çıkması sonucunu doğurmuştur. Çünkü günümüzde kişi, kendi kişisel verilerini silmek istediğinde dahi o içerik kişinin bilgisi olmaksızın pek çok farklı platform tarafından çoğaltılarak paylaşılmakta ve sanal ortamda varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Tüm bu nedenler ile nihayetinde KVKK bir diğer adıyla Kişisel Verilerin Korunması Hukuku ve dolayısıyla 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu yürürlüğe girmiştir. Yeni bir kanun olmamasına rağmen ülkemizde tam olarak anlatılamadığı için şirketler, eczaneler ve diğer veri sorumluları Verbis nedir, KVKK nedir gibi sorularla KVKK danışmanlık hizmeti alabileceği KVKK avukatı arayışına girmektedir. Sezgin Hukuk Bürosu, KVK avukatları ile tüm özel ve kamu kuruluşlarına KVK danışmanlık hizmeti vermektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kişisel Verilerin Korunması Kanunu</h2>



<p>Kişisel Verilerin Korunması, temel insan hakkıdır bu nedenle Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’ nun, ülkemizde özüyle ve sözüyle uygulanması temel bir gerekliliktir. Zira çeşitli dönemlerde yapılan hukuka aykırı etiketlemeler bireylerin temel hak ve özgürlüklerine haksız müdahalelerin sonuçları, kişisel verilerin yeterince korunmaması durumunda oluşabilecek zararların somut örnekleridir. Kişisel verinin hukuka aykırı olarak işlenmesi, elde edilmesi, paylaşılması hem KVKK’ ya göre hem de TCK’ ya göre yasaktır. İlgili yasağa takılmamak için ülkemizde bu yönde bir düzenlemenin tam olarak uygulanması ve diğer yandan ‘veri koruma’ bilincinin her tabakaya adapte edilmesi bir gerekliliktir.</p>



<p>Ülkemizde Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, 7 Nisan 2016 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Her ne kadar KVKK ’nın 2016 yılında Türk Hukuku’na girdiği görülüyorsa da Kişisel verilerin korunması ulusal mevzuatımızda çeşitli kanunlarla doğrudan ve dolaylı olarak düzenlenmiştir. Başta Anayasa olmak üzere, TCK, CMK, PVSK, Elektronik Haberleşme Kanunu, Elektronik Ticaret Kanunu, Medeni Kanun, İş Kanunu ve Bankacılık Kanunu ‘nda kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemeler hali hazırda mevcuttur. Ancak söz konusu düzenlemelerin yeterli olmayışı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun kaleme alınması zorunluluğunu doğurmuştur.</p>



<p>Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun amacı, “kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin yükümlülükleri ile uyacakları usul ve esasları düzenlemektir.”</p>



<p>Kanunun gerekçesinde de belirtildiği gibi, Kanun, kişisel verileri işlenen gerçek kişiler ile bu verileri işleyen gerçek ve tüzel kişiler hakkında uygulanmaktadır. Kanunun uygulaması bakımından kamu ve özel sektör ayrımı yapılmamış olup, düzenlenen usul ve esaslar her iki sektör bakımından da uygulama alanı bulmaktadır. Kanun, kişisel verilerin otomatik veya herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla işlenmesi durumunda uygulanmaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kişisel Veri Nedir?</h2>



<p>Kişisel veri kavramı, kanunda “kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi” şeklinde tanımlanmıştır. Kanun tanımından anlaşılacağı üzere kişisel veri, ‘‘Ad, Soyad’’ gibi tanımlayıcılardan ibaret kılınmamış, kapsamı son derece geniş tutulmuştur. Zira teknoloji sayesinde internet ortamında, belirli cihazları kullanan kişilerin davranışları tespit edilebilmektedir. Böylece ad, soyad veya adres gibi bilgilere ihtiyaç duyulmaksızın, kişinin sosyo-ekonomik, psikolojik, felsefi veya diğer bağlamlarda kategorize edilmesi ve internete bağlandığı cihaz aracılığıyla gerçekleştirdiği davranışların ona atfedilmesi mümkündür.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Özel Nitelikli Kişisel Veri Nedir?</h2>



<p>Kanun’ da tanımı yapılan bir diğer kavram, özel nitelikli kişisel veridir. Özel nitelikli kişisel veriyi tek tek saymıştır. Buna göre ırk, etnik köken, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep veya diğer inançlar, kılık ve kıyafet, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlık, cinsel hayat, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili veriler özel nitelikli kişisel veridir. Veri sorumluları bu verileri, kişilerin açık rızası olmadan işlemeleri hukuka aykırıdır. Bununla birlikte bu verilerin veri sorumlusu tarafından çok özenle ve idari-teknik tedbirler alarak koruması gerekmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">KVKK Yükümlülükleri Nelerdir?</h2>



<p>Şirketler, hastaneler, eczaneler gibi kişisel veri temasının yoğun olarak bulunduğu kurum ve kuruluşlar KVKK mevzuatı uyarınca veri işleme faaliyetlerini gerçekleştirdikleri için Veri Sorumlusu veya Veri İşleyen olarak kabul edilirler. Veri Sorumlusu kanunda kişisel verilerin işlenme amaçlarını ve yöntemlerini belirleyen gerçek veya tüzel kişi, veri işleyen ise veri sorumlusunun talimatları doğrultusunda onun adına verileri işleyen gerçek veya tüzel kişi olarak tanımlanmıştır. Kişisel verilerin işlenmesi süresince hem veri sorumlusu hem de veri işleyen şirketlerin belirli yükümlülükleri mevcuttur. Bunların en başında KVKK mevzuatına uyum ve kişisel verileri hukuka uygun bir şekilde işlemek yer almaktadır. Kişisel veri işleme faaliyeti Kanun’da belirtilen veri işleme şartlarına tabidir, bu şartlar sınırlı şekilde sayılmıştır ve çoğaltılması imkansızdır. Bunun anlamı, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’ nda belirtilenin dışında bir amaçla kişisel veri işlemenin yasak olduğudur, bizler hiç kimsenin kişisel verilerini keyfi olarak veya yalnızca kendi çıkarlarımız doğrultusunda işleyememekteyiz. Bu, ancak belirli şartlar altında ve ilgili kişiden “Açık rıza” alarak gerçekleştirilmektedir. Kanun, Veri Sorumlusu’ na kişisel verilerin korunmasına ilişkin birtakım yükümlülükler yüklemiştir. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesinin sonucu ağır yaptırımlara tabi kılınmıştır. Veri sorumluları, aşağıda belirtilen yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır, önemle belirtmek gerekir ki, bu yükümlülükler özet anlamında sayılmıştır, bunlarla sınırlı değildir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">VERBİS ve Diğer Yükümlülükler</h2>



<p>Kanunda belirtilen yaptırımlara maruz kalmamak adına veri sorumlularının, kişisel veri envanteri hazırlamaları, VERBİS adıyla bilinen veri sorumluları siciline kayıt olmaları yani Verbis kaydı yapmaları, kişisel verinin işlendiği her yerde aydınlatma yükümlülüğünü aydınlatma metni veya sair yöntemlerle gerçekleştirmeleri gerekmektedir. Verbis girişi ile Verbis kaydının, ancak bu alanda uzman avukatlar tarafından yapılması ile bu yükümlülüğün yerine getirilmesi sağlanabilecektir. Aksi takdirde, Verbis kaydı yapılmamasının veya yanlış yapılmasının cezası 39.337 TL’ den başlamak üzere 1.966.862 TL’ ye kadar olabilmektedir. Bununla birlikte Verbis’ e yanlış bir bildirimde bulunulması ve kişinin kendi kendini ihbar etmesi anlamına gelebilecektir. Verbis kaydı, hukuk büromuzda bulunan KVK avukatı tarafından en az iki saatlik bir çalışma ile gerçekleştirilmektedir. Verbis, herkese açık bir sicil olması nedeniyle bu yükümlülüğe ayrıca önem verilmelidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Yaptırımlar</h2>



<p>Veri sorumlularının KVKK kapsamındaki yükümlülükleri yerine getirmemeleri halinde mevzuatta öngörülmüş idari para cezaları ise en güncel haliyle şöyledir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Aydınlatma yükümlülüğünü ihlal edenler hakkında 9.834 TL-196.686 TL,</li>



<li>Veri güvenliğini ilişkin yükümlülükleri ihlal edenler hakkında 29.503 TL-1.966.862 TL,</li>



<li>Kurul tarafında verilen kararlara uymayan hakkında 49.172 TL-1.966.862 TL,</li>



<li>VERBİS yükümlülüğünü yerine getirmeyenler hakkında 39.337 TL-1.966.862 TL</li>



<li>Bu para cezalarının yanı sıra çeşitli kişisel verileri hukuka uygun olarak işlemeyen gerçek kişilerin ise bu davranışı suç olarak kabul edilmekte ve Türk Ceza Kanunu kapsamında aşağıdaki hapis cezalarına hükmedilebilmektedir:</li>



<li>Kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydeden hakkında 1 yıldan – 6 yıla kadar,</li>



<li>Özel nitelikli kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydeden hakkında 1 yıl 6 aydan – 6 yıl 9 aya kadar,</li>



<li>Kişisel verileri başkasına vermek, yaymak veya ele geçiren hakkında 2 yıldan – 6 yıla kadar,</li>



<li>Kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına karşın kişisel verileri yok etmeme 1 yıldan – 3 yıla kadar hapis cezasıdır.</li>
</ul>



<p>Sezgin Hukuk Bürosu, KVKK avukatı kadrosuyla söz konusu yaptırımlara maruz kalmamanız ve mevzuata uygun bir şekilde VERBİS kaydı yapmanız, KVK’ ya uygun olarak faaliyetlerinizi sürdürebilmeniz adına veri sorumlusu ve veri işleyen şirketlere, hastanelere, kliniklere, eczanelere hukuki danışmanlık hizmeti sunmaktayız. Bu kapsamda kişisel verilerin korunması alanında gerek bireylerin kişisel veri güvenliğinin sağlanması gerekse bünyesinde kişisel veri işleyen veri sorumlusu ve/veya veri işleyen her şirketin KVKK mevzuatından doğan yükümlülükleri yerine getirmeleri ve kişisel veri güvenliğine yönelik idari ve teknik tedbirlerin alınması noktasında uyum projeleri yürüterek bu süreçte her veri sorumlusunun KVKK gerekliliklerinin kendine özgü olması gerektiğinin bilinciyle veri sorumlularının yaptığı işe özgü hukuki desteği sağlamaktayız.</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/kvkk-nedir/">KVKK Nedir ?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İkamet İzni Nasıl Alınır &#038; Çeşitleri</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/ikamet-izni-nasil-alinir-cesitleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Mar 2024 06:33:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=542</guid>

					<description><![CDATA[<p>İkamet İzni Ülkemizde, kısa veya uzun dönem Türkiye’ de yaşamak isteyen yabancılar usulüne uygun olarak ikamet izni yahut çalışma izni almalıdır. Aksi takdirde vize ihlali gündeme gelecek ve kaçak duruma...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/ikamet-izni-nasil-alinir-cesitleri/">İkamet İzni Nasıl Alınır &#038; Çeşitleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">İkamet İzni</h2>



<p>Ülkemizde, kısa veya uzun dönem Türkiye’ de yaşamak isteyen yabancılar usulüne uygun olarak ikamet izni yahut çalışma izni almalıdır. Aksi takdirde vize ihlali gündeme gelecek ve kaçak duruma düşen yabancıya vize ihlali cezası olarak Türkiye’ ye giriş yasağı ve/veya para cezaları ile karşılaşabilecekler veya deport edileceklerdir. Bu nedenle vize ihlali cezası ve diğer yaptırımlarla karşılaşmamak için ikamet izni başvurusu yaparken bu alanda uzman bir avukattan destek alınması, önem arz etmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İkamet İzni Çeşitleri</h2>



<p>6358 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’ na göre Türkiye’ de ikamet etmek için birden fazla ikamet izin türü düzenlenmiştir. Bunlar; Kısa Dönem İkamet İzni, Aile İkamet İzni, Öğrenci İkamet İzni, Uzun Dönem İkamet İzni, İnsani İkamet İzni, İnsan Ticareti Mağduru İkamet İzni’ dir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kısa Dönem İkamet İzni Nasıl Alınır?</h2>



<p>Kısa dönem ikamet izni verilebilecek olan kişiler Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda tek tek sıralanmıştır, ancak bu kanunda belirtilen kişiler kısa dönem ikamet izni alabilmektedir. Kısa dönem ikamet izni her seferinde en fazla birer yıl sürelerle verilebilmektedir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>a) Bilimsel araştırma amacıyla gelecekler</li>



<li>b) Türkiye’de taşınmaz malı bulunanlar</li>



<li>c)Ticari bağlantı veya iş kuracaklar</li>



<li>ç) Hizmet içi eğitim programlarına katılacaklar</li>



<li>d) Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu anlaşmalar ya da öğrenci değişim programları çerçevesinde eğitim veya benzeri amaçlarla gelecekler</li>



<li>e) Turizm amaçlı kalacaklar</li>



<li>f) Kamu sağlığına tehdit olarak nitelendirilen hastalıklardan birini taşımamak kaydıyla tedavi görecekler</li>



<li>g) Adli veya idari makamların talep veya kararına bağlı olarak Türkiye’de kalması gerekenler</li>



<li>ğ) Aile ikamet izninden kısa dönem ikamet iznine geçenler</li>



<li>h) Türkçe öğrenme kurslarına katılacaklar</li>



<li>ı) Kamu kurumları aracılığıyla Türkiye’de eğitim, araştırma, staj ve kurslara katılacaklar</li>



<li>i) Türkiye’de yüksek öğrenimini tamamlayanlardan mezuniyet tarihinden itibaren altı ay içinde müracaat edenler.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading">Aile İkamet İzni Nasıl Alınır?</h2>



<p>Aile ikamet izni bir diğer kısa dönem ikamet iznidir. Kanun’ da sayılan bazı durumlarda Türk vatandaşlarının yahut kısa dönem ikamet izni sahibi yabancı kişilerin eşine, kendisinin veya eşinin ergin olmayan yabancı çocuğuna, kendisinin veya eşinin bağımlı yabancı çocuğuna, her defasında iki yılı aşmayacak şekilde aile ikamet izni verilebilmektedir. Aile ikamet izni süresi, vatandaşlık almak için yapılan başvuruda 5 yıllık süreye dahil edilen ikamet türlerinden biridir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Öğrenci İkamet İzni Nasıl Alınır?</h2>



<p>Türkiye’ de lisans, yüksek lisans, ön lisans yahut doktora eğitimi almak isteyen yabancılara, şartlar sağlandığı takdirde öğrenci ikamet izni verilebilmektedir. Öğrenci ikamet izni, aile ikamet izni gibi yabancının yakınlarına ikamet iznine başvururken pozitif ya da negatif bir etki sağlamamaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Uzun Dönem İkamet İzni Nasıl Alınır?</h2>



<p>Uzun Dönem ikamet izni, bir diğer adıyla süresiz ikamet izni Türkiye’de aralıksız olarak 8 yıl ikamet eden yabancılar, Göç Politikaları Kurulu’ nun belirlediği şartlara uyan yabancı kişilere valilik tarafından uzun dönem ikamet izni verilebilmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İnsani İkamet İzni Nasıl Alınır?</h2>



<p>Yukarıda belirtilen ikamet izni şartlarını sağlamayan kişiler, Kanun’ da belirtilen hallerde en fazla birer yıllık sürelerle olmak kaydıyla, valiliklerce insani ikamet izni verilebilir ve bu izinler uzatılabilir. İnsani ikamet izni alınabilecek haller şu şekildedir;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Çocuğun yüksek yararı söz konusu olduğunda</li>



<li>Haklarında sınır dışı etme veya Türkiye’ye giriş yasağı kararı alındığı hâlde, yabancıların Türkiye’den çıkışları yaptırılamadığında ya da Türkiye’den ayrılmaları makul veya mümkün görülmediğinde</li>



<li>6458 sayılı Kanunun 55 inci maddesi uyarınca yabancı hakkında sınır dışı etme kararı alınmadığında</li>



<li>6458 sayılı Kanunun 53 üncü, 72 nci ve 77 nci maddelere göre yapılan işlemlere karşı yargı yoluna başvurulduğunda</li>



<li>Başvuru sahibinin ilk iltica ülkesi veya güvenli üçüncü ülkeye geri gönderilmesi işlemlerinin devamı süresince</li>



<li>Acil nedenlerden dolayı veya ülke menfaatlerinin korunması ile kamu düzeni ve kamu güvenliği açısından Türkiye’ye girişine ve Türkiye’de kalmasına izin verilmesi gereken yabancıların, ikamet izni verilmesine engel teşkil eden durumları sebebiyle diğer ikamet izinlerinden birini alma imkânı bulunmadığında</li>



<li>Olağanüstü durumlarda.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading">Çalışma İzni Nedir ve Nasıl Alınabilmektedir?</h2>



<p>Çalışma izni, yabancıya hem Türkiye’ de hukuka uygun olarak çalışabilmesi hem de ikamet edebilmesi için zorunludur. Öncelikle çalışma iznini çalışan olarak yabancının kendisi değil işvereni tarafından alınabilmektedir. Tüm işverenler yabancı çalıştırma izni alma hakkına sahip değildir. Yabancı çalıştırma izni almak isteyen işverenin, ödenmiş sermayesinin en az 100.000 TL ya da brüt satışlarının en az 800.000 TL ya da son yıl ihracat tutarının en az 250.000 ABD Doları olması ve Kanun’ da belirtilen diğer yükümlülüklerin yerine getirilmesi gerekmektedir.</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/ikamet-izni-nasil-alinir-cesitleri/">İkamet İzni Nasıl Alınır &#038; Çeşitleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dilekçe Yazarken Dikkat Edilmesi Gereken Kurallar Nelerdir?</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/dilekce-yazarken-dikkat-edilmesi-gereken-kurallar-nelerdir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Mar 2024 06:31:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=539</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarafınıza karşı açılmış olan davalarda veyahut karşı taraf hakkında sizin açacağınız davalarda en önemli hususlardan biri dilekçe yazmaktır. Dilekçeniz sizi davada temsil eden resmi evrakınızdır. Eğer dilekçeyi hatalı veyahut eksik...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/dilekce-yazarken-dikkat-edilmesi-gereken-kurallar-nelerdir/">Dilekçe Yazarken Dikkat Edilmesi Gereken Kurallar Nelerdir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Tarafınıza karşı açılmış olan davalarda veyahut karşı taraf hakkında sizin açacağınız davalarda en önemli hususlardan biri dilekçe yazmaktır. Dilekçeniz sizi davada temsil eden resmi evrakınızdır. Eğer dilekçeyi hatalı veyahut eksik yazarsanız işte o zaman telafisi imkansız mağduriyetlere neden olabilirsiniz. Bazı hatalar giderilebilse de sonuç olarak bu ihtimalde dahi o hatayı da telafi etmek yine bir dilekçeyle mümkün olacağından her zaman hukuki kurallar çerçevesinde yazılmış dilekçeye ihtiyaç duyulur. Uygulamada özellikle dava ve cevap dilekçelerinde yapılan hatalar sonucu birçok davaların aleyhe sonuçlandığı görülmektedir. Örneğin; dava ve cevap dilekçelerinde ileri sürülmek istenen iddialar ve bu iddiaların hangi delille ispat edileceğinin belirtilmemesinin birçok olumsuz hukuki sonucu bulunmaktadır. Dava ve cevap dilekçelerinde yer alması gereken hususlar konusunda idari davalar için İdari Yargılama Usul Kanunu, hukuk davaları için ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu bizlere ışık tutar, yol gösterir.</p>



<p>Hukuk Muhakemeleri Kanununun 119. Maddesine göre bir dava dilekçesinde; öncelikle hangi mahkemede dava açılmak isteniyorsa o mahkemenin adı, dava açacak kişi ile davalı tarafın adı, soyadı ve adresleri, dava açacak kişinin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası ve varsa vekilinin adı soyadı ve adresi, dava açacak kişinin ve davalı tarafın varsa kanuni temsilcilerinin adı, soyadı ve adresleri, davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri, dava açacak kişinin iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri, iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği, dayanılan hukuki sebepler, açık bir şekilde talep sonucu ve dava açacak kişinin varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası gerekmektedir. Eğer dava dilekçesi hazırlanırken davacı ile davalı tarafın adı, soyadı ve adresleri, dava açacak kişinin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası ve varsa vekilinin adı soyadı ve adresi, davanın ve davalı tarafın varsa kanuni temsilcilerinin adı, soyadı ve adresleri, açık bir şekilde talep sonucu yazılmasıysa veyahut davacının varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası eksikse hâkim dava açan kişiye söz konu eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre vermektedir. Davacı tarafından bu süre içinde söz konusu eksikliğin tamamlanmaması hâlinde ise artık mahkeme davanın açılmamış sayılmasına karar verir.</p>



<p>Hukuk Muhakemeleri Kanununun 129. Maddesine göre ise, bir cevap dilekçesinde;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Mahkemenin adı, davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri, davalı yurt dışında ise açılan dava ile ilgili işlemlere esas olmak üzere yurt içinde göstereceği bir adres,</li>



<li>Davalının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri,</li>



<li>Davalının savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri, Savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği, dayanılan hukuki sebepler,</li>



<li>Açık bir şekilde talep sonucu, davalının veya varsa kanuni temsilcisinin yahut vekilinin imzası bulunması gerekmektedir.</li>
</ul>



<p>Bununla birlikte dilekçeler hazırlanırken Hukuk Muhakemeleri Kanunu 114, 115, 116, 121, 122, 139, 140, 319 Maddelerine ayrıca davanın içeriğine, kapsamına ve duruma göre bazı diğer kanun maddelerine de dikkat edilmesi gerekmektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu 119 ve 129 kapsamında dava ve cevap dilekçeleri hazırlamak kolay görünse de uygulamada davacı tarafından yetkili ve görevli mahkeme belirlenmesinde, taraflarca iddia ve savunmalarının dayanağı olan vakaların ileri sürülmesinde, İddia edilen vakıanın hangi delillerle ispat edileceği hususunda çokça hataya düştükleri görülmektedir. Yine aynı şekilde cevap ve delil dilekçeleri hazırlanırken Hukuk Muhakemeleri Kanunu 114, 115, 116, 121, 139, 140, 319 dikkat edilmediğinden bir çok davanın aleyhe sonuçlandığına da rastlanmaktadır. Görüleceği üzere; davalarda püf nokta; ilgili kanunları bilme ve o kanunları doğru uygulama noktasında toplanmış olup (her ne kadar avukatla temsil zorunluluğu bulunmasa da) bu da ancak davalarda uzman avukatlarla temsil edilmekle mümkün olmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/dilekce-yazarken-dikkat-edilmesi-gereken-kurallar-nelerdir/">Dilekçe Yazarken Dikkat Edilmesi Gereken Kurallar Nelerdir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cevap Dilekçesi Verme Süresi Ne Kadardır, Ne Zaman Başlar ve Ek Süre Nasıl Alınır?</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/cevap-dilekcesi-verme-suresi-ne-kadardir-ne-zaman-baslar-ve-ek-sure-nasil-alinir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Mar 2024 06:30:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=535</guid>

					<description><![CDATA[<p>Basit yargılama usulüne tabi davalarda ve yazılı yargılama usulüne tabi davalarda cevap dilekçesini verme süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. (Hukuk Muhakemeleri Kanunu 127/1 ve 317/2) Yani davalı...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/cevap-dilekcesi-verme-suresi-ne-kadardir-ne-zaman-baslar-ve-ek-sure-nasil-alinir/">Cevap Dilekçesi Verme Süresi Ne Kadardır, Ne Zaman Başlar ve Ek Süre Nasıl Alınır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Basit yargılama usulüne tabi davalarda ve yazılı yargılama usulüne tabi davalarda cevap dilekçesini verme süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. (Hukuk Muhakemeleri Kanunu 127/1 ve 317/2) Yani davalı olarak yer aldığınız bir davada cevap dilekçenizi, dava dilekçesinin tarafınıza tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkemeye sunmanız gerekmektedir.</p>



<p><a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/bosanma-avukati/">Tensip zaptı</a>, dava dilekçesi ve varsa eklerini içeren söz konusu tebligat, Tebligat Kanunu kapsamında bizzat tarafınıza teslim edilmiş olabileceği gibi aynı konutta yakınınıza ya da muhtara da teslim edilmiş olabilir. Tebligat Kanunu’nda bunun gibi birçok kural düzenlenmiştir. Bu kanun kapsamında usulüne uygun olarak yapılan söz konusu tebligatlar cevap süresini de başlatmaktadır. Bu nedenle nasıl olsa muhtara bırakıldı ve muhtardan teslim alınmadı diye sürenin başlamadığını düşünmek davanın en başında kişiyi hataya düşürmektedir. Bu nedenle tebligattan haberiniz olur olmaz tebligatın teslim tarihini, süreleri kontrol etmeniz ve cevap dilekçeniz için hazırlıklara başlamanız cevap dilekçeniz için önem arz etmektedir.</p>



<p>Eğer durum ve koşullara göre cevap dilekçesini bu süre içinde hazırlamanız çok zor yahut imkânsız ise, bu iki haftalık süre zarfında mahkemeye ek süre verilmesi için başvurabilirsiniz. Tarafınızca iki haftalık cevap süresi içinde ek süre talebinde bulunulduğu takdirde mahkemece tarafınıza cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak ve bir defaya mahsus olmak üzere yazılı yargılama usulüne tabi davalarda bir ayı geçmemek üzere ek bir süre verilebileceği gibi (H.M.K. 127/1) basit yargılama usulüne tabi davalarda ise iki haftayı geçmemek üzere ek bir süre verilebilir (H.M.K. 317/2)</p>



<p>28.07.2020 tarihinden önce, cevap dilekçesi için verilen ek sürenin başlangıcı hakkında Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda açık bir hüküm bulunmamaktaydı. Bu da ek süre konusunda birçok karışıklığa ve mağduriyete neden olmaktaydı. Lakin 28.07.2020 tarihinde 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun yürürlüğe girmiş ve madde metinlerinde yapılan değişiklikle artık ek süre, cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlatmaktadır. Böylelikle ister cevap süresi olan iki haftalık sürenin ilk günlerinde isterseniz de bu sürenin son günlerinde talep etmiş olun, mahkeme ek süre talebinizi kabul ettiği takdirde, söz konusu vermiş olduğu ek süreyi cevap süreniz olan iki haftalık sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlatacaktır. Bu da cevap dilekçenizi daha rahat bir şekilde hazırlamanızı sağlayacaktır.</p>



<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu 127/1 ve 317/2 maddelerinde mahkemenin ek süre talebini kabul etmesi gerektiği hakkında emredici bir hüküm bulunmamaktadır. Bu konuda takdir söz konusu mahkemede olup mahkeme durum ve koşullara göre ek süre talebini kabul etmektedir. Bazı mahkemeler, davalının süresinde talep etmiş olduğu ek süre talebini doğrudan kabul ettiği gibi bazı mahkemeler ise süresinde talep edilen ek süre talebinin kabulü için cevap dilekçesini bu süre içinde hazırlanmanın çok zor yahut imkânsız olduğuna dair delil-belge sunmuş olma şartını aramaktadır. Uygulamaya bakıldığında bazı mahkemelerin ek süre talebini bu nedenle reddettikleri ve dolayısıyla davalının cevap dilekçesi verememesi üzerine aleyhe sonuçlanan birçok dava görülmektedir.</p>



<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu 127/1 ve 317/2 maddesine göre mahkeme ek süre talebi hakkında vermiş olduğu kararı taraflara derhal bildirmesi gerekmektedir.</p>



<p>Lakin yine uygulamada bazı mahkemelerin, davalının söz konusu ek süre talebini iki haftalık cevap verme süresinde değerlendirmediği hatta bu konu hakkında vermiş olduğu ret kararını taraflara cevap dilekçesi verme süresinden sonra bildirdiğine de rastlanmaktadır. Bu şekilde bir mağduriyet yaşamamak için ek süre talebi hakkında kararın verilip verilmediğini ve süreleri takip etmek gerekmektedir.</p>



<p>Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2019/6172 E, 2019/17285 K ve 25.09.2019 tarihli kararı ile davalının cevap dilekçesini vermek için ek süre talebinin reddine ilişkin kararın davalıya bildirilmemesi ve davalının cevap süresinin bitiminden sonra kısa bir süre içinde cevap dilekçesini verdiğinden hukuki dinlenilme hakkı gereğince cevap dilekçesinin süresinde sayılması gerektiğine dair karar vermiştir.</p>



<p>Yargıtay 22. Hukuk Dairesi bu kararıyla cevap dilekçesi sunmak için talep edilen ek süre konusunda davalının hukuki dinlenilme hakkına dikkat çekmiştir. Anlaşılacağı üzere cevap dilekçesi ve süreler konusunda birçok usul ve yasa bulunmakta olup gerek cevap dilekçesi hazırlarken gerekse davanızı takip ederken konusunda uzman avukattan hukuki destek almanızda fayda bulunmaktadır.</p>



<p>Dilerseniz&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/iletisim/">dilekçe yazarken dikkat edilmesi gereken kurallar</a>&nbsp;yazımıza da göz atabilir ve&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/iletisim/">avukata sor</a>&nbsp;sayfası üzerinden bize ulaşabilirsiniz.</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/cevap-dilekcesi-verme-suresi-ne-kadardir-ne-zaman-baslar-ve-ek-sure-nasil-alinir/">Cevap Dilekçesi Verme Süresi Ne Kadardır, Ne Zaman Başlar ve Ek Süre Nasıl Alınır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vesayet Davaları</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/vesayet-davalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2021 11:04:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Başlıklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=970</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/vesayet-davalari/">Vesayet Davaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/vesayet-davalari/">Vesayet Davaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arabuluculuk</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/arabuluculuk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2021 11:04:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Başlıklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=968</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/arabuluculuk/">Arabuluculuk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/arabuluculuk/">Arabuluculuk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yabancılara Oturma İzni</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/yabancilara-oturma-izni/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2021 11:04:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Başlıklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=966</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/yabancilara-oturma-izni/">Yabancılara Oturma İzni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/yabancilara-oturma-izni/">Yabancılara Oturma İzni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yabancılara Çalışma İzni</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/yabancilara-calisma-izni/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2021 11:04:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Başlıklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=964</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/yabancilara-calisma-izni/">Yabancılara Çalışma İzni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/yabancilara-calisma-izni/">Yabancılara Çalışma İzni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağır Ceza Avukatı</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/agir-ceza-avukati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2021 11:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Başlıklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=962</guid>

					<description><![CDATA[<p>CEZA MAHKEMESİ TÜRLERİ NELERDİR? Ceza Mahkemesi türleri Adlî yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkilerini düzenleyen 5235 sayılı Kanunun 8. Maddesinde asliye ceza ve ağır...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/agir-ceza-avukati/">Ağır Ceza Avukatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">CEZA MAHKEMESİ TÜRLERİ NELERDİR?</h2>



<p>Ceza Mahkemesi türleri Adlî yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkilerini düzenleyen 5235 sayılı Kanunun 8. Maddesinde asliye ceza ve ağır ceza mahkemeleri ile özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemeleri olarak sıralanmıştır. 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 48 inci maddesiyle artık Sulh Ceza Hakimliği de kanuna derç edilmiştir. Özel Kanunla kurulan mahkemelere örnek olarak yargılanan kişinin yaşı gözetilerek belirlenen Çocuk Mahkemeleri ve Çocuk Ağır Ceza Mahkemelerini söyleyebiliriz.</p>



<p>Anayasanın Yargı başlıklı üçüncü bölümünde Mahkemeler ile ilgili bazı temel kurallar belirlenmiştir. Anayasanın ‘Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir’ içerikli 142 maddesinden de anlaşılacağı üzere mahkemeler gücünü Anayasadan almaktadır ve kanun da yazılı olmayan ve görevli olmayan mahkemenin yargılama yapması mümkün değildir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">AĞIR CEZA MAHKEMESİ NEDİR?</h2>



<p>Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suç tipleri aşağıdaki bölümde detaylı şekilde tarafımızca açıklanmıştır. Bu suç tiplerini incelediğimizde ağır ceza mahkemesi yargılamasına konu söz konusu eylemlerin toplumun düzenini bozduğu, Devletin güvenliğini, Anayasal düzeni ve Milli savunmayı tehlikeye soktuğu ve kişi beden bütünlüğü ve güvenliğini ağır şekilde ihlal ettiği görülmektedir. İşte bu eylemler bu nedenle ceza miktarı bakımından yapılan yargılamada oldukça ağır cezai yaptırımlarla sonuçlanabilmektedir. İşte bu yüzden söz konusu eylemlerin yargılaması da Ağır Ceza Mahkemesince yapılmaktadır. Ağır ceza mahkemesini, ceza miktarı bakımından en ağır suçlara bakan ilk derece ceza mahkemesi olarak nitelemek de doğru olacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">AĞIR CEZA AVUKATI HANGİ DAVALARA BAKAR?</h2>



<p>Bu soruya öncelikle ağır ceza avukatını açıklamakla başlamak gerekir. Çünkü halk arasında ceza avukatı ve ağır ceza avukatı terimi çokça kullanılmaktadır lakin, avukatlıkta esasen böyle bir ayrım bulunmamaktadır. Bir avukat her tülü davalara bakmakta serbesttir. Ağır ceza davalarında tecrübesi, bilgi birikimi olan, kendisini Ağır Ceza Hukuku hususunda geliştirmiş, uzmanlaşmış avukatlara halkın tabiri ile Ağır Ceza Avukatı diyebiliriz. Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanına giren suçların en ağır suçlar ve bu suç kapsamında düzenlenen ve hükmedilen cezaların da en ağır cezalardan olmasından dolayı mağduriyet yaşamamak adına bu davaların Ağır Ceza Avukatı aracılığıyla takip edilmesinde büyük fayda bulunmaktadır. Davada müşteki veya sanık olmak bu durumu değiştirmemektedir. Ağır ceza avukatının çok yönlü bakışı ve analitik düşüncesi bu tür davaların kilit noktasını çözmekte çok etkili olup dosyanın detaylı incelenerek delillerin eksiksiz toplanmasında, tanıkların etkin şekilde dinlenmesinde, savunmanın en etkin şekilde yapılıp mahkeme sürecinin usullere uygun yürütülmesinde ağır ceza avukatının rolü çok büyüktür.</p>



<h2 class="wp-block-heading">ASLİYE CEZA MAHKEMESİ VE AĞIR CEZA MAHKEMESİ ARASINDAKİ FARK NEDİR?</h2>



<p>Asliye ceza mahkemeleri tek hakimli olup ayrıca duruşmalarda iddia makamı olarak Cumhuriyet Savcısı da bulunmaktadır, düzenlemelerle Cumhuriyet Savcısı Asliye Ceza Mahkemelerinde görevlendirilmiş ise de daha sonra bu düzenleme iptal edilmiş, lakin son düzenlemelerle tekrar Cumhuriyet Savcısı görevlendirilmiştir. Ağır ceza mahkemesi ise bir başkan ile iki üye ile toplanmaktadır. Ve tabi ki duruşmalarda iddia makamı olarak Cumhuriyet Savcısı da bulunmaktadır.</p>



<p>Ağır ceza mahkemesi, açıkladığımız üzere suçlar arasında en ağır cezayı gerektiren suçlara bakmaktadır. Ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçlar dışında kalan tüm suçlara ise asliye ceza mahkemeleri bakar.</p>



<p><strong> Belirtmek gerekir ki;</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Düzenlemelerle bir suçun ağır ceza mahkemesinin görevi kapsamına girdiği açıkça belirtilmediyse ve sanık 18 yaşından küçük değilse işte o söz konusu suç artık Asliye Ceza Mahkemesinin görev alanına girmektedir.</li>



<li>Eğer ki yargılanan kişi 18 yaşından küçük ise ve suç ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren bir suç ise söz konusu suça Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanına girmektedir.</li>



<li>Düzenlemelerle bir suç Ağır ceza mahkemesinin görevi kapsamına girdiği açıkça belirtilmediyse ve yargılanan kişi 18 yaşından küçükse söz konusu suç artık Çocuk Ceza Mahkemesinin görev alanına girmektedir.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading">AĞIR CEZA MAHKEMESİNİN GÖREV ALANINA GİREN SUÇLAR HANGİLERİDİR?</h2>



<p>Kanun koyucu tarafından 5235 sayılı Kanun ile Adlî yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkileri düzenlenmiş ve bu kanunun 8. Maddesinde Ceza Mahkemeleri sıralanırken, 12. Maddesinde ise Ağır ceza mahkemesinin görevi açıklanmıştır. İşlenen herhangi bir suçun ağır ceza mahkemesinin yargılama görevine giren suçlardan olup olmadığını tespit edebilmemiz için 5235 Sayılı Kanun’un 12. Maddesindeki kriterlere bakmamız gerekmektedir. Madde metni incelendiğinde görüleceği üzere bir suçun ağır ceza mahkemesinin yargılama görevine girip girmediği hususu bir takım suç vasfı ve ceza miktarlarına bağlanmıştır.</p>



<p><strong>5235 sayılı Kanunun 12. Maddesine göre;</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>TCK 148. ve 149. maddesinde düzenlenen Yağma/Gasp Suçu,</li>



<li>TCK 158. maddesinde düzenlenen Nitelikli Dolandırıcılık Suçu,</li>



<li>TCK 161. maddesinde düzenlenen Hileli İflas Suçu,</li>



<li> TCK 204/2. maddesinde düzenlenen Resmi Belgede Sahtecilik Suçu,</li>



<li>TCK 250/1. ve 250/2. maddesinde düzenlenen İrtikap Suçunun yargılaması Ağır Ceza Mahkemelerinde yapılması gerekmektedir.</li>



<li>Ayrıca yine bu maddeye göre Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlardan olan 318. Maddesinde düzenlenen Halkı Askerlikten soğutma Suçu, 319. Maddede düzenlenen Askerleri İtaatsizliğe Teşvik Suçu, 324. Maddesinde düzenlenen Seferberlikle İlgili Görevin İhmali Suçu, 325. Maddede düzenlenen Düşmandan Unvan ve Benzeri Payeler Kabulü Suçu, 332. Maddede düzenlenen Askeri Yasak Bölgelere Girme Suçu ağır ceza mahkemesinin görevine girmemektedir.</li>



<li>Ancak Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlardan işte bu 318, 319, 324, 325 ve 332.  maddeler dışındaki suçların yargılanması ağır ceza mahkemesinde yapılması gerekmektedir. Millete Ve Devlete Karşı Suçları düzenleyen TCK nın İkinci Kitabın dördüncü kısmında alt bölümlerde çeşitli suç tipleri yer almaktadır.</li>
</ul>



<p><strong>Dördüncü </strong><strong>kısmın Devletin Güvenliğine Karşı Suçları düzenleyen dördüncü bölümünün;</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>302. Maddesinde düzenlenen Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçu,</li>



<li>303. Maddesinde düzenlenen Düşmanla işbirliği yapmak suçu,</li>



<li>304. Maddesinde düzenlenen Devlete karşı savaşa tahrik suçu,</li>



<li>305. Maddesinde düzenlenen Temel millî yararlara karşı faaliyette bulunmak için yarar sağlama suçu,</li>



<li>306. Maddesinde düzenlenen Yabancı devlet aleyhine asker toplama suçu,</li>



<li>307. Maddesinde düzenlenen Askerî tesisleri tahrip ve düşman askerî hareketleri yararına anlaşma suçu,</li>



<li>308. Maddesinde düzenlenen Düşman devlete maddi ve mali yardım suçu ağır ceza mahkemelerinin görev alanına girmektedir.</li>
</ul>



<p><strong>Dördüncü </strong><strong>kısmın Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçları düzenleyen beşinci bölümünün;</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>309. Maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu,</li>



<li>310. Maddesinde düzenlenen Cumhurbaşkanına suikast ve fiilî saldırı suçu,</li>



<li>311. Maddesinde düzenlenen Yasama organına karşı suç,</li>



<li>312. Maddesinde düzenlenen Hükûmete karşı suç,</li>



<li>313. Maddesinde düzenlenen Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silâhlı isyan suçu,</li>



<li>314. Maddesinde düzenlenen (Dördüncü kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla) silâhlı örgüt suçu,</li>



<li>315. Maddesinde düzenlenen ( 314. Madde kapsamındaki örgüte ) Silâh sağlama suçu,</li>



<li>316. Maddesinde düzenlenen (Dördüncü kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçlar kapsamında) Suç için anlaşma suçu ağır ceza mahkemelerinin görev alanına girmektedir.</li>
</ul>



<p><strong>Dördüncü </strong><strong>kısmın Milli Savunmaya Karşı Suçları düzenleyen altıncı bölümünün;</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>317. Maddesinde düzenlenen Askerî komutanlıkların gasbı suçu,</li>



<li>320. Maddesinde düzenlenen Yabancı hizmetine asker yazma, yazılma suçu,</li>



<li>321. Maddesinde düzenlenen Savaş zamanında emirlere uymama suçu,</li>



<li>322. Maddesinde düzenlenen Savaş zamanında yükümlülükler suçu,</li>



<li>323. Maddesinde düzenlenen Savaşta yalan haber yayma suçu ağır ceza mahkemelerinin görev alanına girmektedir.</li>
</ul>



<p><strong>Dördüncü </strong><strong>kısmın Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk Suçunu düzenleyen yedinci bölümünün;</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>326. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ilişkin belgeler ile ilgili suç,</li>



<li>327. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçu,</li>



<li>328. maddesinde düzenlenen Siyasal veya askerî casusluk suçu,</li>



<li>329. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçu,</li>



<li>330. maddesinde düzenlenen Gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçu,</li>



<li>331. maddesinde düzenlenen Uluslararası casusluk suçu,</li>



<li>333. Maddesinde düzenlenen Devlet sırlarından yararlanma, Devlet hizmetlerinde sadakatsizlik suçu,</li>



<li>334. Maddesinde düzenlenen Yasaklanan bilgileri temin suçu,</li>



<li>335. Maddesinde düzenlenen Yasaklanan bilgilerin casusluk maksadıyla temini suçu,</li>



<li>336. Maddesinde düzenlenen Yasaklanan bilgileri açıklama suçu,</li>



<li>337. Maddesinde düzenlenen Yasaklanan bilgileri siyasal veya askerî casusluk maksadıyla açıklama suçu,</li>



<li>338. Maddesinde düzenlenen Taksir sonucu casusluk fiillerinin işlenmesi,</li>



<li>339. Maddesinde düzenlenen Devlet güvenliği ile ilgili belgeleri elinde bulundurma suçu ağır ceza mahkemelerinin görev alanına girmektedir.</li>



<li>Yine 5235 sayılı Kanunun 12. Maddesine göre 12/4/1991 tarihli 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ağır ceza mahkemelerinin görev alanına girmektedir.</li>



<li>Ayrıca 12. Maddede ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlerde ağır ceza mahkemelerinin görevli olduğu belirlenmiştir. Hemen dikkat çekmek isteriz ki, 5235 sayılı Kanunun 14. Maddesine göre bir suçun ağır ceza mahkemesinin görevine girip girmediğinin tespitinde o suçun ağırlaştırıcı veya hafifletici nedenleri göz önüne alınmadan söz konusu suçun cezasının üst sınırı göz önünde bulundurulması gerekmektedir.</li>



<li>Anılan 12. Maddede kanunların ayrıca görevli kıldığı haller, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler, askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklı tutulmuştur.</li>



<li>Aşağıdaki suçlarla ilgili yargılamanın da Ağır Ceza Mahkemesinde yapılması gerekmektedir;</li>



<li>TCK 81. ve 82. maddesinde düzenlenen Kasten Adam Öldürme Suçu,</li>



<li>TCK 85/2.  maddesinde düzenlenen Taksirle Ölüme Neden Olma Suçu,</li>



<li> TCK 87/4. maddesinde düzenlenen Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama suçu,</li>



<li>TCK 247. maddesinde düzenlenen Zimmet Suçu,</li>



<li>TCK 252. maddesinde düzenlenen Rüşvet Suçu</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>TCK 188. maddesinde düzenlenen Uyarıcı ve uyuşturucu madde ticareti ve imalatı suçu,</li>



<li>TCK 80. maddesinde düzenlenen İnsan ticareti suçu,</li>



<li>TCK 102. maddesinde düzenlenen Cinsel saldırı suçu,</li>



<li>TCK 91-93 maddelerinde düzenlenen Doku ve organ ticareti suçu,</li>



<li>TCK 77. maddesinde düzenlenen İnsanlığa karşı işlenen suçların yargılaması Ağır Ceza Mahkemelerinde yapılması gerekmektedir.</li>
</ul>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/agir-ceza-avukati/">Ağır Ceza Avukatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evden Uzaklaştırma Koruma Kararı</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/evden-uzaklastirma-koruma-karari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2021 10:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Başlıklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=958</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evden Uzaklaştırma&#160;Koruma Kararı Nasıl Alınır? 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında&#160;evden uzaklaştırma&#160;koruma kararı&#160;şiddet mağduru kişinin bulunduğu yer aile mahkemesine, il-ilçe emniyet müdürlüğüne veya &#160;il-ilçe...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/evden-uzaklastirma-koruma-karari/">Evden Uzaklaştırma Koruma Kararı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Evden Uzaklaştırma&nbsp;Koruma Kararı Nasıl Alınır?</h2>



<p>6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında&nbsp;<strong>evden uzaklaştırma</strong>&nbsp;<strong>koruma kararı</strong>&nbsp;şiddet mağduru kişinin bulunduğu yer aile mahkemesine, il-ilçe emniyet müdürlüğüne veya &nbsp;il-ilçe &nbsp;jandarma komutanlığına başvurusu ile alınabilmektedir. 6284 sayılı yasada şiddet mağdurlarına karşı şiddeti önlemek ve korumak amacıyla bir çok hüküm düzenlenmiştir. Böylece şiddet uygulayan&nbsp;<strong>evden uzaklaştırma</strong>&nbsp;<strong>koruma kararı</strong>nın yanında şiddet mağduruna uygulama tehlikesi bulunan fiziksel, cinsel, ekonomik, sözlü, psikolojik tüm şiddetin engellenmesi sağlanmaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Eşin Şiddet Uyguladığı, Hakaret Veya Tehdit Ettiği Durumlarda Alınacak Koruma Tedbirleri Nelerdir?</h2>



<p>Şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınlar ve çocukların yanında aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişiler de 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun &nbsp;kapsamında korunmaktadır. Yani anlaşılacağı üzere bu yasa kapsamında kadınlar ve çocukların yanında şiddet gören erkekler ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru erkekler de korunmaktadır. Kanunun uygulanabilmesi için şiddet mağduru erkeğin uzman&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/hizmetlerimiz/aile-hukuku/">aile avukatı</a>&nbsp;ile başvurması gerekebilmektedir.</p>



<p>6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun &nbsp;kapsamında şiddet mağduru eşin beraberindeki kişilerle birlikte korunması amacıyla şiddet uygulayan eşe yönelik&nbsp;<strong>evden uzaklaştırma</strong>&nbsp;<strong>koruma kararı</strong>&nbsp;verilmektedir.&nbsp;<strong>Evden uzaklaştırma kararı</strong>&nbsp;için şiddet mağduru kişinin bulunduğu yer aile mahkemesi, il-ilçe emniyet müdürlükleri veya &nbsp;il-ilçe jandarma komutanlığına bu hususta başvuru yapması gerekmektedir. &nbsp;</p>



<p>Şiddet mağduru, eşi tarafından tehdit edildiği, hakarete maruz kaldığı , iletişim araçları ile rahatsız edildiğini, aşağılandığını veya küçük düşürücü söz ve davranışlarda bulunulduğu durumlarda şiddet mağdurunun bulunduğu yer aile mahkemesine, il-ilçe emniyet müdürlükleri veya &nbsp;il-ilçe jandarma komutanlığına başvurusu ile şiddet uygulayan eşin, şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunulmaması, iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız edilmemesi kararı alınır.</p>



<p>Şiddet mağduru ile şiddet uygulayanın aynı konutta bulunduğu hallerde aile mahkemesi hakimi, şiddet uygulayanın müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhal uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesine de karar verebilmektedir.</p>



<p>Ayrıca şiddet uygulayan eşin, şiddet mağdurunun bulunduğu konuta, okula ve iş yerlerine gelme ihtimali varsa şiddet mağduru tarafından bu durum başvuruda belirtilmelidir. Bu durumda hakim tarafından, şiddet uygulayanın, şiddet mağdurlarının bulundukları konuta, okula ve iş yerine yaklaşmamasına karar verilir.</p>



<p>Şiddet uygulayan eş ile &nbsp;şiddet mağdurunun müşterek çocuğu/çocukları bulduğu ve çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı bulunduğu durumlarda, &nbsp;şiddet mağdurunun başvurusunda söz konusu kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılmasını ve &nbsp;kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılmasını talep etmesi şiddet mağduruna ayrıca koruma sağlayacaktır. &nbsp;</p>



<p>6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında, aile mahkemesi hakimi tarafından gerekli görülmesi halinde şiddet uygulama tehlikesi bulunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin haller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmamasına karar verilebilmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Evden Uzaklaştırma Kararı Nasıl Alınır?</h2>



<p>Ceza kanunları, kişilerin, toplumun düzeni ve güvenliğinin sağlanması için düzenlenmiştir. Fakat günümüzde aile içi şiddet ve diğer şiddet türlerinde Türk Ceza Kanunu’nun caydırıcılık etkisi yetersiz kalmaktadır. Kadına ve aileye karşı şiddetin giderek artması ve yürürlükteki kanunların şiddeti önlemede yetersiz kalmasıyla kanun koyucular bir çok uluslararası sözleşmeleri de esas alarak şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun &nbsp;düzenlemiştir. Bu yasa kapsamında şiddet mağduru bir çok kamu kurumunun desteği ile koruma altına alınmaktadır.</p>



<p>Aile bireyinin şiddet uygulayan eşe karşı korunması ve şiddetin önlenmesinin en etkili yolu 6284 sayılı kanun kapsamında evden uzaklaştırma koruma kararı alınmasıdır. Şiddet mağduru, bu kararı en hızlı, bulunduğu yer aile mahkemesine veya ilçe emniyet müdürlüğündeki aile içi şiddet bürosuna başvuru ile alabilecektir. Fakat şiddet uygulayanın şiddet mağduruna yönelik şiddeti bu kararla da son bulma ihtimali düşük olduğundan şiddet mağduru başvurusunda yaşadığı olayı anlatarak, 6284 sayılı yasadan faydalanmak istediğini, şiddet uygulayanın&nbsp;<strong>evden uzaklaştırma</strong>&nbsp;<strong>koruma kararı</strong>nın yanında fiziksel, cinsel, ekonomik, sözlü, psikolojik tüm şiddetin engellenmesini de talep etmesi gerekmektedir. &nbsp;Bu yolla şiddet uygulayan, &nbsp;hem şiddet mağdurundan ve diğer korunması gereken kişilerden evden uzaklaştırma koruma kararı ile uzaklaştırılmakta hem de şiddet tehlikesi tedbir kararındaki hapis cezası yaptırımı ihtarları ile önlenmeye çalışılmaktadır.</p>



<p>Şiddetin veya şiddet tehlikesinin aile bireyleri tarafından değil de dışarıdan kadına, çocuğa veya aile bireylerine karşı yöneltildiği durumlarda ise 6284 sayılı kanun kapsamında, yine aile mahkemesine veya ilçe emniyet müdürlüklerindeki aile içi şiddet bürosuna başvurularak, şiddet uygulayan/şiddet uygulama tehlikesi bulunan kişinin kadına, çocuğa, aile bireyine, yakınlarına yaklaşmaması kararı alınabilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Mülki Amirlerden Ve Kolluk Amirlerinden Koruma Kararları Alınabilir Mi?</h2>



<p>Şiddet mağdurları 6284 sayılı Kanun kapsamında, Kendisine ve gerekiyorsa beraberindeki çocuklara, bulunduğu yerde veya başka bir yerde uygun barınma yeri sağlanmasını, geçici maddi yardım yapılmasını, Psikolojik, mesleki, hukuki ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilmesini, Hayati tehlikesinin bulunması halinde, geçici koruma altına alınmasını, kreş imkanının sağlanmasını mülki amirlerden talep edebilmektedir.</p>



<p>Mülki amirlerin, &nbsp;şiddet mağdurunun hayati tehlikesinin bulunması halinde re’sen geçici koruma altına alması gerekmektedir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Kolluk amirin ise, şiddet mağdurunun kendisine ve gerekiyorsa beraberindeki çocuklara, bulunduğu yerde veya başka bir yerde uygun barınma yeri sağlanması, geçici maddi yardım yapılması ve hayati tehlikesi bulunması halinde geçici koruma altına alınması tedbirlerini alabilmektedir. Fakat, Kolluk amiri evrakı en geç kararın alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde mülki amirin onayına sunması gerekmektedir. Kural olarak Mülki amir tarafından kırksekiz saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkmaktadır.&nbsp;6284 sayılı Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading">Aile Mahkemesi Hakimi Tarafından Karar Verilebilecek Koruma Tedbirleri Nelerdir?</h2>



<p>Hakim tarafından, Şiddet mağduruna karşı şiddeti önlemek ve kişiyi korumak amacıyla şiddet mağdurunun işyerinin değiştirilebileceği gibi, şiddet mağdurunun evli olması halinde&nbsp;<strong>evden uzaklaştırma kararı</strong>&nbsp;ile müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşim yeri de belirlenebilmektedir. Şiddet mağduru eşi tarafından şiddete maruz bırakıldığında ve/veya eşinin şiddeti tehlikesi altında olduğunda ise şiddet mağdurunun talebi ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunundaki şartların varlığı halinde tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulabilmektedir. Şiddet mağdurunun hayati tehlikesi bulunduğunda eğer bu tehlikenin önlenmesi için diğer tedbirler yeterli olmayacaksa, ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayalı olarak 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu hükümlerine göre kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgeleri değiştirilebilmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Aile Mahkemesi Hakimi Tarafından Karar Verilebilecek Önleyici Tedbirler Nelerdir?</h2>



<p>Hakim tarafından verilecek önleyici tedbir kararları 6284 sayılı yasanın 5. Maddesinde düzenlenmiştir</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Şiddet mağdurunun, şiddet uygulayan tarafından tehdit edilmesi, hakarete maruz kalması, aşağılanması veya küçük düşürücü söz ve davranışlarda bulunması durumlarında şiddet mağdurunun talebiyle şiddet mağduru 6284 sayılı yasanın 5. Maddesi kapsamında önleyici tedbirlerle korunmaktadır. Bu durumlarda hakim şiddet mağdurunun talebiyle Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunulmaması kararı vermektedir.</li>



<li>Şiddet mağduru ile şiddet uygulayanın aynı konutta bulunduğu hallerde hakim,<strong>&nbsp;evden uzaklaştırma kararı</strong>&nbsp;ile şiddet uygulayanın müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhal uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesine de karar verebilmektedir.</li>



<li>Şiddet uygulayanın şiddet mağdurunun bulunduğu konuta, okula ve iş yerlerine gelme ihtimali bulunduğu durumlarda hakim tarafından yine talep halinde,&nbsp;<strong>evden uzaklaştırma ve yaklaşmama kararları</strong>&nbsp;ile şiddet uygulayanın, şiddet mağdurlarının bulundukları konuta, okula ve iş yerine yaklaşmamasına karar verilmektedir.</li>



<li>Şiddet uygulayanın şiddet mağduru ile müşterek çocuğu/çocukları bulduğu ve çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı bulunduğu durumlarda, &nbsp;<strong>evden uzaklaştırma kararı</strong>&nbsp;talebiyle birlikte şiddet mağduru söz konusu kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılmasını ve &nbsp;kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılmasını talep etme hakkı da vardır. 6284 sayılı yasanın 5. Maddesi kapsamında bu durumda hakim talep halinde&nbsp;<strong>evden uzaklaştırma kararı</strong>&nbsp;ile birlikte şiddet uygulayanın, kişisel ilişki gün ve saatlerinde refakatçi bulunmasına veya kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılmasına da karar verecektir.</li>



<li>Bu madde kapsamında, hakim tarafından gerekli görülmesi halinde şiddet uygulama tehlikesi bulunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin haller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmamasına karar verilir.&nbsp;6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun</li>



<li>Şiddet mağdurunun şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar/saldırı tehlikesi olduğu durumlarda şiddet uygulayan/ şiddet uygulama tehlikesi olan kişinin şiddet mağduru kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi kararı verebilir.</li>



<li>Şiddet uygulayan şiddet mağdurunu iletişim araçları ile rahatsız ettiği durumlarda &nbsp;şiddet mağduru yetkili hakime başvurarak şiddet uygulayan tarafından iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız edilmemesi kararı alabilmektedir.</li>



<li>Şiddet uygulayan kişinin bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silah taşıdığı ve/veya şiddet uygulayan kişinin &nbsp;silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa ettiği durumlarda, hakim kararı ile şiddet uygulayanın görevi nedeniyle taşıdığı silahı kurumuna teslim etmesi ve taşıdığı ruhsatlı silahı kolluğa teslim etmesine karar verilir.</li>



<li>Şiddet uygulayan kişinin alkol yada uyuşturucu veya uyarıcı madde kullandığı ve bu maddelerin etkisiyle şiddet uyguladığı veya şiddet uygulama tehlikesinin bulunduğu durumlarda şiddet mağdurunun yetkili hakimden talep etmesi ile hakim tarafından şiddet uygulayan kişinin, korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması kararı verilmektedir.</li>



<li>Şiddet uygulayan kişinin bu maddelere bağımlılığının olması halinde, hastaneye yatmak dahil, muayene ve tedavisinin sağlanmasına ve bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanmasına karar verilmektedir.&nbsp;6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun</li>
</ul>



<p>Şiddet mağdurunun başvurusunu uzman&nbsp;<a href="https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/hizmetlerimiz/aile-hukuku/">aile avukatı</a>&nbsp;ile beraber yapması, kişinin ve yetkililerin aydınlatılması, 6284 sayılı kanundan yararlanabileceği tüm tedbirlerin alınmasında faydalı olacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Evden Uzaklaştırma Cezası Kararı Nasıl Alınır?</h2>



<p>Şiddet mağduru aile bireyleri, aile içi şiddetin önlenmesi ve kişilerin korunması için bulundukları yer aile mahkemesine veya ilçe emniyet müdürlüğü aile içi şiddet bürosuna başvurması gerekmektedir. Başvuru ile 6284 sayılı kanun kapsamında şiddet uygulayan kişi hakkında&nbsp;<strong>evden uzaklaştırma cezası</strong>&nbsp;verilecektir. &nbsp;Esasen niteliği önleyici ve koruyucu olan bu karar, kişi evinden uzaklaştırıldığı için ceza olarak da görülebilir. Şiddet uygulayan esasen asıl cezayı&nbsp;<strong>evden uzaklaştırma kararı</strong>na uymadığı, aykırı davrandığı takdirde hapis cezası olarak alacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kolluk Amirleri Önleyici Koruyucu Tedbir Kararı Alabilir Mi?</h2>



<p>6284 sayılı yasa gereğince, il emniyet müdürü, ilçe emniyet müdürü ve amiri, il jandarma komutanı, ilçe ve merkez ilçe jandarma komutanı ve diğer kolluk amirleri bazı durumlarda önleyici&nbsp;<strong>koruyucu tedbir</strong>&nbsp;alabilmektedir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Buna göre; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ilgili kolluk amirlerince şiddet uygulayanın, Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması, şiddet uygulayanın müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhal uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi, şiddet uygulayanın, korunan kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması, gerekli görüldüğünde şiddet uygulama tehlikesi bulunan kişilerin, kişiler şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin haller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması önleyici tedbirleri alınabilmektedir. Fakat yasa kapsamında Kolluk amiri söz konusu evrakı en geç kararın alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde hakimin onayına sunması gerekmekte ve hakim tarafından yirmi dört saat içinde onaylanması gerekmektedir. Hakim tarafından yirmi dört saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkmaktadır.&nbsp;6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading">Hakim 6284 Sayılı Yasayı Uygularken Diğer Kanunlardaki Tedbirlere De Karar Verebilir Mi?</h2>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>6284 sayılı yasa geniş kapsamlı olup hakime bu kanunda belirtilen tedbirlerle birlikte 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda yer alan koruyucu ve destekleyici tedbirler ile 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre velayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulması hususlarında da karar verme yetkisi verilmiştir.&nbsp;4721 sayılı Kanun</p>
</blockquote>



<p>Bu durum uygulamada ayrı ayrı dava açılmasına ve yargılama süreci beklenmesine gerek kalmadan yetkili hakimden talep ile 6284 sayılı kanun kapsamında alınacak koruyucu ve önleyici tedbirlerle birlikte şartları oluştuğu takdirde 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda yer alan koruyucu ve destekleyici tedbirlerin alınmasını ve şartları oluştuğu takdirde 4721 sayılı Medeni Kanunun ilgili hükümlerine göre velayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulması sağlamaktadır. Ayrıca şiddet mağduru talep etmese dahi hakim tarafından, şiddet uygulayan kişinin ailenin geçimini sağlayan yahut katkıda bulunan kişi olması ve 4721 sayılı Medeni Kanunun ilgili hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması durumda, şiddet mağdurunun yaşamına &nbsp;göre tedbir nafakasına hükmedilebilecektir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Evden Uzaklaştırma Kararına İtiraz</h2>



<p>6284 sayılı kanun hükümlerine göre verilen&nbsp;<strong>evden uzaklaştırma kararı</strong>&nbsp;itiraz yolu açık olarak verilmektedir. Hakkında&nbsp;<strong>evden uzaklaştırma kararı</strong>&nbsp;alınan kişi,&nbsp;<strong>evden uzaklaştırma kararı</strong>nın hatalı olduğunu düşünüyorsa,&nbsp;<strong>evden uzaklaştırma kararı</strong>nın iptali için bu kararın kendisine tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren aile mahkemesine itiraz etmesi gerekmektedir.&nbsp;<strong>Evden uzaklaştırma kararı</strong>nın iptal edilmesi için karardaki hataların gerçeği ortaya koyacak şekilde aile mahkemesine bildirilmesi gerekmektedir. Aksi halde aile mahkemesince tedbiren de olsa itiraz reddedilecektir ve hakkında&nbsp;<strong>evden uzaklaştırma kararı</strong>&nbsp;alınan kişi kendi evine gitmesi karara aykırılık olarak değerlendirilecek ve zorlama hapsine tabi tutulacaktır. Bu nedenle&nbsp;<strong>evden uzaklaştırma kararı</strong>nın hatalı olduğunu düşünen kişi &nbsp;süresi içinde uzman aile avukatına başvurması ve yardım alması faydalı olacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">6284 Sayılı Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Kapsamında Tedbir Kararı İçin Kimler Nereye Başvurabilir?</h2>



<p>Şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve şiddetin önlenmesi için alınacak tedbir kararları; ilgilinin talebi, Bakanlık veya kolluk görevlileri ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine verilir. 6284 sayılı yasa, başvurunun şiddetin önlenmesi ve kişinin korunması ile ilgili olduğu ve acil olduğu için tedbir kararlarının en çabuk ve en kolay ulaşılabilecek yer hakiminden, mülki amirden ya da kolluk biriminden talep edilmesi gereğini düzenlemiştir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Tedbir Kararı Ne Kadar Süre İçin Verilmektir?</h2>



<p>Şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve şiddetin önlenmesi için alınacak tedbir kararları ilk başvuruda en fazla altı ay için verilmektedir. Fakat şiddet uygulayan kişinin şiddet mağduruna karşı eylemlerini veya şiddet uygulanma tehlikesinin devam ettireceğinin tespit edildiği hallerde tedbir kararı verecek merci tarafından resen, tedbir süresinin arttırılmasına veya tedbirin şeklinin değiştirilmesine, bu tedbirlerin kaldırılmasına veya aynen devam etmesine karar verilebilmektedir. Aynı şekilde ilgili tarafından ya da bakanlık veya kolluk görevlilerince şiddet uygulayan kişinin şiddet mağduruna karşı eylemlerini veya şiddet uygulanma tehlikesini devam ettireceğinin bildirilmesi ve bu durumun anlaşılması ve talepleri halinde tedbir süresinin arttırılmasına veya tedbirin şeklinin değiştirilmesine, bu tedbirlerin kaldırılmasına veya aynen devam etmesine karar verilebilmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Tedbir Kararı Verilmesi İçin Delil Şart Mıdır?</h2>



<p>6284 Sayılı&nbsp;<strong>Aile Koruma Kanunu</strong>, Şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin koruması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla düzenlenmiştir. Bu nedenle önleyici tedbir kararının verilmesi, 6284 sayılı kanunun bu amacını gerçekleştirmeyi tehlikeye sokabilecek şekilde geciktirilmemelidir ve koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için ise, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmamaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Tedbir Kararına İtiraz Edilebilir Mi?</h2>



<p>6284 Sayılı&nbsp;<strong>Aile Koruma Kanunu</strong>&nbsp;hükümlerine göre verilen tedbir kararları itiraz yolu açık olarak verilmektedir. Bu kararlara karşı itiraz, tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ilgililer tarafından aile mahkemesine başvuru yolu ile yapılmaktadır.</p>



<p>Tedbir kararında aykırılık halinde şiddet uygulayan hakkında zorlama hapsinin uygulana da karar verilir. Bu nedenle tedbir kararı gerekli ihtar ve itirazın yapılabilmesi için öncelikle korunan kişiye ve şiddet uygulayana tefhim veya tebliğ edilmesi gerekmektedir. İlgili kişinin veya mercinin tedbir talebinin reddi kararı sadece korunan kişiye tebliğ edilmektedir. Bu nedenle ret kararına karşı sadece korunan kişi itiraz edebilmektedir. Kanunun amacının gerçekleştirmek amacıyla, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ilgili kolluk birimi tarafından verilen tedbir kararı şiddet uygulayana bir tutanakla derhal tebliğ edilmektedir. Bu durumda şiddet uygulayan kendisine tebliği sağlanan bu karara karşı itirazı bulunması halinde tebliğ aldığı tarihten itibaren iki hafta içinde aile mahkemesine başvurmalıdır.</p>



<p>Hakim tarafından verilen tedbir kararlarına itiraz, kararı veren aile mahkemesine yapılır. Mahkeme itiraz üzerine dosyayı gecikmeksizin o yerde aile mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması halinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, &nbsp;son numaralı daire için birinci daireye, o yerde aile mahkemesinin tek dairesi bulunması halinde asliye hukuk mahkemesine, aile mahkemesi hakimi ile asliye hukuk mahkemesi hakiminin aynı hakim olması halinde ise en yakın asliye hukuk mahkemesine gönderir. Kendisine dosya gönderilen mahkeme bir hafta içinde karar vermesi gerekir. Tedbir kararına itiraz üzerine mahkemenin vermiş olduğu kesin olup bu karara karşı ise itiraz edilememektedir. &nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading">Şiddet Uygulayanın, Şiddet Mağdurunun Adresini Tespit Edememesi İçin Ne Yapılmalıdır?</h2>



<p>Şiddet mağdurunun hayati tehlikesi bulunduğunda bu tehlikenin önlenmesi için diğer tedbirler yeterli olmayacaksa, ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayalı olarak 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu hükümlerine göre kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgeleri değiştirilebilmektedir. Yani bu yolla şiddet mağdurunun kimlik bilgileri değiştirilip adresi ise şiddet uygulayan tarafından tespit edilemeyecek şekilde gizlenmektedir.</p>



<p>Kural olarak tedbir kararlarında tarafların açık adresleri ve kimlik bilgileri yazılmaktadır. Fakat şiddet uygulayanın şiddet mağduruna yaklaşmaması için gerekli görüldüğünde, tedbir kararı ile birlikte şiddet mağdurunun veya ilgili mercinin talebi ile veya resen, korunan kişi ve diğer aile bireylerinin kimlik bilgileri veya kimliğini ortaya çıkarabilecek bilgileri ve adresleri ile korumanın etkinliği bakımından önem taşıyan diğer bilgileri, tüm resmi kayıtlarda gizli tutmak mümkündür. Bu nedenle &nbsp;yapılacak tebligatlara ilişkin ayrı bir adres tespit edilmektedir. Bu bilgiler ise şiddet mağduruna ulaşılamaması için gizli tutulmaktadır. Bu nedenle bu bilgileri hukuka aykırı olarak başkasına veren, ifşa eden veya açıklayan kişi hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun ilgili hükümleri uygulanmaktadır. &nbsp;Ayrıca şiddet mağdurunu şiddet uygulayanın olası saldırısından korumak için şiddet mağdurunun talebi halinde kişisel eşya ve belgelerinin kolluk marifetiyle teslimi sağlanmaktadır. Bu hükümler ile şiddet mağdurlarına tam koruma sağlama amaçlanmıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Tedbir Kararları Hemen Uygulanır Mı?</h2>



<p>6284 Sayılı&nbsp;<strong>Aile Koruma Kanunu</strong>na göre, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin koruması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirler bu kanunun amacını gerçekleştirmeyi tehlikeye sokabilecek şekilde geciktirilmemelidir. Ve yine alınan tedbirler bu kanunun amacı gerçekleştirmek amacıyla ilgililere derhal bildirilmelidir. Tedbir kararının ilgililere tefhim veya tebliğ edilmemesi, kararın uygulanmasına engel teşkil etmemektedir.</p>



<p>6284 Sayılı&nbsp;<strong>Aile Koruma Kanunu</strong>, şiddet mağdurunun geçici koruma altına alınmasına ilişkin koruyucu tedbir kararı ile şiddet uygulayan hakkında verilen önleyici tedbir &nbsp;kararlarını, hakkında koruyucu veya önleyici tedbir kararı verilen kişilerin yerleşim yeri veya bulunduğu ya da tedbirin uygulanacağı yer kolluk birimini görevli ve yetkili kılmıştır. Kolluk birimi, kolluk görevlerini 6284 Sayılı&nbsp;<strong>Aile Koruma Kanunu</strong>&nbsp;kapsamında çocuk ve kadının insan hakları ile kadın erkek eşitliği konusunda eğitim almış ve personel tarafından yerine getirmesi gerekmektedir.&nbsp;Hakkında koruyucu veya önleyici tedbir kararı verilen kişilerin yerleşim yeri veya bulunduğu ya da tedbirin uygulanacağı yer kolluk birimini 6284 sayılı kanun hükümlerine göre alınan tedbir kararlarını, kararın niteliğine göre en seri vasıtalarla derhal bildirmek ve kararın yerine getirilmesi ve ilgili tüm tedbirlerin sağlanması için işlemleri yapmakla yükümlüdür. 6284 sayılı kanun hükümlerine göre verilen tedbir kararlarının kolluk birimlerince uygulanırken hakim kararı var ise teknik araç ve yöntemler yönetmelikte belirlenen usullere uyularak kullanılır. Fakat, tedbir kararı uygulanırken kişilerin ses ve görüntüleri dinlenmesi, izlenmesi ve kayda alınması yasaktır.</p>



<p>Hemen belirtmek gerekir ki; 6284 sayılı yasa kapsamında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca, yedi gün yirmi dört saat çalışan, şiddetin önlenmesi ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin olarak uygulanmasına yönelik izleme çalışmaları yapılan ve destek hizmetleri veren şiddet önleme ve izleme merkezleri kurulmuştur. Kolluk biriminin yanı sıra tedbir kararlarının uygulanması ve takibinde şiddet önleme ve izleme merkezleri de görevlidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Şiddet Mağdurlarına Barınma İmkanı Sağlanabilir Mi?</h2>



<p>6284 Sayılı&nbsp;<strong>Aile Koruma Kanunu</strong>&nbsp;şiddet mağdurlarına tam koruma sağlamakta olup, bazı şiddet mağdurlarına barınma yeri olarak, Bakanlığa ait veya Bakanlığın gözetim ve denetimi altında bulunan yerlere yerleştirilmektedir. Barınma yerlerinin yetersiz kaldığı durumlarda şiddet mağdurları ve diğer korunan kişiler; mülki amirin, acele hallerde kolluğun veya Bakanlığın talebi üzerine kamu kurum ve kuruluşlarına ait sosyal tesis, yurt veya benzeri yerlerde geçici olarak yerleştirilmektedir.</p>



<p>Tedbir kararlarının uygulanması aşamasında da şiddet mağdurlarının korunması amacıyla onlara geçici barınma imkanı sağlanabilmektedir. Kolluk amirince alınan ve uygulanan tedbir kararlarında veya korunan kişinin kollukta bulunduğu durumlarda, kolluk birimleri tarafından şiddet mağdurları ve korunan diğer kişiler, Bakanlığın ilgili il veya ilçe müdürlüklerine hızlı bir şekilde götürülmesi gerekmektedir. Bu durumun mümkün olmadığı hallerde yine kolluk amirince şiddet mağdurları ve korunan diğer kişilere giderleri ilgili Bakanlık bütçesinden karşılanmak üzere geçici olarak barınma imkanı sağlanması gerekmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Tedbir Kararına Aykırılıkta İzlenecek Prosedür Nedir?</h2>



<p>Şiddet uygulayanın, 6284 Sayılı&nbsp;<strong>Aile Koruma Kanunu</strong>&nbsp;kapsamında alınan tedbir kararlarına aykırı davrandığı durumlarda, şiddet mağduru söz konusu aykırılığı ilgili savcılığa bildirmelidir. 6284 sayılı yasaya göre aykırılığın bildirilmesi ve tespiti halinde şiddet uygulayanın fiili bir suç oluştursa bile ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre şiddet uygulayan hakim kararıyla üç günden on güne kadar zorlama hapsine tabi tutulur. &nbsp;Tedbir kararına aykırılığın her tekrarında ise, ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre toplamda altı ayı geçmemek kaydıyla şiddet uygulayan onbeş günden otuz güne kadar zorlama hapsine tabi tutulmaktadır.</p>



<p>Zorlama hapsine ilişkin kararları aile mahkemesi hakimi verir ve bu kararlar Cumhuriyet başsavcılığınca yerine getirilir. Karar, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının ilgili il ve ilçe müdürlüklerine de bildirilmektedir.</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/evden-uzaklastirma-koruma-karari/">Evden Uzaklaştırma Koruma Kararı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evlat Edinme</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/evlat-edinme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2021 10:44:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Başlıklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=955</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evlat Edinme İçin Nereye Başvurulur? Eski Türk Medeni Kanununda&#160;evlat edinme&#160;süreci; evlat edinmeye izin kararı ve evlat edinme sözleşmesi olarak ikiye ayrılmaktaydı. Artık Yeni Türk Medeni Kanununda evlatlık ilişkisinin kurulabilmesi kesinleşmiş...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/evlat-edinme/">Evlat Edinme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Evlat Edinme İçin Nereye Başvurulur?</h2>



<p>Eski Türk Medeni Kanununda&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;süreci; evlat edinmeye izin kararı ve evlat edinme sözleşmesi olarak ikiye ayrılmaktaydı. Artık Yeni Türk Medeni Kanununda evlatlık ilişkisinin kurulabilmesi kesinleşmiş mahkeme kararı ile mümkün olmaktadır. (TMK 315/1)</p>



<p>Türk Medeni Kanununa göre&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;davası evlat edinenin oturma yeri Aile Mahkemesinde; birlikte&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>de eşlerden birinin oturma yeri Aile Mahkemesinde açılmalıdır. Tespit edilen yetkili yerde Aile Mahkemesinin olmadığı durumlarda ise Aile Mahkemesi sıfatı ile davaya bakmakla görevli olan Asliye Hukuk Mahkemelerinde dava açılmalıdır.</p>



<p>Yasada&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>ye ilişkin bir çok koşul bulunmaktadır.&nbsp;<strong>Evlat edinme koşulları</strong>&nbsp;en geç mahkeme hüküm anında tamamlanmış olması gerekmektedir.&nbsp;<strong>Evlat edinme</strong>de mahkemenin kararı şekle ilişkin kurucu unsurdur. Bunun yanında kurucu olmayan usule ilişkin usuller de bulunmaktadır.</p>



<p><strong>Evlat edinme</strong>&nbsp;davasını avukatsız olarak takip edilebilmenin önünde yasal bir engel bulunmamakla birlikte,&nbsp;<strong>Evlat edinme</strong>&nbsp;sürecinin yasaya uygun ve daha hızlı yürütülmesi için avukata danışılması ve bu sürecin avukatla takip edilmesi faydalı olacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Evlat Edinmenin Amaçları, Yararları ve Sakıncaları Nelerdir?</h2>



<p>Anasız babasız çocukların korunması ve ana baba sevgisi sağlanması, çocuksuz kişilerin çocuk sahibi olmalarını ve isimlerinin devam ettirmeyi sağlama, çocuğun esenliğinin sağlanması&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>nin 3 ana prensibidir.&nbsp;<strong>Evlat edinme</strong>nin yararları olduğu kadar zararları da bulunmaktadır. Fakat&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>nin yararları daha ağır bastığı için ülkemiz kanunları bazı şartlar dahilinde evlat edinmeye izin vermektedir.</p>



<p><strong>Evlat edinme</strong>nin yararları; çocuksuz veya istediği sayıda çocuk sahibi olmamış kişilerin çocuk özlemini gidermek, çocuksuz ailelerde&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;yoluyla evlilik birliğinin sarsılmasını engellemek, çoğunlukla kimsesiz veya bakıma muhtaç çocukların sıcak bir aile ortamına kavuşmalarını sağlamak ve bu yolla çocuğun psikolojik gelişime katkıda bulunmak, soy bağı bakımından&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;yoluyla daha sağlam bir koruma yaratmak, üvey çocuğun evlat edinilmesinde sosyal manevi ilişkiyi hukukileştirmek,&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;yoluyla aile ortamına kavuşan çocukların topluma yararları insanlar olarak yetişmelerini yaygınlaştırmak ve özellikle suç işleme olasılığını azaltmak, evlilik dışı çocukların neseplerinin&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;yoluyla düzeltilmesini sağlamaktır.</p>



<p><strong>Evlat edinme</strong>nin sakıncası ise evlat edinmek isteyen bazı kişilerce&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>nin amacından saptırılması ve özellikle kanun dışı menfaatlerin elde edilmesi istenmesidir. Örneğin; bazı kişiler yasal mirasçılarının saklı paylarını azaltma veya ortadan kaldırma ya da yasal mirasçılardan mal kaçırmak amacı ile, evlatlığı ucuz bir hizmetçi, uşak olarak kullanmak amacı ile, seks bakımından kötüye kullanmak amacı ile veya küçük yaştaki çocukları organ ticaretinde kullanma veya kaçırarak satma amaçları ile&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;yoluna başvurmaktadır.&nbsp;<strong>Evlat edinme</strong>ye karar verecek hakimin tüm bu olasılıkları göz önüne alması ve evlat edinmek isteyen kişinin&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;talebini çok ciddi şekilde araştırması ve amacını ortaya çıkartması gerekmektedir. Aksi halde bu sakıncalar daha da ciddi boyuta ulaşmaktadır.</p>



<p>Anlaşılacağı üzere&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>de temel amaç küçüğün yararıdır. Bu nedenle&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;diğer koşullarda gerçekleşmiş olmak kaydıyla ancak küçüğün yararı bulunuyorsa kabul edilir.&nbsp;<strong>Evlat edinme&nbsp;şartları</strong>&nbsp;var olsa da hakim, çoğun yararına aykırı bulduğu takdirde&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>ye karar vermeyebilir. Ancak&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>nin evlat edinilecek küçüğün yararına olması koşulu içinde ebeveyn-çocuk ilişkisinin de kurulması amaçlanmıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Evlat Edinmek İsteyen Kişinin&nbsp;Avukata Başvurması Gerekir mi?</h2>



<p><strong>Evlat edinme</strong>&nbsp;davası için bir çok şart ve usuli işlem düzenlenmiştir. Usuli işlemlerin hatalı veya hiç yapılmadığı, şartların tamamlanmadığı veya &nbsp;şartlar tamamlanmış olsa dahi hakimin evlat edinilecek küçüğün yararına aykırı bulunduğu durumlarda hakim&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>ye karar vermemektedir. İstemediğiniz sonuçla karşılaşmak istemiyorsanız mutlaka bu hususlarda avukata ve avukatla takip etmeniz gerekmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Evlat Edinmenin Türleri Nelerdir?</h2>



<p><strong>Evlat edinme</strong>&nbsp;evlat edinen kişiye göre; tek başına&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>, birlikte&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>, üvey&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;olarak üçe ayrılırken, evlat edinilen kişiye göre ise küçüklerin evlat edinilmesi, erginlerin ve kısıtlıların evlat edinilmesi olarak ikiye ayrılmaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Tek Başına Evlat Edinme Münkün Müdür?</h2>



<p>Türk hukuk sistemi evli olmayan kişilerin tek başına&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;yoluyla&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>sine olanak sağlamaktadır.(TMK 307) Yapılan araştırmalara göre ülkemizde bekar erkekler tarafından yok sayılacak derece&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;konusunda başvuru varken başvurular daha çok bekar bayanlar tarafından yapılmaktadır. Evli olmayan kişinin&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>sinin temel koşulu evlat edinmek isteyip de evli olmayan kişinin 30 yaşını doldurmuş olmasıdır. Burada dikkat edilmesi gereken husus ise evli olmayan bir kişilerin birlikte evlat edinememesidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Evlat Edinmek İstiyorum,&nbsp;Eşimin Rızası Şart Mı?</h2>



<p>Birlikte&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>, evlat edinen küçük bakımından doğal ana babası ile olan ilişkisine benzer bir ilişki kurulmasını sağlamaktadır. Evlat edinen küçük bakımından bu ortamın sağlanması için Kanun kural olarak eşlerin birlikte evlat edinebileceklerini düzenlemiştir(TMK 306). &nbsp;Birlikte&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;eşlerin evlilik birliğinin ve yaralarının korunmasını da sağlamaktadır. Bu nedenle hakim eşlerin birlikte&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;taleplerini daha sık kabul etmektedir. Birlikte&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>nin istinası olarak; &nbsp;Eşlerden &nbsp;birinin&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>sinin olanaksız veya anlamsız olması durumunda, eşlerden sadece birine&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;olanağı tanınmıştır. (TMK 307/2) Yine diğer bir istisna olarak, Eşlerden biri halen evli olduğu eşin çocuğunu üvey evlat edinebilmektedir. (TMK 307/3) Anlaşılacağı üzere kural olarak eşler ancak birlikte evlat edinebilirken TMK 307/2 ve 307/3’ün gerçekleşmesi durumunda diğer eşin rızasını aramamaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Evlat Edinme Şartları Nelerdir?</h2>



<p><strong>Evlat edinme koşulları</strong>&nbsp;bazı genel koşulların yanı sıra, &nbsp;evlat edinilecek çocuğun 18 yaşından küçük olması, evlat edinilecek kişinin ergin veya kısıtlı olması, evlat edinilecek küçüğün yasal aracı kurumlardan(Çocuk Esirgeme Kurumu vb.) alınması, evlat edinilecek küçüğün şahıstan alınması gibi durumlarında, koşullarda ve usuli işlemlerde bazı değişiklikler göstermektedir.</p>



<p><strong>Evlat edinme</strong>de temel amaç küçüğün yararı olup&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;diğer koşullarda gerçekleşmiş olmak kaydıyla ancak Küçüğün yararı bulunuyorsa kabul edilir (TMK 305/2).&nbsp;<strong>Evlat edinme şartları</strong>&nbsp;var olsa da hakim, çocuğun yararına aykırı bulduğu takdirde&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>ye karar vermeyebilir. Ancak&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>nin evlat edinilecek küçüğün yararına olması koşulu içinde ebeveyn-çocuk ilişkisinin de kurulması amaçlanmıştır. Eski Türk Medeni Kanununda evlat edinenin alt soyunun varlığı, küçüklerin evlat edinilmesinde engel oluştururken Yeni Türk Medeni Kanununda böyle bir engel bulunmamaktadır. Yani çocuğu, torununun torunu olması küçüklerin evlat edinilmesine artık engel değildir.</p>



<p>Hukuk sistemimiz&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>nin amacına ve ruhuna aykırı&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>leri önlemek amacıyla; bazı temel koşulları düzenlemiş ve&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>de bu koşulların varlığını aramaktadır.(TMK 305) Buna göre öncelikle evlat edinilecek küçük, evlat edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olmalı,&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;işlemi, küçüğün yararına olmalı,&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;işlemi, diğer çocukların yararlarını zedelememelidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Eşlerin 18 Yaşından Küçüğü&nbsp;Evlat Edinmesi Şartları Nelerdir?</h2>



<p>18 yaşını doldurmamış olan küçüklerin evlat edinilmesi TMK 306 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. TMK 305’de düzenlenen temel şartların yanında bu madde hükümlerine dikkat edilmesi gerekmektedir. Buna göre: Evlilikleri en az 5 yıl sürmüş veya 30 yaşını doldurmuş olan eşler, kendilerinden ez az 18 yaş küçük olan ve taraflarınca bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş küçüğü, ana ve babasının rızasıyla, eğer ki küçük, kurumda (Çocuk Esirgeme Kurumu vb.) yaşıyorsa o kurum tarafından atanacak vasinin onayı ile ve ayrıca küçüğün yararı esaslı olarak birlikte evlat edinebilirler.&nbsp;<strong>Evlat edinme</strong>&nbsp;kesinlikle diğer çocukların yararlarını da zedelememelidir. Unutulmamalıdır ki, yasa koyucu anne babasının velayeti altında olan evlat edinilecek küçük ayırt etme gücüne sahipse, ana babanın rızasının yanında &nbsp;küçüğün kendi rızasını da şart koşmuştur. Fakat küçük vesayet altındaysa ayırtetme gücü olsa dahi rızası aranmamaktadır.</p>



<p>Anlaşılacağı üzere eşlerin evliliğinin en az 5 yıl sürmüş olması veya eşlerin 30 yaşını doldurmuş olması, evlat edinilecek küçüğün&nbsp;<strong>evlat edinmek</strong>&nbsp;isteyen eşlerden en az 18 yaş küçük olması ve&nbsp;<strong>evlat edinmek</strong>&nbsp;isteyen eşler tarafından en az 1 yıl eğitilmiş ve bakılmış olması, bu 1 yıllık sürenin olumlu sonuçlanmış olması, küçük anne babasının velayeti altındaysa ana ve babasının rızası,&nbsp;<strong>evlat edinmek</strong>&nbsp;istenen küçük kurumda (Çocuk Esirgeme Kurumu vb.) yaşıyorsa o kurum tarafından atanacak vasinin onayı, yasal temsilcisinin yanında ayırt etme gücüne sahip evlat edinilecek küçüğün kendi rızası ve küçüğün yararı şartları bulunmaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Evlat Edinmek İçin Ana Babadan Rıza Nasıl Alınır?</h2>



<p><strong>Evlat edinme</strong>, küçüğün ana ve babasının rızasını gerektirdiğinden öncelikle ana babasından rıza alınması gerekmektedir. Rızanın, mahkeme önünde alınması gerekmekte olup, küçüğün veya ana ve babasının oturdukları yer mahkemesinde tutağa bağlanmak suretiyle sözlü veya yazılı olarak alınır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Ana babanın vermiş olduğu rıza, evlat edinenlerin adları belirtilmemiş veya evlat edinenler henüz belirlenmemiş olsa dahi geçerli olmaktadır.&nbsp;Türk Medeni Kanunu</p>
</blockquote>



<p>Fakat ana baba bu rızayı küçüğün doğumunun üzerinden altı hafta geçmeden önce verememektedir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Evlat edinilmek istenen küçüğün ana babasından birinin kim olduğu veya uzun süreden beri nerede oturduğu bilinmiyorsa veya ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun bulunuyorsa, ana babadan biri ya da her ikisi küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmiyorsa bu durumda küçük, gelecekte evlat edinilmek amacıyla bir kuruma yerleştirilir ve ana ve babadan birinin rızası eksik olursa, evlat edinenin veya&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>de aracılık yapan kurumun istemi üzerine ve kural olarak küçüğün yerleştirilmesinden önce, onun oturduğu yer mahkemesince &nbsp;bu rızanın aranıp aranmamasına karar verilir. Diğer hallerde, bu konudaki karar&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;işlemleri sırasında verilir.&nbsp;Türk Medeni Kanunu</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading">Evli Olmayan Kişinin&nbsp;18&nbsp;Yaşından Küçüğü&nbsp;Evlat Edinmesinin Şartları Nelerdir?</h2>



<p>Yasa koyucu Evli olmayan kişinin&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>sine de olanak tanımış ve bunu da bazı şartlara bağlamıştır. Buna göre: öncelikle&nbsp;<strong>evlat edinmek</strong>&nbsp;isteyip de evli olmayan kişinin 30 yaşını doldurmuş olması şarttır. Bu bağlamda temel şartlarla beraber TMK’nın 18 yaşını doldurmamış olan küçüklerin evlat edinilmesi hususundaki maddelerini de göz önüne aldığımızda evlat edinilecek küçükten en az 18 yaş büyük olması kaydıyla 30 yaşını doldurmuş olan bir kişi, bir yıl süreyle baktığı ve eğittiği küçüğü, ana ve babasının rızasıyla, eğer ki küçük, kurumda (Çocuk Esirgeme Kurumu vb.) yaşıyorsa o kurum tarafından atanacak vasinin onayı ile küçüğün yararı esaslı olarak evlat edinebilir. Burada dikkat edilmesi gereken başkaca iki husus var ki o da; evlat edinilecek küçük ayırt etme gücüne sahipse, ana babasının rızasının yanında küçüğün kendi rızasının da olması şartı ve evli olmayan iki kişinin küçüğü beraber evlat edinememesidir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Her ne kadar ana babasının velayetinin altında olan &nbsp;ayırt etme gücüne sahip küçüğün rıza alınması zorunlu ise de küçük eğer Vesayet altında ise, ayırt etme gücüne sahip olup olmadığına bakılmaksızın vesayet dairelerinin izniyle evlat edinilebilir.&nbsp;Türk Medeni Kanunu</p>
</blockquote>



<p>Tekrarlamak gerekirse; evlat edinilecek küçüğün evlat edinenden 18 yaş küçük olması , evlat edinmek isteyen kişinin 30 yaşını doldurmuş olması, evlat edinilecek küçüğün evlat edinmek isteyen kişi tarafından &nbsp;en az 1 yıl eğitilmiş ve bakılmış olması, bu 1 yıllık sürenin olumlu sonuçlanmış olması, küçük anne babasının velayeti altındaysa &nbsp;ana ve babasının rızası, &nbsp;evlat edinmek istenen küçük kurumda (Çocuk Esirgeme Kurumu vb.) yaşıyorsa o kurum tarafından atanacak vasinin onayı ana babasının velayeti altında olan evlat edinilecek küçük ayırt etme gücüne sahipse, yasal temsilcisinin yanında &nbsp;küçüğün kendi rızası ve küçüğün yararı şartları evli olmayan kişinin evlat edinmesi için zorunludur.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Erginlerin ve Kısıtlıların&nbsp;Evlat Edinilmesi&nbsp;Mümkün Mü?</h2>



<p>Erginlik kavramı, Genel hükümlere göre 18 yaşını dolduran kişiyi ifade etmektedir.&nbsp;<strong>Evlat edinme</strong>&nbsp;açısından ise erginlik kavramı, 18 yaşını dolduran yada &nbsp;evlenme yoluyla veya yargısal erginliğine karar verilerek ergin olan kişi olarak tanımlanmaktadır. Kısıtlı kişi ise kanunda sayılan sebeplerle fiil ehliyeti mahkeme kararı ile kısıtlanmış kişidir. Kanun Ergin evlatlık için herhangi bir üst yaş sınırı belirlememiştir.</p>



<p>Hukuk sistemimiz ergin ve kısıtlıların evlat edinilmesine de izin vermektedir. Fakat Ergin ve kısıtlıların evlat edinilmesini &nbsp;bazı kanun ve ahlak dışı durumlara yol açabileceği için bu gibi durumları engellemek ve kamu düzenini de sağlamak maksadıyla bir çok şart koşmuş ve bu yolla&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>yi zorlaştırmıştır. (TMK 313)</p>



<p>Fakat kanun küçüklerin evlat edinilmesinde, bu yolla çok fazla küçüğün ana baba sevgisinden ve bakımından &nbsp;mahrum kalmayacağı inancıyla prosedür olarak daha temel düzenlemeleri esas almıştır. (TMK 315)</p>



<p>Erginlerin veya kısıtlıların evlat edinilmesinde TMK 313. madde hükmü uygulanmaktadır. Burada hüküm olmayan hallerde TMK 315 Kıyasen ve bünyesine uyduğu ölçüde uygulanır.</p>



<p>Eski Türk Medeni Kanununda evlat edinenin alt soyunun varlığı, küçüklerin evlat edinilmesinde engel oluştururken Yeni Türk Medeni Kanununda böyle bir engel bulunmamaktadır. Yani çocuğu, torununun torunu olması küçüklerin evlat edinilmesine artık engel değildir.</p>



<p>Yasaya göre;</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Evlat edinenin altsoyunun açık muvafakatiyle ergin veya kısıtlı kişiler; &nbsp;Engeli sebebiyle sürekli olarak yardıma muhtaç ve evlat edinen tarafından en az beş yıldan beri bakılıp gözetilmekte ise, evlat edinen tarafından, küçükken en az beş yıl süreyle bakılıp gözetilmiş ve eğitilmiş ise, diğer haklı sebepler mevcut ve evlat edinilen, en az beş yıldan beri evlat edinen ile aile halinde birlikte yaşamakta ise evlat edinilebilir. Evli bir kimse bu yolla ancak eşinin rızasıyla evlat edinebilmektedir.&nbsp;Türk Medeni Kanunu</p>
</blockquote>



<ul class="wp-block-list">
<li>Evlat edinilecek kişinin ayırt etme gücüne sahip olması şart değildir. Anne baba velayeti altında olan ayırt etme gücüne sahip olmayan kısıtlı erginlerin evlat edinilmesinde sadece ana babanın rızası aranır. (TMK 308/3,TMK 419/3)</li>



<li>Evlat edinilecek ergin ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı değilse&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;işlemine kendi başına rıza gösterebilir. Ayrıca kendisine yasal danışman atanmış bulunan sınırlı ehliyetli kişide tam ehliyetliler gibi rızasını tek başına verebilir.</li>



<li><strong>Evlat edinme</strong>&nbsp;sırasında kısıtlı ana babasının velayeti altında ise vesayet dairelerinin izninin alınmasına gerek yoktur.</li>



<li>Tam ehliyetsiz olan kişinin evlat edinilebilmesi için yasal temsilcilerinin izni gerekir. Fakat evlat edinme davasında olanağı var ise mahkeme tam ehliyetsiz kişiyi dinler(TMK 316/1)</li>



<li>Unutulmaması gerekir ki vesayet altına alınmış ve ayırt etme gücüne sahip olmayan kısıtlı erginlerin evlat edinilmesinde sadece vesayet dairelerinin izni yeterli olup ayırt etme gücünü sahipse vesayet dairelerinin izni yanında kendisinin de rızası aranmaktadır.</li>



<li>Evlat edinen, baş vurusunu&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;kararı verilinceye kadar geri alabilir. Aynı şekilde ayırt etme gücüne sahip ergin&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;kararı verilinceye kadar vermiş olduğu rızasını geri alabilir.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading">Eşimin Çocuğunu Evlat Edinebilir Miyim?</h2>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Yasa koyucu, eşlerden birinin, en az iki yıldan beri evli olmaları veya kendisinin otuz yaşını doldurmuş bulunması koşuluyla diğerinin çocuğunu&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>sine izin vermektedir.&nbsp;Türk Medeni Kanunu</p>
</blockquote>



<p>Ayrıca bu şartın yanında evlat edinilecek kişi ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı değilse evlat edinilecek kişinin de rızası aranır. Bu şartlar dahilinde eşinizin çocuğunu evlat edinebilirsiniz.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Akrabamı Evlat&nbsp;Edinebilir Miyim?</h2>



<p>Kural olarak evlat edinenin evlat edinilecek olan kişiyle hısımlık bağının bulunmaması gerekmektedir. Bunun tek istinası eşlerden birinin halen evli olduğu eşinin çocuğunu evlat edinebilmesidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Ergin Veya Kısıtlıların&nbsp;Evlat Edinilmesi Neden Küçüklerin Evlat Edinmesinden Daha Zordur?</h2>



<p>Genel hükümlere göre 18 yaşını dolduran kişi ergindir.&nbsp;<strong>Evlat edinme</strong>&nbsp;açısından erginlik kavramı, 18 yaşını dolduran yada &nbsp;evlenme yoluyla veya yargısal erginliğine karar verilerek ergin olan kişi olarak tanımlanmaktadır. Ergin olmayan kişi ise küçük olarak tanımlanmaktadır. Kısıtlı kişi ise kanunda sayılan sebeplerle fiil ehliyeti mahkeme kararı ile kısıtlanmış kişidir. Ergin evlatlık için herhangi bir üst yaş sınırı aranmamıştır.</p>



<p>Hukuk sistemimiz küçüklerin&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>sini ergin ve kısıtlıların evlat edinilmesine oranla birçok yönden daha çok tercih etmiştir. &nbsp;Ergin ve kısıtlıların evlat edinilmesi bazı kanun ve ahlak dışı durumlara yol açabilmektedir. Kanun bu gibi durumları engellemek için bir çok şart koşmuş ve bu yolla&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>yi zorlaştırmıştır. (TMK 313)</p>



<p>Fakat kanun küçüklerin evlat edinilmesinde, bu yolla çok fazla küçüğün ana baba sevgisinden ve bakımından &nbsp;mahrum kalmayacağı inancıyla prosedür olarak daha temel düzenlemeleri esas almıştır. (TMK 315)</p>



<p>Erginlerin veya kısıtlıların evlat edinilmesinde TMK 313. madde hükmü uygulanmaktadır. Burada hüküm olmayan hallerde TMK 315 Kıyasen ve bünyesine uyduğu ölçüde uygulanır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Evlat Edinme Başvurusu&nbsp;Geri Alınabilir Mi?</h2>



<p>Evlat edinen, başvurusunu&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;kararı verilinceye kadar geri alabilir. Aynı şekilde ayırt etme gücüne sahip küçük de&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;kararı verilinceye kadar vermiş olduğu rızasını geri alabilmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Evlat Edinme Rızası&nbsp;Geri Alınabilir Mi?</h2>



<p><q>TMK 309’a göre rıza, küçüğün veya ana ve babasının oturdukları yer mahkemesinde sözlü veya yazılı olarak açıklanarak tutanağa geçirilmek suretiyle alınır.</q></p>



<p>Bu suretle verilen rıza, tutanağa geçirilme tarihinden başlayarak altı hafta içinde aynı usulle geri alınabilmektedir. (TMK 310)</p>



<p>Lakin yasa gereği geri almadan sonra yeniden verilen rıza kesin olduğu için ikinci rıza geri alınamamaktadır.</p>



<p>Ayrıca belirtmek gerekir ki, rızanın mahkeme önünde alınması gerektiğinden mahkeme dışında verilen rızaların herhangi bir hukuki işlevi bulunmamaktadır ve her zaman vazgeçilebilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Daha Önce Evlat Edinilmiş Evlatlık&nbsp;Bir Başkası Tarafından&nbsp;Evlat Edinilebilir Mi?</h2>



<p>Daha önce bir kimse tarafından evlat edinilmiş evlatlık, evlat edinenin eşinin de onu&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>si dışında, bu kişi bir başkası tarafından evlat edinilemez. Bu durumun tek bir istisnası evli eşlerin birlikte&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>sidir. TMK 306/1‘e göre bir kişi ancak evli eşler tarafından birlikte evlat edinilebilir. Yani evli bir kimsenin evlat edindiği kişinin diğer evli eş tarafından daha sonradan evlat edinilmesi de olanaklıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Evlat Edinmede Türk Vatandaşı&nbsp;Olma Zorunluluğu Var Mı?</h2>



<p><strong>Evlat edinme</strong>de evlat edinilecek küçüğün Türk vatandaşı olma zorunluluğu bulunmamaktadır. Lakin uygulamada yabancı bir kişinin Türk vatandaşı küçüğü&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>si daha zordur. Bununla ilgili uluslararası hukuk ve normlar da devreye girmektedir. Bu nedenle&nbsp;<strong>evlat edinmek</strong>&nbsp;isteyen yabancı kişiler, &nbsp;bu konuda uzman avukata başvurması işlemlerin hızlanmasını ve zorlu sürecinin yükünün hafifletilmesini sağlayacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Evlat Edinmenin Sonuçları Nelerdir?</h2>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>TMK 314’e göre&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;kararı ile birlikte Ana ve babaya ait olan haklar ve yükümlülükler artık evlat edinene geçer ve evlatlık, evlat edinenin mirasçısı olur. Evlat edinilen küçük ise evlat edinenin soyadını alır. Evlat edinen isterse çocuğa yeni bir ad verebilir.Ergin olan evlatlık, evlat edinilme sırasında dilerse evlat edinenin soyadını alabilir.&nbsp;Türk Medeni Kanunu</p>
</blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Evlatlığın, miras ve başka haklarının zedelenmemesi, aile bağlarının devam etmesi için evlatlığın naklen geldiği aile kütüğü ile evlat edinenin aile kütüğü arasında her türlü bağ kurulur.&nbsp;Türk Medeni Kanunu</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading">Evlat Edinilme Davasında&nbsp;Yapılan Araştırmalar Nelerdir?</h2>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Hukuk sistemimizde;&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>de esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların kapsamlı biçimde araştırılır, evlat edinen ile edinilenin dinlenir, gerektiğinde uzmanların görüşü alınır. Araştırmada özellikle evlat edinen ile edinilenin kişiliği ve sağlığı, karşılıklı ilişkileri, ekonomik durumları, evlat edinenin eğitme yeteneği,&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>ye yönelten sebepler ve aile ilişkileri ile bakım ilişkilerindeki gelişmeler dikkate alınır. Ayrıca çoğu zaman Evlat edinenin altsoyu varsa, onların&nbsp;<strong>evlat edinme</strong>&nbsp;ile ilgili tavır ve düşünceleri de değerlendirilir.&nbsp;Türk Medeni Kanunu</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading">Evlatlık İlişkisi Kaldırılabilir Mi?</h2>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Kişi evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını isteyebilir. Eğer söz konusu noksanlıklar ortadan kalkmış veya sadece usule ilişkin olup da ilişkinin kaldırılması evlatlığın menfaatini ağır biçimde zedeleyecekse evlatlık ilişkisinin kaldırılması yoluna gidilemez.&nbsp;Türk Medeni Kanunu</p>
</blockquote>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/evlat-edinme/">Evlat Edinme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boşanma Avukatı</title>
		<link>https://www.sezginhukuk.org/bosanma-avukati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bigbang]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2021 10:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Başlıklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://sezginhukuk.bigbang-digital.com/?p=946</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evlilik ve evliliği sona erdiren haller Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiş olup boşanma, evliliği sona erdiren durumlardan biridir. Boşanma hükümleri Türk Medeni Kanunu’nun 161-184 maddelerinde düzenlenmiştir. Yasaya göre boşanma sadece dava...</p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/bosanma-avukati/">Boşanma Avukatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Evlilik ve evliliği sona erdiren haller Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiş olup boşanma, evliliği sona erdiren durumlardan biridir. Boşanma hükümleri Türk Medeni Kanunu’nun 161-184 maddelerinde düzenlenmiştir. Yasaya göre boşanma sadece dava ile yani, hakimin kararı ile mümkündür.Mahkemenin nihai kararı aleyhine olan taraf bu karara karşı istinaf hakkı bulunmaktadır. Kanun yolu süresi mahkemenin gerekçeli kararının tebliğinden itibaren başlar, Boşanma davasında mahkeme Anayasanın 141/3. maddesi ve HMK’nın 297.maddesinin /3. bendine göre kararlarında iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması, ret ve üstün tutulma nedenleri, sabit görülen vakalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebebin açıkça göstermek zorundadır. Boşanma davasında mahkeme kısa kararından sonra kararını Yargıtay denetimine elverişli olarak gerekçeli olarak açıklanmadığı takdirde bu durum bir bozma nedeni olacaktır. Boşanma kararına karşı kanun yoluna başvurulduğunda bu hususlara dikkat edilmesi gerekmektedir. Aşağıdaki yazımızda detaylı olarak boşanma davasında dikkat edilmesi gereken hususları da açıkladık. Görüleceği üzere boşanma davasında taraflara çok büyük yükümlülükler yüklenmiştir. Taraflar, Mahkemeler önünde tüm bu yükümlülükleri ve yasal mevzuatı bilmek zorundadırlar. Kimse ben bu maddeyi, kuralı bilmiyordum deme hakkına sahip değildir. Mahkemeler önünde bu kural çerçevesinde herkes eşittir. Boşanma avukatı ise bu hususta tecrübe sahibi olan, tarafların omuzlarındaki yükü hafifleten, süreci doğru yönetmek, delil ve iddiaları doğru bir şekilde iletmek, haklarınıza kavuşabilmek, mağdur olamamak ve doğru zamanda doğru işlemi yapmak için yardımcı olabilecek kişilerdir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="Boşanma_Sebebleri_Nelerdir?">Boşanma Sebebleri Nelerdir?</h2>



<p>Türk Medeni Kanunu’nun boşanma nedenleri tek tek belirtilmiş olup Mahkemece, Türk Medeni Kanunu’nda sayılan nedenler dışında herhangi bir nedenle boşanmaya karar verilmez.</p>



<p>Yasada boşanma sebepleri olarak;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Zina(TMK 161)</li>



<li>Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış(TMK 162)</li>



<li>Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme(TMK 163)</li>



<li>Terk(TMK164)</li>



<li>Akıl hastalığı(TMK165)</li>



<li>Evlilik birliğinin temelinden sarsılması(TMK 166)</li>
</ul>



<p>sayılmıştır.</p>



<p>Zina, Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, Terk ve Akıl hastalığı özel boşanma sebeplerindendir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma, kusurlu hareketiyle evlilik birliğinin sarsılmasına sebebiyet veren eşin davası, anlaşmalı boşanma ve fiili ayrılık nedeniyle boşanma davası ise genel boşanma sebeplerindendir.</p>



<p>Boşanma davasını açacak eş, yasada gösterilen boşanma nedenlerinden en az birine dayanmalıdır. Hakim, taraflarca mahkemeye bildirilen vakalarla ve talep sonuçlarıyla bağlıdır (HMK m. 26/1). Boşanma davasını açan eş davasını ikame ederken hangi boşanma sebebine dayandığını anlaşılır açık net bir şekilde belirtmesi gerekmektedir. Aksi durumda kişi iddiayı ve savunmayı genişletme yasağı ile karşılaşacaktır. Hakim sadece boşanma nedeni olarak belirtilen vakıaların net bir şekilde izahı olduğu ve bununla birlikte, davacının vakıaların mahiyeti hakkında yapmış olduğu nitelemede hata yapması durumunda bu niteleme ile bağlı olmayacaktır.</p>



<p>Boşanma davasında gösterilen boşanma nedenlerinin ispatı ve şartlar oluştuğu takdirde hakim boşanmaya karar verir. Hakim boşanma davasında boşanma sebebi olarak gösterilen olayların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe boşanma kararı veremez.</p>



<p>Mahkeme tahkikatının tamamlandığına karar verdiği zaman sözlü yargılamaya geçmekte ve Boşanma davasında gösterilen boşanma nedenlerinin ispatı ve şartlar oluştuğu takdirde hakim artık boşanmaya karar vermektedir. Fakat Hakim boşanma davasında boşanma sebebi olarak gösterilen olayların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe boşanma kararı veremez.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="Boşanma_İçin_Nereye_Başvurulur?">Boşanma İçin Nereye Başvurulur?</h2>



<p>Türk Medeni Kanunu’na göre boşanma davası eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yerdeki Aile Mahkemelerinde açılır. Tespit edilen yetkili yerde Aile Mahkemesinin olmadığı durumlarda ise Aile Mahkemesi sıfatı ile davaya bakmakla görevli olan Asliye Hukuk Mahkemelerinde dava açılmalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="Boşanma_Davası_Nasıl_Açılır">Boşanma Davası Nasıl Açılır?</h2>



<p>Boşanmak isteyen eş, boşanma davasını Türk Medeni Kanunu’nda sayılan boşanma sebeplerinden en az birine dayalı olarak hazırlayacağı boşanma davası dilekçesi &nbsp;ile kendisinin veya eşinin yerleşim yeri veyahut davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yerdeki Aile Mahkemelerinde açmalıdır. &nbsp;Boşanma davası açmak için hazırlanan dilekçe gerekli olan evraklarla birlikte mahkemenin tevzi bürosuna verilmelidir ve tevzi bürosunun hesapladığı harç ve masraflar davayı açan kişi tarafından ödenmelidir. Boşanma davası bu suretle açılır.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="1">Boşanma Avukatına Başvurmalı Mıyım?</h3>



<p>Boşanma davası ister davacı isterse davalı olsun taraflara birçok sorumluluk yüklemektedir. Boşanma davasında davanın vasıf ve mahiyeti gereği tarafların bazı delillere başvurması ve Kanunda belirlenen sürelere uyması gerekmektedir. Aksi halde hem davacı hem de davalı eş için bu durum davayı kaybetme sebebi olacak ve üstelik davayı kaybeden taraf aleyhine bir takım tazminat, dava masrafı, harç ve vekalet ücreti hükmedilecektir. Boşanma davası açmak isteyen kişi ve hakkında boşanma davası açılan kişi bu nedenle öncelikle uzman boşanma avukatına başvurmalı ve hukuki yardım almalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="Boşanma_Nasıl_Olur?">Boşanma Nasıl Olur?</h2>



<p>Türk Medeni Kanunu’na göre boşanma sadece hakim kararı ile mümkündür. Aile mahkemesinin vereceği karar kararın kesinleşmesi ile mahkemece nüfus müdürlüğüne gönderilir ve nüfus kayıtları düzeltilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="Boşanma_Davası_Açmak_İstiyorum_Ne_Yapmalıyım">Boşanma Davası Açmak İstiyorum, Ne Yapmalıyım?</h2>



<p>Boşanma davası, bizzat boşanmak isteyen kişi tarafından açılabileceği gibi boşanma avukatına verilecek özel boşanma vekaleti ile de boşanma davası açtırmak mümkündür. Lakin anlaşmalı boşanma davalarında avukatla dosya yürütülüyor olsa bile tarafların duruşmaya katılma zorunluluğu bulunmakla beraber, çekişmeli boşanma davalarında tarafların duruşmaya katılmaksızın boşanma avukatı ile davasını ve duruşmalarını takip ettirilebilir. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="Boşanma_Davası_Nerede_Açılır?">Boşanma Davası Nerede Açılır?</h2>



<p>Boşanmak isteyen eş, boşanma davasını kendisinin veya eşinin yerleşim yeri veyahut davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yerdeki Aile Mahkemelerinde boşanma avukatı ile açmalıdır. Bu yerde Aile mahkemesinin olmaması durumunda o yerdeki Aile mahkemesi sıfatıyla bakmakla görevli Asliye Hukuk Mahkemelerinde açılmalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="Boşanma_Davaları_Ne_Kadar_Sürer?">Boşanma Davaları Ne Kadar Sürer?</h2>



<p>Boşanma davası, Aile Mahkemesi Tevzi Bürosuna boşanma dilekçesi ve evraklarının verilmesi, vezneden harç ve yargılama giderlerinin ödenmesi suretiyle açılır. Mahkemeye dosyanızın tevzi edilmesinin ardından mahkemece dilekçe ve dava şartları kontrol edildikten sonra tensip zaptı hazırlanır. Boşanma davası yazılı yargılama usulüne tabi olup hazırlanan tensip zaptının bir sureti davacıya bir sureti ise boşanma davası dilekçesi ile birlikte davalıya tebliğ edilir. Tensip zaptında bir çok ihtar yer almakta olup davalı cevap ve delillerini 2 haftalık cevap süresi içinde bildirmelidir. Mahkemeye verilen cevap dilekçesi bu defa davacıya tebliğ ettirilir ve davacı 2 haftalık süre içinde cevaba cevap dilekçesi sunar, davacının bu dilekçesini mahkeme davalıya tebliğ eder ve davalı tarafından 2 haftalık süre içinde 2. Cevap dilekçesi sunulur. Bu aşamaya dilekçeler teatisi denir. Dilekçeler teatisi bittiğinde veya bu sürenin sonuna denk gelecek şekilde Mahkeme belirleyeceği ilk duruşmada öninceleme duruşması yapar ve bu duruşmada deliller, uyuşmazlık konusu, sulh olup olmama gibi konular tartışılır. Bu aşamadan sonra artık davanın esasına geçilir. Boşanma davasında uyulması gereken bir çok yasal süre ve yasal yükümlülük bulunmaktadır. Uzman boşanma avukatı ile davanın takip edilmesi sürelere uyma davayı hızlı bir şekilde tamamlama şansı yaratacaktır. Aksi halde eksik evrak veya sürenin kaçması sonucu davayı kaybetmenin yanında sonuçlanıncaya kadar ise tahammül sınırlarını aşabilecek süreç yaşamınıza neden olacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="Boşanma_Şartları_Nelerdir?">Boşanma Şartları Nelerdir?</h2>



<p>Boşanma davaları; anlaşmalı boşanma davaları ve çekişmeli boşanma davaları olarak iki ayrılmaktadır. Boşanma şartları da dava çeşidine göre değişmektedir. Çekişmeli boşanma davalarında boşanma kararı alınabilmesi için, usulüne uygun olarak açılan boşanma davası olması, Yasada gösterilen boşanma nedenlerinden en az birine dayanılmalı, boşanma sebebi anlaşılır açık net bir şekilde belirtilmeli, boşanma nedenlerinin ispat edilmesi ve boşanma sürecinin usulüne uygun takip edilmesi koşulu bulunmaktadır. Önemle belirtmek gerekir ki; Hakim boşanma davasında boşanma sebebi olarak gösterilen olayların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe boşanma kararı vermemektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="Boşanma_İçin_Gerekli_Evraklar_Nelerdir?">Boşanma Davası İçin Gerekli Evraklar Nelerdir?</h2>



<p>Diğer konu başlıklarında da açıkladığımız üzere boşanma davası açmak için öncelikle boşanma sebeplerinizi içeren dilekçe hazırlamanız ve bu dilekçeye nüfus cüzdanı fotokopisi ile delil listenizi sunmanız gerekmektedir. Türk Vatandaşı olmayıp Türkiye’de evlenen kişilerin açacağı boşanma davasında mahkeme tarafların evli olduklarını tespit edebilmesi için boşanma davası açacak eşin dilekçesinin yanında evli olduklarının belgeleyen belgenin (aile cüzdanını) de mahkemeye sunulması gerekmektedir. Yabancı uyruklu kişinin boşanma davası açarken aile cüzdanını mahkemeye sunulmadığı durumlarda ise mahkeme davacı eşe iki haftalık kesin süre verir, davacı ise iki haftalık kesin süre içinde evrakı tamamlaması gerekmektedir. Aksi halde mahkeme davanın açılmamış sayılmasına karar verecektir. Ayrıca HMK ya göre hem davacı eşin &nbsp;hem de davalı eşin dava ve cevap dilekçelerinde başvurmuş oldukları delilleri somutlaştırması gerekmektedir. Tarafların somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesi davaların senelerce uzamasına neden olmaktadır. Davanın Aile Hukuku ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu kuralları çerçevesinde usulüne uygun takip edilmesi davanızın doğru ve hızlı bir şekilde sonuçlandırılmasını sağlayacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="Boşanma_İşlemleri_Nelerdir_Nasıl_Yürütülür?">Boşanma İşlemleri Nelerdir, Nasıl Yürütülür?</h2>



<p>Boşanmak isteyen eş boşanmadan kaynaklı hak ve yükümlülüklerini öğrenmek için öncelikle boşanma avukatına başvurması gerekmektedir. Boşanma sebeplerinizi yazdığınız dilekçe ile açmış olduğunuz davada delil bildirimi, sürelere uyma, davalının cevabına cevap, delillere yönelik mahkemeyi aydınlatma ve HMK ve MK dan kaynaklı bir çok yükümlülük de beraberinde gelmektedir. Yani dilekçe hazırlamakla iş bitmemektedir. Değişen kanunlar ve Yargıtay kararlarını vatandaşın takip etmesi ve uygulaması zordur lakin imkansız değildir. Bu hususta öncelikle güncel kuralları içeren Tük Medeni Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Borçlar Kanununu çerçevesinde ilerlemek ve uyuşmazlık ile ilgili Yargıtay kararlarını da araştırıp takip etmek gerekmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="Anlaşmalı_Boşanma_Davası_Nasıl_Açılır?">Anlaşmalı Boşanma Davası Nasıl Açılır?</h2>



<p>Anlaşmalı boşanma davalarında kesin&nbsp;yetki&nbsp;kuralı&nbsp;geçerli olmayıp taraflar mutabık kaldıkları herhangi bir Aile Mahkemesinde anlaşmalı boşanma davası açabilmektedirler. Anlaşmalı boşanma davasında tarafların boşanmanın bütün sonuçlarından mutabık kalmaları gerektiği için dava açılırken anlaşmalı boşanma dilekçesine boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda hazırlanan ve her iki tarafça da imzalanan protokol eklenmelidir. Bu protokolde özellikle tazminat, çocukların velayeti, iştirak nafakası, yoksulluk nafakası ve mal rejimleri hususu unutulmamalıdır. Bu hususlarda taraflar anlaşamaz iseler anlaşmalı boşanma mümkün değildir.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="Anlaşmalı_Boşanma_İçin_Nereye_Başvurulur?">Anlaşmalı Boşanma İçin Nereye Başvurulur?</h3>



<p>Türk Medeni Kanunu’na göre boşanma davası eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yerdeki Aile Mahkemelerinde açılır. Fakat anlaşmalı boşanma davalarında kesin yetki kuralı geçerli değildir. Bu nedenle Taraflar mutabık kaldıkları herhangi bir Aile Mahkemesinde anlaşmalı boşanma davası açabilirler.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="Anlaşmalı_Boşanma_Davası_Açacağım_Boşanma_Avukatına_Başvurmalı_Mıyım">Anlaşmalı Boşanma Davası Açacağım, Boşanma Avukatına Başvurmalı Mıyım?</h3>



<p>Anlaşmalı boşanma davası, tarafların boşanmanın bütün sonuçlarında mutabık kalmaları esası üzerine kuruludur. Boşanma avukatına başvurmak öncelikle bu hususlarda tarafların uzlaşmasının sağlanmasında önemlidir. Tarafların uzlaşmanın ardından, davayı açacak eş, boşanmanın bütün sonuçlarında mutabık kaldıklarına dair açıklayacı protokol hazırlamalı, taraflarca imzalanmalı ve boşanma dilekçelerine eklemelidir. Bu protokolde özellikle tazminat, çocukların velayeti, iştirak nafakası, yoksulluk nafakası ve mal rejimleri hususuna dikkat edilmelidir. Taraflar boşanma avukatına başvurması işte bu yüzden önemlidir. Tarafların imza attıkları protokol ve duruşma sırasında kabul beyanları artık boşanmayı ve beraberinde boşanmanın bütün sonuçlarını tesis edecektir. Bu nedenle maddi ve manevi anlamda hakların korunması için avukatından hukuki yardım alınması önemli olabilecektir.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="Anlaşmalı_Boşanma_Şartları_Nelerdir?">Anlaşmalı Boşanma Şartları Nelerdir?</h3>



<p>Türk Medeni Kanunu’nun 166. Maddesi gereğince; Evlilik birliğinin sarsılması durumunda, Evlilik en az bir yıl sürmüş olması temel şartıyla ve eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi usulü ile anlaşmalı boşanma davası açılabilir. Hakim anlaşmalı boşanma davasında tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklanıp açıklanmadığını tespit eder. Ayrıca hakimin anlaşmalı boşanmaya karar verebilmesi için boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hakim, gerekli görürse tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada değişiklikler yapabilir. Anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için söz konusu değişikliklerin taraflarca da kabulü gerekmektedir. Bu halde tarafların ikrarlarının hakimi bağlamayacağı hükmü uygulanmamaktadır.&nbsp;Türk Medeni Kanunu</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="Anlaşmalı_Boşanma_İşlemleri_Nelerdir_Nasıl_Yürütülür?">Anlaşmalı Boşanma İşlemleri Nelerdir, Nasıl Yürütülür?</h3>



<p>Türk Medeni Kanunu’nun 166. Maddesi gereğince; Evlilik birliğinin sarsılması durumunda, Evlilik en az bir yıl sürmüş olması temel şartıyla ve eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi usulü ile anlaşmalı boşanma davası açılabilir. Hakim anlaşmalı boşanma davasında tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklanıp açıklanmadığını tespit eder. Ayrıca hakimin anlaşmalı boşanmaya karar verebilmesi için boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hakim, gerekli görürse tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada değişiklikler yapabilir. Anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için söz konusu değişikliklerin taraflarca da kabulü gerekmektedir. Bu halde tarafların ikrarlarının hakimi bağlamayacağı hükmü uygulanmamaktadır.&nbsp;Türk Medeni Kanunu</p>



<p>Unutulmamalıdır ki; Türk Medeni Kanunu anlaşmalı boşanma davalarında boşanma iradesini taraflara sıkı sıkıya bağladığı için boşanma iradesi duruşmada avukatlıklar aracılığıyla açıklanamaz, taraflar avukatları ile temsil ediliyor olsa bile duruşmada bizzat kendileri boşanma iradesini açıklarlar.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="Anlaşmalı_Boşanma_Ne_Kadar_Sürer_Tek_Celsede_Boşanmak_Mümkün_Mü?">Anlaşmalı Boşanma Ne Kadar Sürer, Tek Celsede Boşanma Münkün mü?</h3>



<p>Tek celsede boşanma gerçekleşmesi için tarafların anlaşmalı boşanma davası açması gerekmektedir. Anlaşmalı boşanma davasının gerekli prosedürlerine uyulduğu takdirde hakim tek celse de boşanma kararı verecektir. Çekişmeli boşanma davalarında ise hakim öninceleme duruşması olan ilk duruşmada tanıkları dinlemeyi kabul ederse ve başkaca araştıralacak bir husus veya eksiklik kalmadığı takdirde hakimin evlilik birliğinin sarsıldığına kanaat getirmesi şartı ile boşanmaya karar verecektir. Bu şekilde tek celsede boşanma kararı alınabilmesi mümkündür. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="Çekişmeli_Boşanma_Davası_Nedir?">Çekişmeli Boşanma Davası Nedir?</h2>



<p>Çekişmeli boşanma davaları, genel boşanma davalarının bir çeşidi olarak kabul edilir. Eşlerin boşanma için birbirleriyle anlaşamaması ya da taraflardan birinin dahi boşanmak istememesi durumunda görülen boşanma davalarına çekişmeli boşanma davaları denir.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="Çekişmeli_Boşanma_Davası_Nasıl_Açılır?">Çekişmeli Boşanma Davası Nasıl Açılır?</h3>



<p>Çekişmeli boşanma davalarının açılma sürecinde eksiksiz ve hatasız boşanma dilekçesinin yazılması büyük önem taşır. Bu konuyu önceki yazımızda ayrıntılı olarak açıkladık. Özellikle belirtmek gerekir ki; Çekişmeli boşanma davalarının açılma sürecinde eksiksiz ve hatasız boşanma dilekçesinin yazılması büyük önem taşır. Delillerin de eksiksiz belirtilmesi ve eklenmesi gerektiği boşanma davasında delilleri bildirmek ve sunmak için düzenlenmiş olan kesin süreler bulunmaktadır. Ayrıca HMK madde 194 gereği, dayanılan vakıaların ispata elverişli şekilde somutlaştırması, dayanılan delillerin ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğinin açıkça belirtilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Söz konusu somutlaştırma yükü bulunan boşanma davalarında gerek vatandaş gerekse boşanma avukatları ayrıca davayı en ince ayrıntısına kadar incelemeli, dosyayı ve duruşmaları sıkı takip etmelidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="Çekişmeli_Boşanma_Kaç_Celsede_Biter?">Çekişmeli Boşanma Kaç Celsede Biter?</h3>



<p>Usul ekonomisi, yargılamanın belirlenen süre içinde ve düzenli yürütülmesini, gereksiz harcamaların önüne geçilmesini sağlar. Çekişmeli boşanma davalarının uzamasının sebebi de tarafların usul ekonomisine aykırı davranmasından kaynaklanmaktadır. Hakim bazı hususlarda taraflara işlemleri yerine getirilmesi için kesin süre ile sınırlar, bu durumda taraflar kendilerine verilen kesin sürede söz konusu iş ve işlemleri tamamlamak zorundadır aksi halde bazı haklarından yoksun kalacak, bazı delillerden vazgeçmiş sayılacak ve bazen de doğrudan davanın aleyhine sonuçlanmasına neden olacaktır. Hakim bir iş veya işlemin yapılması, tamamlanması hususunda tarafları kesin süre ile kısıtlamadığı durumlarda ise taraflar bazen kötü niyetli olarak bazen de umursamaz tavırları ile bahse konu işlemi aylarca yerine getirmemekte ve bu nedenle tek taraflı boşanma davası aylarca, bazen de senelerce uzamaktadır. Bu nedenle tarafların davanın tüm aşamalarında işlemlerini mümkün olduğu kadar kısa sürede tamamlaması ve mahkemeye de bu konuda yardımcı olması davanın kısa sürede belki de sadece 2 celsede tamamlanmasını sağlayacaktır. Bölge Adliye Mahkemelerinin kurulması ile birlikte artık boşanma kararları istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilmekte ve bu nedenle Bölge Adliye Mahkemelerine gönderilmektedir. Bölge Adliye Mahkemeleri ilk kurulduğunda neredeyse bir hafta içinde kararını yazıp dosyayı ilk derece mahkemesine göndermekteydi. Lakin yıllar içinde dosyaların yığılması nedeniyle artık çok daha uzun sürelerle sonuçlandırmaktadır. Bilinmesi gerekir ki HMK’nın 362. Maddesi gereği boşanma davalarında İstinaf Mahkemeleri tarafından verilen kararlar da temyize açıktır. Fakat boşanma davasında boşanmanın fer-i niteliğinde olan maddi ve manevi tazminat kararları ile iştirak ve yoksulluk nafakası gibi kararlara karşı da temyiz yolunun açık olması için her bir kararının ayrı ayrı kanuni temyiz sınırı üzerinde olması gerekir. Temyiz sınırı ise her yıl değişmektedir. Bu düzenleme usul ekonomisi ile doğrudan ilgilidir. İstinaf ve Temyiz haklarının kullanımından önce mutlaka ilgili düzenlemeler incelenmelidir. Ayrıca itiraz yoluna başvurmadan önce kararda yazan meblağın itiraz sürecince uğrayacağı değer kaybı da göz önüne alınması gerekmektedir. Bu hususta boşanma avukatları vatandaşları her ihtimali değerlendirmekte ve yol göstermektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="Boşanma_Kadın_Hakları">Boşanmada Kadın Hakları</h2>



<p>Boşanma davalarında her ne kadar kadın ve erkek eşit olarak yargılansa da mahkemece kadınların hayat şartları ve genel olarak yaşamış oldukları mağduriyetler göz önüne alınarak ‘kararda adaletsizliğe yer vermeyecek şekilde’ yargılama aşamasında bazı tedbir niteliğinde kararlara yer verilip kadınların ve müşterek çocukların yargılama aşamasında mağdur olmalarının önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Mahkemelerin yoğunluğu ve tarafların tecrübesizliği bazen tedbir niteliğindeki bu kararların alınmasını veya hızlı bir şekilde alınmasını güçleştirirken profesyonel boşanma avukatları süreci ve dosyasını doğru takip edip alınması gereken bu haklı kararları ise hızlı bir şekilde alınmasını sağlamaktadır. Bakıldığında kadınların en sık mağdur olduğu konu eşleri tarafından uygulanan hakaret, tehdit, aşağılama, psikolojik şiddet, fiziki şiddet, ekonomik şiddet ve geçim sıkıntısıdır. Bu nedenle mahkemece tedbiren ve talep doğrultusunda nafaka kararı, eş hakkında 6284 Sayılı Yasa kapsamında gerekli koruyucu ve önleyici kararlar verilmekte ve uzaklaştırma kararı tatbik edilmektedir.</p>



<p>Kadınların bu haklarının yanı sıra çok önemli bir hakları daha vardır ki o da müşterek küçük çocuğun anne bakım, sevgi ve şefkatine muhtaç olmasından dolayı anneye verilmesi konusudur. Elbette ki, baba tarafından müşterek küçük çocuğun annede kalmasını engelleyecek düzeyde kusur-ihmalkarlık itirazı ve iddiası halinde mahkemece koşullar değerlendirilir ve ispatı halinde müşterek çocuğun babaya verilmesine karar verilebilir. Yargılama esnasında yine mahkemece göz önüne alınacak diğer husus müşterek çocuğun yaşı, ihtiyaçları ve tarafların koşulları olacaktır. Bazen 4 yaşındaki çocuğun velayeti babaya verilebileceği gibi 15 yaşındaki çocuğun velayeti anneye de verebilir. Bu nedenle, müşterek çocukların menfaatlerinin en doğru şekilde gözetilebilmesi için profesyonel bir boşanma avukatından yardım almak gerekir. Eklemek gerekir ki, boşanma sürecinde, yargılama devam ederken alınan tedbir kararlarının, nafaka kararlarının ve geçici velayet kararları gibi kararların devamlılığı ve/veya aleyhe bir kararın esas kararla birlikte devam etmemesi için mutlaka dosya etkin bir şekilde takip edilmelidir.</p>



<p>Kadınların, mahkemece yargılama sonunda ulaşabileceği diğer bir hak, maddi ve manevi tazminattır. Diğer yazılarımızla maddi ve manevi tazminata hükmedilebilmesi için eşlerin kusur durumunu sizlere ayrıntılı olarak açıklamıştık. Özetle belirtmek gerekir ki, maddi ve/veya manevi tazminat talebinde bulunan eş lehine maddi ve/veya manevi tazminat hükmedilebilmesi için diğer eşin tam kusurlu veya ağır kusurlu olması gerekmektedir. Yani talep eden eş, boşanmak istediği eşten daha fazla kusurlu ise veya o eşle eşit kusurlu ise artık mahkemece maddi-manevi tazminata hükmedilemeyecektir. Bu nedenle mağduriyetin ve kusurun mahkeme önünde gereği gibi ifade edilmesi ve kanıtlanması gerekmektedir. Bu süreçte dikkat edilmesi gereken bir çok prosedür bulunmaktadır.</p>



<p>Herkesçe bilindiği üzere, ziynet eşyaları kadına aittir. Her ne kadar çoğu erkek bu kuralı kabul etmese de kuralların uygulaması karşı tarafın onayına bağlı değildir. Bu nedenle erkek tarafından ‘Altınlar-takılar benim hakkım, sana bir şey düşmez, benim ailem taktı, bir sürü masraf yaptık, ona harcadım’ gibi sözleri kadını yanıltmamalıdır. Sadece ‘Altınım-takım vardı, kocam aldı vermedi’ gibi sözcükler de kadını bu altınlara kavuşturmamaktadır, bunun yanında kadın nişanda, sözde, kınada ve düğünde takılan tüm altın, pırlanta, para gibi tüm ziynetlere kavuşmak için öncelikle ispat yükünü yerine getirmelidir. Bu süreçte dikkat edilmesi gereken bir çok prosedür olup tüm bunlar için yine uzman boşanma avukatına başvurmak en doğru karar olacaktır.</p>



<p>Evlilik birliği içinde edinilmiş mallar ise boşanma sürecinde tarafların belki de en çok endişe duyduğu konudur ve çoğu evlilikte koca üzerine kaydedilmiştir. ‘Eşimden boşanmak istiyorum, evlilik birliği içinde ev-araba gibi mal aldık’ diyorsanız anlaşmalı boşanma yoluyla da almak mümkün değilse mutlaka boşanma davası yanında mal rejiminin tasfiyesi davası dediğimiz katkı-katılım payı alacağınıza dair mal paylaşımı davası açmalı ve şartlar dahilinde ilgili mal varlığına tedbir konulması sağlamalısınız. Çünkü, eşiniz bu süreçte malları kaçırabilir ve sizi bu haklarınızdan mahrum etmek isteyebilir. Türk Medeni Kanunu, 2002 yılında değişmiş olup kural olarak durum şu şekildedir, eğer eşler farklı bir mal rejimi belirlememiş iseler, yasal mal rejimi olarak 2002 yılı öncesi mal ayrılığı ilkesi; 2002 yılı sonrası ise edinilmiş mal rejimi kabul edilmektedir. Yani bir mal 2002 yılı öncesi ve evlilik birliği içinde edinilmiş olması koşulluyla adına kayıtlı olan kişinindir. Diğer eş katkısı olduğunu iddia ediyorsa bunu kanıtladığı takdirde katkısı oranında hak sahibi olacaktır. İspat için; ziynet eşyaları, miras malları ve çalıyorsa maaşı değerlendirme konusu olacaktır. 2002 yılı sonrası için ise bir mal, evlilik birliği içinde edinilmiş olması koşulluyla o mal üzerinde eşler eşit oranda hak sahibidirler. Yine bu malın kişisel mal ile elde edilmiş olduğunun iddiası varsa iddia eden bu iddiasını ispat etmek zorundadır. Karşı tarafın bu malı devretmemesi için ise öncelikle şartları oluştuysa mal üzerinde ya aile konutu şerhi konulmalıdır ya da davanın açılması ile beraber bu mal üzerine hızlıca devri önleyen tedbir kararı koydurulmalıdır. Eklemek gerekir ki eşiniz bu malı kaçırdıysa yani 3. Şahsa devrini sağladıysa bu hususta açılacak dava ile bu malı kurtarmak ve haklarınıza kavuşmak mümkündür. Bu nedenle süreci doğru yönetmek, delil ve iddiaları doğru bir şekilde iletmek, haklarınıza kavuşabilmek, mağdur olamamak ve doğru zamanda doğru işlemi yapmak için mutlaka bu konuda ilgili tüm mevzuata, düzenlemelere, esasa ve usule ilişkin kurallara dikkat etmek gerekmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="İddet_Süresi_Nedir?">İddet Süresi Nedir?</h2>



<p>Türk Medeni Kanunu’na göre yeni bir evlilik için öncelikle önceki evliliğin sonlamış olması gerekir. Yasa koyucu bu hususta kadın için bir şart daha aramaktadır ki o da iddet süresi, iddet müddeti olarak da bilinen bekleme süresidir. Türk Medeni Kanununda iddet müddeti 132. Maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; Kadının yeniden evlenebilmesi için Evliliğin sona erme tarihinden başlamak suretiyle üç yüz gün geçmesi gerekmektedir. Kadının boşandığı eşinden hamile olması durumunda kadının hiçbir süreye bağlı kalmaksızın başka biriyle evlenmesi, doğuracağı çocuğun babasının kim olduğu hususunda karışıklık çıkaracak ve bu durum hem aile hem toplum düzenini olumsuz yönde etkileyecektir. Yasa koyucu bu karışıklığı engellemek amacıyla düzenlediği bu üçyüz günlük süreye iddet süresi denir.&nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="İddet_Süresi_Hangi_Koşullarda_Sona_Ermektedir?">İddet Süresi Hangi Koşullarda Sona Ermektedir?</h3>



<p>Türk Medeni Kanununun iddet süresini düzenleyen 132. Maddesine göre;&nbsp; iddet süresi üç farklı şekilde sona ermektedir. İlk yol yeni evlilik yapacak kadın Aile mahkemesinden iddet süresinin kaldırılmasını talep etmesidir. Bu durumda kadının önceki evliliğinden hamile olmadığının doktor raporu ile kanıtlanması ile mümkündür.&nbsp; Kadın hamile olmadığını doktor raporuyla kanıtladığı takdirde aile mahkemesince iddet süresini kaldırılır. İkinci yol ise kadının boşandığı eşiyle yeniden evlenmek istemesi ve birlikte aile mahkemesine iddet müddetinin kaldırılması için başvurulmasıdır. İddet müddetini sona erdiren diğer bir yol ise&nbsp; üç yüzlük&nbsp; bu sureyi hiçbir başvuru yapmadan doldurmasıdır. Kadın hamile ise doğurması halinde de bu süre sona ermektedir. Bu suretle doğum yapan eş üç yüz günlük iddet süresinin dolmasını beklemeden yeni evlilik gerçekleştirebilecektir.</p>



<p>Kadının iddet süresini sona erdirmeden ya da mahkeme kararı ile kaldırılmasını sağlamadan evlenmesi mümkün değildir. İddet süresi kaldırabileceğinden dolayı Türk Medeni Kanununda kesin evlenme engeli olarak düzenlenmemiştir. Fakat kadının bu süre içinde evlenmesi evliliğin iptaline neden olmaktadır. Bu nedenle yeni evlilikten önce aile avukatına başvurularak iddet süresi kaldırılmalıdır.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="İddet_Süresinin_Amacı_Nedir">İddet Süresinin Amacı Nedir?</h3>



<p>Kadının boşandığı eşinden hamile olması durumunda kadının hiçbir süreye bağlı kalmaksızın başka biriyle evlenmesi, doğuracağı çocuğun babasının kim olduğu hususunda karışıklık çıkaracak ve bu durum hem aile hem toplum düzenini olumsuz yönde etkileyecektir. Yasa koyucu bu karışıklığı engellemek ve boşanan kadının doğuracağı çocuğun nesebitinin sağlanması amacıyla Türk Medeni Kanununda 132. Maddesinde boşanan kadının boşanma tarihinden itibaren üç yüz gün içinde evlenmesini sınırlayan iddet süresinin amacı olarak düzenlemiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="İddet_Süresi_Nasıl_Kaldırılır?">İddet Süresi Nasıl Kaldırılır?</h3>



<p>İddet süresinin kaldırılmasına dair hükümler&nbsp; ‘kadının bekleme süresi’ başlığı altında Türk Medeni Kanununun 132. Maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; iddet süresi hakim kararı ile kaldırılabilmektedir. İddet süresinin kaldırılması davası çekişmesiz yargı işlerindendir. Her ne kadar çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesi ise de 4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4. Maddesine göre, kadının iddet müddetinin kaldırılması davasında görevli mahkeme Aile Mahkemesi olarak belirlenmiştir. Yetkili mahkeme ise talepte bulunan kadının oturduğu yer mahkemesidir (6100 S. K. m. 383, 384). Yeni evlilik yapacak kadın bu davayı bizzat kendisi açabileceği gibi özel vekalet ile avukatı aracılığıyla açabilmektedir. İddet müddetinin kaldırılması davası için öncelikle bu talebi içeren dilekçe hazırlamak ve bu dilekçeye nüfus cüzdanı fotokopisi ile kesinleşmiş boşanma ilamı eklemek gerekir. Hazırlanan dosyanın kadının oturduğu yer Aile mahkemesi tevzi bürosunca sunulması, gerekli harçların ve marsafların ödenmesi gerekir. Tüm bunlardan sonra tevzi bürosunda dosya mahkemesine tevzi edilir ve dava açılmış olur. Hakimin iddet müddetini kaldırabilmesi ise için Kadının önceki evliliğinden hamile olmadığının doktor raporu ile kanıtlanması gerekir. Bu nedenle açılan dava ile mahkeme, kadının hamile olup olmadığın tespiti için hastaneye sevk eder ve rapor talep eder, aile mahkemesi hakimi kadının hamile olmadığına dair raporun gelmesi üzerine iddet süresinin kaldırılmasına karar verir.</p>



<p>TMK 132. Maddeye göre Kadının iddet müddeti, boşandığı eşiyle yeniden evlenmek isteyen tarafların birlikte aile mahkemesine başvurusu ile de mümkündür. Yine aynı şekilde boşandığı eşiyle yeniden evlenmek isteyen tarafların bu hususta oturdukları yer aile mahkemesine başvurması ve gerekli evrakların tamamlanması gerekmektedir. Böylelikle kadının iddet müddeti kaldırılmış olur. İddet müddetinin kaldırılması davası her ne kadar çekişmesiz yargı işlerinden olsa da uygulamada mahkemelerin iş yoğunluğunu ve rapor durumunu öne sürerek süreci uzattığına çok rastlanmaktadır. Davanın hızla sonuçlanması ve evlenme sürecinin planlandığı gibi yürütülmesi için gerek vatandaş gerekse aile avukatları tarafından davanın sıkı takip edilmesi oldukça önemlidir. </p>



<h3 class="wp-block-heading" id="İddet_Süresinin_Kaldırılması_İçin_Gerekli_Olan_Evraklar_Nelerdir?">İddet Süresinin Kaldırılması İçin Gerekli Olan Evraklar Nelerdir?</h3>



<p>İddet süresinin kaldırılması için gerekli olan evraklar; kadın boşandığı eşinden başka biri ile evlenecekse sadece kendisi, boşandığı eşiyle yeniden evlenecek ise eski eşiyle beraber oturulan yer aile mahkemesi tevzi bürosuna sunulmak üzere bu hususta yazılacak dilekçe ekine kimlik fotokopisi ve kesinleşmiş boşanma ilamının eklenmesi ve ayrıca tevzi olunan mahkemeye süresinde hamile olunmadığına dair doktor raporunun sunulması gerekmektedir. Mahkeme tüm bu gerekli evraklar tamamlandığı takdirde iddet süresinin kaldırılmasına karar verir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="Boşanma_Süreci">Boşanma Süreci</h2>



<p>Boşanma, eşler arasında bir çok zaman gündeme gelebilen bir konudur. Bazı eşler bir anlık sinir harbi ile boşanmayı gündeme getirse de bazı eşler ise büyük tartışmalar sonucu zor bir karar vererek boşanmak ister. Aile, kutsal bir kurum olmasına rağmen eşler bir çok nedenle boşanma aşamasına gelmektedir. Bunlar; şiddetli geçimsizlik, fikir uyuşmazlığı, sürekli tartışma, hakaret, tehdit, fiziki şiddet, psikolojik şiddet, güven sarsıcı hareketler, evliliğin yüklediği yükümlülükleri ihlal gibi genel nedenler olabileceği gibi akıl hastalığı, hayata kast, onur kırıcı veya pek kötü davranış, aldatma, terk, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme gibi özel sebepler de olabilmektedir. Uygulamada boşanma sebeplerinden hepsi ile karşılamaktayız ve bazı evlilikler kurtarılabilirse de bazıları da var ki her iki tarafın ve müşterek çocukların huzur ve mutluluğu için evlilik birliğinin sonlanması en doğru karar olmaktadır. Fakat ister kadın ister erkek olsun eşler açısından boşanma süreci her zaman kolay olmamaktadır. Boşanma süreci hem hukuki hem de psikolojik olarak tarafları yormaktadır. arafların mağduriyetleri en doğru şekilde mahkeme aktarması, maddi-manevi talepleri ve tüm mağduriyetleri tüm delilleri ile birlikte olması gereken hukuki süre ve süreç içinde mahkemeye profesyonel bir şekilde iletilmeli, işlemler zamanında yapılmalı, ispat yükü yerine getirilmelidir. Aksi takdirde bir taraf son derece haklı ve mağdur olsa dahi o dava kaybedilebilir. Yine aynı nedenle, yüksek mahkemenin belki de kesinlikle bozacağı aleyhe bir karar yanlış veya hatalı işlemler nedeniyle yine aleyhe olarak onaylanabilir.</p>



<p>Velayet davalarındaki karar aşamasında söz konusu çocuğun yararı ilk karar etkenidir. Çocuğun yararını belirlemekte ise birkaç etken bulunur. Bunlar; kişisel ve fiziksek gelişim için şartların iyileştirilmesi, sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sağlanmış olmasıdır. Bu aşamada asıl kriter çocuğun gelişimi için en iyi şartların hangi tarafça sağlanabiliyor oluşudur. Tüm bu koşulların yanında dava süresince gerçekleşen davranışlar da göz önünde bulundurulabilir.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="Velayet_Davası_Avukatı">Velayet Davası Avukatı</h2>



<p>Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. maddesi ile Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3 ve 6. maddeleri, İç hukuk tarafından yeterli idrake sahip olduğu kabul edilen çocuklara, kendilerini ilgilendiren davalarda görüşlerini ifade etmeye olanak tanınmasını ve görüşlerine gereken önemin verilmesi gerektiğini öngörmektedir. Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde görüşlerinin aksine karar verilmesi mümkündür. Velayet hususu, çocukları ilgilendiren konuların en başında gelir.&nbsp;Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi</p>



<p>Mahkemece çocuğun anılan yararları hususunda &nbsp;araştırma yapılmalı ve rapor aldırılmalıdır. Uzman kişilerce yapılacak araştırma ve rapor ile &nbsp;annenin müşterek çocuğun gelişiminin sağlayabileceği ve devam ettirilebileceği bir ortam oluşturduğu,&nbsp;çocuğun&nbsp;doğumundan itibaren yanında bulunduğu, bakım ve gözetimi ile ilgili olarak maddi ve duygusal gereksinimlerini karşılamaya çalıştığı ve bu suretle anne ile &nbsp;müşterek çocuk arasında kuvvetli bir bağ oluştuğu hususunda görüş bildirse dahi babanın koşulları da aynı şekilde araştırmalı çocuğun&nbsp;üstün yararı ilkesi gereğince hangi ağır basıyorsa o tarafa bırakılmalıdır. Uygulamada bazı aile mahkemeleri herhangi bir araştırma yapmadan doğrudan çocuğun ana bakım ve şefkatine muhtaç olduğu gerekçesi ile anaya bırakıyorsa da bu durum çocuğun üstün yararı ilkesine aykırı bulunmaktadır. Bu nedenle özellikle çocuğun üstün yararı saptanmalıdır.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="Çocuğun_Velayeti_Hangi_Durumlarda_Babaya_Verilir?">Çocuğun Velayeti Hangi Durumlarda Babaya Verilir?</h3>



<p>Velayetin kime verileceğine karar verilirken çocuğun üstün menfaati göz önünde bulundurulur. Eğer çocuğun menfaatleri velayetin babaya verilmesini gerektiriyorsa velayet babaya verilir. Ancak küçük yaştaki çocuklar anne bakımına ve şefkatine ihtiyaç duyduğundan velayetleri çoğunlukla anneye verilir. Küçük yaştaki çocukların velayeti çocuğun sağlığını ve psikolojisini etkileyecek istisnai durumlar söz konusu ise babaya verilebilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="Velayet Değiştirilmesi Davası">Velayet Değiştirilmesi Davası</h3>



<p>Velayete ilişkin kararlar kesin hüküm değildir, şartlardaki değişikliklerle birlikte velayet de değiştirilebilir. Velayet değişikliğinin söz konusu olabilmesi için velayeti elinde bulunduran tarafın ya da çocuğun durumunda esaslı değişiklikler olması gerekir. Velayet&nbsp;değiştirilme davasını açarak velayeti almak isteyen tarafın değişikliğin çocuğun menfaatine olacağını kanıtlaması beklenir. Velayet&nbsp;değiştirilmesi davası süreye tabi değildir, gerekli şartlar oluştuğu anda açılabilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="Boşanmada_Maddi_ve_Manevi_Tazminat">Boşanmada Maddi ve Manevi Tazminat</h2>



<p>Bir eşin &nbsp;maddi tazminat talebinde bulunabilmesi için kusursuz ya da diğer tarafa nazaran daha az kusurlu olması gerekmektedir. Bununla birlikte belirtilen boşanma nedeni ile mevcut ve beklenen menfaatlerin zedelenmiş olması gerekmektedir. Yani maddi tazminatın amacı boşanma sebebiyle ortaya çıkan zararın tazminidir. Dayanılan boşanma sebebi ve söz konusu olayların eşin kişilik haklarına zarar vermesi durumunda o eş manevi tazminat da talep edebilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="Boşanmada_Tazminat_Nasıl_Talep_Edilir">Boşanmada Tazminat Nasıl Talep Edilir?</h3>



<p>Boşanmada tazminat talebi için kanunun öngördüğü şartların öncelikle yerine getirilmesi gerekir. Uzman boşanma avukatı tarafından hazırlanması gereken boşanma dilekçesiyle taraflar tazminat talebinde bulunduklarını beyan ederler. Dilekçede yer almayan boşanma talepleri için bazı şartların dahilinde ve kurallar çerçevesinde dava süresince de yeni talep oluşturulabilir. Lakin iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi ilkesi dikkat edilmesi gerekmektedir. Bu durumda ıslah talebinde bulunmak bazı durumlarda ise bazı koşulların varlığı dahilinde yeni dava açarak aynı dava içine birleştirilmesini de istemek gerekebilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="Boşanmada_Tazminat_Miktar_Nasıl_Belirlenir?">Boşanmada Tazminat Miktarı Nasıl Belirlenir?</h3>



<p>Boşanma tazminatının belirlenmesindeki en önemli kriter tarafların bu sürede gördüğü mağduriyettir. Yaşanılan mağduriyetin ölçüsü tazimat miktarının belirlenmesinde yön gösterici konumdadır.</p>



<p>Boşanma davalarındaki tazminat ücreti için ayrıca tarafların maddi güçleri de önemlidir. Tarafların maddi güçlerinin belirlenmesi bu aşamada önem taşır. Yaşanan mağduriyetler, ödeme gücü, manevi tazminatta zenginleşmeme esası gibi etkenler doğrultusunda sağlıklı bir karara varılarak ne kadar tazminat alabilirim sorusu cevap bulacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="Boşanma_Davası_Nasıl_Düşer?">Boşanma Davası Nasıl Düşer?</h2>



<p>Hukukumuzda davanın düşmesi esasen ceza davaları için kullanılmakta olup halk dilinde ise hem ceza hem de hukuk davaları için kullanılmaktadır. Bu anlamda bir boşanma davasının düşmesi esasen tarafların davayı takip etmemesi veyahut açılan davadan feragat edilmesi ile mümkündür. Eğer davacı davasından vazgeçmiyor, feragat etmek istemiyorsa ya da tarafların bu hususta anlaşması olduğu halde dosyanın hızlı bir şekilde kapatılması isteniliyorsa yapılacak işlemi tespit etmesi gerekmektedir. Ayrıca tarafınıza karşı açılmış boşanma davasının lehinize sonuçlanmasını istiyorsanız davacının iddiasını çürütecek delilleri tespit edip süresinde mahkemeye bildirmeniz gerekmektedir. Uygulamada boşanma davasında en çok başvurulan delil tanık delili olup taraflar çoğu zaman hukuka aykırı bir şekilde tanıkları yönlendirmekte ve yalan tanıklık yaptırmaktadırlar. Bu hususta hakimin gerçeği tespit edebilmesi için tarafın tanıklara bazı sorular yöneltilmesi gerekmektedir. Soruların nasıl sorulacağı ve içeriğinin nasıl olması gereği kanunda düzenlenmiş olup hakim bu hususta hatayı kabul etmemekte ve belki de ağzınızdan çıkacak olan en can alıcı soru yönteminizin yanlış olmasından ötürü engellenmektedir. Bu halde avukat olmadan dinlenilen tanıklar çoğu zaman gerçeği saptırmakta ve davanın aleyhinize sonuçlanmasına neden olmaktadır. Bunların engellenmesi için hukuki yardım almanız adaleti sağlamada yardımcı olacaktır. Bu nedenle Aile hukuku kurallarına başvurmak dosyanın hızlı ve doğru bir şekilde takip edilmesini sağlanacaktır. </p>



<h2 class="wp-block-heading" id="Boşanma_Davası_İptal_Edilir?">Boşanma Davası Nasıl İptal Edilir?</h2>



<p>Boşanma davasının iptal edilmesi için kural olarak davayı açan eşin davadan feragat etmesi gerekmektedir. Boşanma davası açıldıktan sonra tarafların barışması ve boşanmadan vazgeçmek istemeleri üzerine davanın iptal edilmesi dosyanın takip edilmemesi ile de mümkündür. Taraflar bu durumda feragat veya davanın açılmamış sayılması kararı dolayısıyla bir takım masraflarla karşılaşabilecektir. &nbsp;Eğer davacı davasından vazgeçmiyorsa boşanma talebinin reddedilmesi için bazı hususlara dikkat edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle boşanma avukatına başvuru ile dosyanın hızlı ve doğru bir şekilde takip edilmesi sağlanacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="Boşanma_Davasında_Alınabilecek_Tedbirler_Nelerdir?">Boşanma Davasında Alınabilecek Tedbirler Nelerdir?</h2>



<p>Boşanma davalarında eşlerin barınması, geçimi, eşlerin mallarının yönetimi ve çocukların bakım ve korunması için gerekli ve geçici tedbirleri alınması zorunlu olup bu husus da taraflar talep de bulunma da dahi hakim tarafından re’sen göz önüne alınmaktadır. Gerekli tedbir ve önlemlerin alınabilmesi için hakim tarafından sosyal ve ekonomik araştırmalar yaptırılır ve eşler ve çocuklar bu suretle korunur.</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="Boşanma_Davası_Açma_Ücreti_2022">Boşanma Davası Açma Ücreti 2026</h2>



<p>Boşanma davaları, Türk Medeni Kanunu ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu doğrultusunda yürütülmektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 323. Maddesinde yargılama giderlerini belirlemiş olup boşanma davası masraflarını da bu madde kapsamında açıklayabiliriz. HMK 323. Madde ve TMK kapsamında yargılama giderleri özetle, Başvurma harcı, vekalet harcı, peşin harç, gider avansı ve vekalet pulu olarak belirlenmiştir. Davanın sonucuna göre bu masraflara Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti, karar ilam harcı da eklenebilmektedir. HMK madde 326’ya göre yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilmektedir. Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştıracaktır. Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilmektedir. Davaların boşanma avukatı ile takip edilmesi külfet olarak düşünülse de avukatın hukuki yardımı ile davada hakların korunması sağlanacaktır. Dolayısıyla davada masraflar, hakkında aleyhe karar hüküm tesis edilen tarafa yüklenilecek olup bu şekilde davayı kazanan taraf tüm bu masraflardan kurtulmuş olacaktır.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="Boşanma_Davası_Avukatı_Ücreti">Boşanma Davası Avukatı Ücreti</h3>



<p>Boşanma avukatı ücreti, Avukatlık Ücret Tarifesinde belirlenmiş olup ayrıca boşanma avukatı ile yapılacak olan avukatlık ücret sözleşmesi ile de belirlenebilmektedir. </p>
<p><a href="https://www.sezginhukuk.org/bosanma-avukati/">Boşanma Avukatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sezginhukuk.org">Sezgin Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
